20 Haziran 2016 Pazartesi

Raghuram Rajan'a Teşekkürlerimle...

Hindistan Merkez Bankası'nın 53 yaşındaki Başkanı Raghuram Rajan, 3 yıllık ilk döneminin ardından bankadaki görevine devam etmeyeceğini 18 haziran günü kamuoyu ile paylaştı. IMF'nin eski başekonomisti Rajan'a para politikalarının ve merkez bankalarının siyasi erkler karşısında popülizme yenildiği 2008 krizi sonrası dönemde enflasyon ile mücadeleyi ve reformların gerekliliğini yeniden bizlere hatırlattığı için büyük bir teşekkür borçluyuz.

Rajan'ın eylül 2013 tarihinde başlayan merkez bankası görevi 3 yıl sonra kendisi tarafından alınan bir karar ile son buldu. Böylece Başkan, 90'lı yılların ardından banka içerisindeki görevine ikinci dönemde devam etmeyen ilk isim oldu. Hindistan'da siyasi kesim tarafından sert eleştirilere maruz kalan Rajan, ülke dışında küresel iktisadın önemli isimleri ve kurumları tarafından büyük bir övgü ve saygı ile anılıyor.

2013 ylında göreve geldiğinde enflasyonu kısa vade içerisinde yenerek başarılı olmanın ana şartını IMF kökenli olması nedeniyle ortodoks para politikaları uygulamak olarak belirten Rajan, büyümeden feragat ederek enflasyonist baskıları def etmenin yolun sonunda kendiliğinden gelecek büyüme ivmesi ve yabancı fon akışının oluşacak güvene dayalı ülke içerisine hareketini tüm dünya para otoritelerine bir kez daha ispatlamış oldu. 2012 yılında 12 aylık ortalama enflasyonun %9.37 olduğu ülkede 2013 yılı rakamı %9.85, 2014 yılı %6.71 ve 2015 yılı ise %4.91 ortalama seviyeler ile sonlandı. 3 yıllık döneminin ilk aylarında politika faiz oranını %7.25'ten 2014 ocak ayında %8'e kadar yükselterek sıkı para politikası duruşu sergileyen Başkan, "Kırılgan 5'li" olarak tanımlanan Fed'in faiz artırım sürecinden en fazla olumsuz etkilenmesi beklenen ülkeler arasında bulunan Hindistan'ı güvenli bir şekilde ile fırtınalı süreçten çıkarmayı başardı. Görev süresi boyunca politika faiz oranında 75 baz puan artışa giden Raghuram Rajan, nisan 2016 itibarıyla aynı dönem içerisinde 150 baz puan indirim yaparak nette görevi devraldığı güne kıyasla 75 baz puan aşağıda bir politika faizi ile çantasını toparlamaya hazırlanıyor. Bu resim dahi bizlere sıkı para politikası ve enflasyon ile mücadelenin hatırlandığı ülkelerde başarının orta ve uzun vadede nasıl da altın tepsi içerisinde politikacılara sunulmuş bir siyasi başarı nedeni olduğunu anlamamıza yeterli olmaktadır sanırım. Ancak söz konusu durum Hindistan'da da yeterli görülmedi ve sıklıkla reform çağrısı yapması nedeniyle Rajan, siyasi kanadın sert ve acımasız eleştirilerine karşı savunmasız kaldı. Saygın iktisatçı döneminde ülkenin ortalama büyüme performansı 2014-2015 yılları arasında yıllık %7.2 düzeyinde gerçekleşti. Anlamak açısından kolaylık sağlaması amacıyla tekrar belirtmek gerekirse; enflasyon ile mücadele kapsamında uygulanan sıkı para politikalarının meyveleri, orta ve uzun vadede büyümenin katma değerli bir şekilde gerçekleşmesine imkan tanıyabiliyormuş. 

Ülke para birimi reel efektif kur olarak 2014-2015 yılları arasında kontrollü bir şekilde %6.1 değer kaybederken, aynı dönem içerisinde Brezilya reali %7.7, Endonezya rupisi %6.4, Türk lirası %8.3 ve Güney Afrika randı ise %5.5 değer kaybı sergiledi. Söz konusu "kırılgan 5'li" üyeleri arasında para birimi zayıflarken büyüme oranı en yüksek ülke ilginçtir (!) Hindistan oldu.

Rajan'a iktisadi gerçekleri acımasız siyasetçiler karşısında dünya kamuoyuna yeniden hatırlattığı için kocaman bir teşekkür borçluyuz. Değerli Başkan, iyi ki 3 yıl önce Hindistan'da dönemin siyasetçileri tarafından bir kurtarıcı olarak görülerek göreve getirildin ve bizler de seni geç de olsa tanıma şansına sahip olduk. Ve yine iyi ki bugünün siyasetçilerine karşı kendini ve ekibini ezdirmedin ve göreve devam etmedin.

Saygı duyulan bir yönetici, siyasetçi, iktisatçı ya da ünvanı her ne ise onu olmak çok kolay bir yoldan geçmiyor. Başarılı yapılan her iş ilk etapta eleştiriliyor ve kolay olarak ifade ediliyor. Sonuç? Aynı dönem içerisinde Merkez Bankası'nın eski başkanı Eedem Başçı'nın maruz kaldığı eleştiriler ve para politikasında atılması gereken adımların nasıl ertelendiğini düşünün. Evet, tam da onlardan bahsetmeye çalışıyorum.

Raghuram Rajan, 2016 eylül dönemi itibarıyla akademik hayatına geri dönüyor.

14 Haziran 2016 Salı

Fiyatlamalarda Anomali Alışkanlığı Etkisi

Tartışmasız 1930 krizi gerek etki alanı, gerekse bıraktığı derin izler bakımından 2008 krizinin ilerisinde tanımlanabilecek bir konuma sahiptir. Büyük Buhran sonrasında Keynesyen politikaların önemi fark edildi, krizden çıkışın anahtarı olarak harcamalar ve kamu faktörü ön plana çıkmaya başladı.

2008 krizinin ABD nezdinde 1930 etkisi yaratmaktan uzakta bir konumlamaya sahip olmasının en önemli nedeni, krizin, olağandışı olarak tanımlanması ve bu kapsamda para politikalarının devreye sokulması kararının ivedilikle alınıp uygulamaya konulmasıdır. Kriz ile tanıştığımız "para politikalarında olağandışı adımların atılması ve merkez bankalarının faktörü" konusunun mayıs 2013 tarihinde dönemin Fed başkanı Ben Bernanke tarafından yapılan normalleşme yönlü adımları atabiliriz açıklaması ile birlikte en zorlu fazını aşmakta epey güçlük çekeceğimizin yeni yeni farkına varıyoruz. Belki de bir çoğumuz henüz bu fazın ne anlama geldiğini anlamakta başarılı olamadı, bilemiyorum.

Ben bu fazı finansal varlıkların fiyatlanmasında ortaya çıkan anomali ve "fast food" türü pozisyon alınması şeklinde tanımlıyorum. Küresel piyasalar, dünyanın her köşesinden ayrı zaman dilimlerinde gelen benzer yönde atılan para politikası adımlarını tek bir amaca hizmet eder şekilde yorumluyor ve limitleri zorlarcasına pozisyon almaya çalışıyor. Anlatmaya çalıştığım konuya verilebilecek en basit örnek negatif faiz uygulamasını ve genişlemeci para politikası tutumunu gözünü kırpmadan yürürlüğe sokan BoJ'a rağmen güvenli liman tercihi nedeniyle portföylerde ağırlığı artırılan Japon yenidir. Örnek tam anlamıyla nedir? Paranızı merkez bankasına park etmeniz karşılığında üzerine ek bir maliyete katlanmak zorunda olduğunuz, kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranının yerel para birimi cinsinden %200'lü seviyeleri geçtiği, iç tüketimin canlanmaktan uzak, 90'lı yıllardan bu yana likidite tuzağına düşmüş ve enflasyon yaratabilme çabalarında defalarca başarısız olmuş bir ülkenin para birimi pozisyonlarının portföylerde artırılması, üstelik bu durumun ABD doları karşısında her geçen gün artarak devam etmesidir. Demek ki örnek neymiş? Devasa büyüklükteki parasal genişleme adımlarına rağmen değer kazanan yerel para biriminin fiyatlamasında anomali konusunun ne olduğuymuş.

Gelelim bir diğer anomali konusunun ne olduğuna... Mayıs 2013 tarihinden bu yana başta gelişmekte olan ülke para birimleri olmak üzere para piyasalarının fiyatlamasında tam karşılığı bu olmasa da gizli bir devalüasyon devrimi yaşanmakta. Ben Bernanke'nin sonsuz parasal gevşeme kavramının olmadığını hatırlatması sonrasında yeryüzünde iflas etme riski en düşük ülke olan ve bu nedenle de güvenli liman olarak ilk akla gelen para birimi konumuna sahip ABD dolarında çapraz kur işlemleri yolu ile değerlenme söz konusu. Bu değerlenme sürecinden Türk lirası da gerek ulusal merkez bankasının atması gereken para politikası adımlarındaki zamanlama hatası yüzünden, gerek bir takım makroekonomik sıkıntıları yüzünden, gerekse de jeopolitik ve iç siyaseten oluşan sorunları kaynaklı ciddi derecede negatif etkilendi. Türk lirası dünya üzerinde ABD doları karşısında değer kaybeden tek para birimi miydi? Elbette hayır. Ancak sürecin yönetilmesinde en doğru para birimi olduğunu söylemek de maalesef mümkün değil. Konuyu çok dağıtmadan anomali konusunun diğer kısmından söz etmek gerekirse; sabit düşünce, Fed kaynaklı haber akışının faiz artışına işaret etmediği ortamda risk algısının artırılması, tersi durumda ise azaltılarak güvenli liman tercihinin dikkate alınmasıdır. Bu sabit düşünce ne zamandan beri hakimdir? Esasen bana göre en ciddi çıkış noktası mayıs 2013'tür. Sonrası dönemde tek kelime ile ok yaydan fırlamış durumdadır.

Fed'e dair anomali bizleri öyle bir noktaya sürüklemiştir ki gerçekleri gördüğümüz halde reel olanı ifade etmekten kimi zaman aldığımız pozisyona inanmaya başlamamızdan, kimi zamansa arka planda başka senaryoları birleştirebilir miyiz sorusuna yanıt aramayı istememizden ötürü süreç fasit daireye dönüşmüştür. Daha basitleştirecek olursak; kalem kalem açıklanan ABD ekonomisine dair verilerden pozisyonumuza ve/veya yazıp çizdiklerimize uygun olanları üzerinden yorum yapıyor, 1 gün önce resesyona sürüklediğimiz dünyanın en büyük ekonomisini bir gün sonra suyun akışına göre nispeten iyi olarak tanımlayabiliyoruz. Bu durumun açıklaması nedir? Bal gibi anomalidir, bilgisizliktir, realiteden gözü kapalı, ardına bakmaksızın uzaklaşmaktır. 

Yurtiçi piyasalarda merkez bankasının faiz indirimi sürecine devam edeceği yorumunun gündemin en popüler maddesi olduğunu bilir, ABD ekonomisi verilerini  bilerek yanlış okumak ister ve Fed faiz artırmaz, TCMB faiz indirir denklemini kurarak sonuca ulaşmaya çalışırız. 

Anomalinin, suyun akışına göre yorum yapmanın, akşamdan sabaha yatırım uzmanı olarak konumlandırılmanın göbeğinde, 1 dakika içerisinde alınan "fast food" vari pozisyon kararlarının sonuçlarını beklemenin çaresizliğinde realiteyi arıyoruz. 

Çok okuyunuz, en doğruyu arayınız, aynı hatada defalarca ısrar etmeyiniz. Devir anomalinin, bilgisizliğin prim yaptığı ancak kalıcı olmayacağına, iyinin mutlaka bir şekilde ayrışacağına inandığım devirdir.