Enflasyon hedeflemesi ile birlikte TCMB zor, zor olduğu kadar da kredibilitesini yükseltecek en doğru yolu tercih etti. Dünya üzerinde enflasyon hedeflemesini büyük merkez bankalari ve onlarin bağli olduklari ekonomiler uygularlar. Mesela ABD'de Federal Reserve tarafindan %2 seviyesinde bir tüketici fiyat seviyesi hem arzulanmakta hem de hedef olarak piyasalarin önüne konulmaktadir. Türkiye, 2001-2005 yillari arasinda krizden çikiş sürecinde örtük enflasyon hedeflemesini uygulamaya çalişirken global konjoktürün de etkisi ile birlikte nispeten fiyat gelişmelerini kontrol altina almayi başardi. 2006 yilinda ise resmen enflasyon hedeflemesi para politikasinin direksiyonunda oturan Merkez Bankasi tarafindan uygulamaya konuldu. O günden sonra da %10 seviyesinin altinda %5 seviyesinin üzerinde patika yapip duran bir tüketici fiyati oluşumuna seyirci olduk. Hedef tutmamakla birlikte kayitli bir ekonomide sayginliği artirmak açisindan her zaman önemini korudu.
(hedefi tutturamamayi başarisizlik saymakla birlikte mantiken her daim masada olmasini destekleyen ve eleştirilen kesimin üyesiyim)
Nisan ayina dair TÜİK tarafindan açiklanan fiyat gelişmeleri hem faiz indirimi etrafinda oluşan tartişmalara hem de para politikasinin ne demek olduğu üzerine doğru yorumlanabilirse ders niteliğinde. Malumunuz üzerine Merkez Bankasi Ocak ayi içerisinde kendi tanimlamasi ile önden yüklemeli bir faiz artişi ile yerel para üzerindeki değer kaybinin önüne geçmeyi ve enflasyona dair bozulan algi yönetimini kontrol altina almaya çalişti. Bu hamlesi ile her ne kadar geç davrandiğini düşünsem de aşiriya kaçan bir politika faizi artişi yardimiyla da Türk Lirasi'ni o dönemin firtinali denizinde koruma altina almayi başardi. Fakat, tüketici güveninde gerçekleşen hizli düşüş ve on iki ay sonrasina dair enflasyon beklentileri korkulu rüyanin başlamasi ve acaba 90'li yillara geri mi dönüyoruz sorusunu akillara getirmeye yetti. Evet, enflasyonda alginin halk nezdinde bozulmasi yerel paranin ikame gücünü kaybetmesine ve diğer ülke dövizlerinin günlük hayatta kullaniminin artmasina neden olur. Korkulan ya da korktuğum senaryo gerçekleşmemekle birlikte düşüncesi dahi o aşamada kafi düzeydeydi. Bugün Türkiye'de Nisan ayi ile birlikte Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE- talebe dayali enflasyonun ölçümlenmesinde kullanilan gösterge değer) yillik bazda %9,38 seviyesinde gerçekleşti. Yani, çift haneye 0,62 baz puan ramak kala olarak yorumlanabilir. Üreticinin maliyetini gösteren ÜFE değeri ise %12,98 seviyesine yükseldi. Rakamlar bir önceki yilin ayni dönemi ile karşilaştirma açisindan yillik bazda değerleri gösteriyor. TCMB Başkani Başçi ve arkadaşlarinin kisaca Para Politikasi Kurulu'nun fiyat gelişimlerine dair beklentisi Mayis ayi ile birlikte zirve noktanin test edilerek bir önceki yilin baz etkisinin de yardimiyla sonraki dönemde düşüşe geçmesi yönünde. Katilir miyim sorusuna cevabim; evet, neden olmasin şeklinde... Beklentilerini ve beklentimi destekleyen tez ise yerel para biriminde istikrarin sağlanmaya başlamasi ile birlikte (ki nispeten firtinada bir durulma söz konusu) maliyet yönlü enflasyonda kur geçişkenliğinin azalmaya başlamasi. Hatirlayacağiniz üzere 2014 yilinin ilk 3 ayinda global çapta yönetilen büyük yatirim fonlari Türkiye'nin de aralarinda bulunduğu gelişen ülke piyasalarindan varlik azaltimi gerçekleştirerek hizli bir para çikişi sürecine girdiler. Bir nevi yatirim amaçli gelen borç paranin hizli bir şekilde daha güvenli ülke piyasalarina geçiş hamlesi olarak yorumlayabileceğimiz dönem Mart ayi ile birlikte kismi geri dönüşlerin yaşanmasina paralel son buldu. Yani, gelişen ülke piyasalari yeniden hatirlanir oldu. Ülke olarak bizim hikayemiz de enflasyon ve faiz ilişkisinde bu aşamada başliyor. Ülke içerisine giriş yapan yabanci para kurlarda yeniden dengelenme süreci başlatti, Türk Lirasi değer kazandi, hazine tahvil faizleri düşüş gösterdi. Devami gelebilir mi? Evet, gelme ihtimali gelmeme ihtimalinden daha yüksek durumda. Masada Avrupa Merkez Bankasi'nin deflasyon ile mücadele süreci ve niceliksel gevşeme hamleleri bulunuyor. Bu da gelişen ülke piyasalarina döviz girişlerinin yeniden hizlanarak devam etme ihtimali demek. Federal Reserve tarafindan bu yilin Ekim ayi gibi sonlandirilmasi beklenen ve piyasalarda ağirlikli olarak fiyatlanan tahvil alim programi riski de azalmiş durumda. Bu gelişmeler enflasyonda algi yönetiminin düzelmesine ve yilin ikinci yarisindan sonra TCMB'ye faiz indiriminde yer açiyor. Piyasalarin referans noktasi Başkan Başçi olarak kabul gördüğüne göre bu noktada Enflasyon Raporu'nun açiklandiği gün yaptiği açiklamalari hatirlamakta fayda var. Politika faizinde faiz indirimi tartişmalarini Mayis ayi Para Politikasi Kurulu toplantisinda görüşeceklerini belirten başkan için bekle ve gör duruşu bu aşamada sanki daha ağir basiyor. Eldeki veri setine dayanarak Mayis ayi enflasyon rakaminin zirve yapmasinin beklendiği bir ortamda algiyi koruma konusunda erken bir adim atmak tercih dişi olabilir. Bu da yilin ikinci yarisinin ve enflasyonda kalici düşüş sürecinin başlamasinin bekleneceği ihtimalini artiriyor.
Eski zamanlarda merkez bankaciliğinin temeli fiyat gelişimlerinin gözlenmesi ve korunmasi üzerine kuruluydu. 2014 yilinda biraz da 2008 ekonomik krizinin etkisiyle birlikte çoklu misyon yüklemesi gerçekleştirildi, biraz da zorunlu kilindi. Bu furyaya TCMB'de cari açiği kapatma çabasi ve ekonomik büyümeye yönelik hamleler atarak uymak zorunda birakildi. Böylece enflasyon ev ödevi olarak kitaplarin daha altinda bir yere atildi. Umarim 2013-2014 yil dönemi içerisinde meydana gelen gelişmeler ana rotanin enflasyon dişina çiktiğinda neler olabileceği gerçeklerini hatirlamamiza yetmiştir.
Sona gelirken;
Ana problem konularinda daha klasik, globalleşme yolunda önümüze çikacak para politikasi problemlerinde ise biraz daha esnek bir merkez bankaciliği özlemi ile...
Sabriniz için teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder