Banka tarafından Mayıs 2013 yılında yayınlanan bir rapor finans kesimine yeni adım atmış genç arkadaşlara ve klasik para politikası uygulamalarına alışkın yeni dönemi yakalamakta zorlanan tecrübeli isimlere yardımcı olabilecek nitelikte. İsterseniz öncelikle faiz koridoru uygulamalasının ne anlama geldiği ile başlayalım.
2008 yılında yaşanan global çapta ekonomik krizin etkilerini en aza indirgemek amacıyla büyük merkez bankaları genişlemeci bir para politikası uygulamasına geçiş yapma kararı aldılar. Burada liderliği ise Amerikan Merkez Bankası (FED) üstlendi. Durma noktasına gelen iç tüketim harcamalarını para basarak canlandırma ve bozulan algıyı yönetmek çabası ilerleyen zamanlarda küresel sistem içerisinde fazla likiditenin gezinmesine, kısaca ülke değiştirmesine neden oldu. Bol likidite döneminde yatırım fonları vasıtasıyla gelişmekte olan ülkelere sermaye girişleri hızlandı ve zamanla ülke ekonomilerini ağrı kesiciye muhtaç bedenler haline getirdi. Her başı ağrıdığında ağrı kesiciye koşan insan misali ülkeler cari dengelerini fonlamada global likiditeye ihtiyaç duyar hale geldiler. Düşük enflasyon ve genişlemeci para politikaları kısa vadede tüm sorunları çözer hale gelmişti. 2010 yılında TCMB tarafından klasik para politikasının dışına çıkma adımı atıldı ve adına faiz koridoru denilen yeni bir uygulamaya geçildi.
Buna göre, banka tarafından sistem içerisindeki yerel bankalara borç alma ve borç verme faiz oranları belirlenecek ve bu iki farklı faiz oranı arasında kalan bölgede ortalama maliyet belirlenmesi sağlanacaktı. Klasik politika faizinin artık çalışmaz hale geldiği tespitleri sonucu bu tarz farklı bir uygulamaya ihtiyaç duyulmuştu. Klasik yöntemde haftalık repo faiz oranı politika faiz oranı olarak kabul edilmekte ve buna göre piyasalar yönlendirilmekteydi. Küresel likiditenin hız kazanarak girişinin artması ve yerel para birimi üzerinde oynaklıklara neden olmasına artık politika faizi olarak belirlenen haftalık repo yetersiz kalma durumuna gelmişti. Buradaki argümanda çıkış noktası ise Türkiye'de ticari kredi kullanımının bankalar tarafından ağırlıklı 1 yıla kadar olan vadede gerçekleşmesiydi. Yani, kısa vadeli kredi kullandırımı durumuydu. Faiz koridoru uygulaması klasik enflasyon hedeflemesi gerçekleştiren ülke yapılarında politika faizi etrafında dar bir bantta uygulanmaktaydı. Oysa TCMB tarafından hayata geçirilen yeni uygulamada iki faiz türü arasındaki manevra sahası istenildiği takdirde dar ve geniş olarak tutulabilecek şekilde inşa edilmişti. Böylece, borç alma faiz oranı ile mevduat faiz oranlarına, borç verme faiz oranı ile de kredi faiz oranlarına müdahale edilebilecekti. Her iki maliyet oranı arasında kalan bölge ile de gecelik banka maliyetleri sağlanacak ve yerel para likiditesini kontrol yoluyla da kur oynaklığının önüne geçebilmesi sağlanacaktı. İlk başlarda kur hareketleri nedeniyle tasarlanan yeni model ilerleyen zamanlarda yapılan analizler sonucu kredi faizlerinde de istenilen etkide başarılı olmuş ve nihai sonuca ulaşabilme imkanı tanımıştı.
27 Ağustos günü gerçekleştirilen PPK toplantısında faiz koridorunun üst bandında 75 bp faiz indirimi yapılması ile aslında bankaların kredi maliyetlerini belirlemede referans aldıkları değer indirilmiş oluyordu. Böylece ikinci çeyrekte yavaşlama emareleri gözüken ülke ekonomisinde sanayici ve tüketicinin kredi kanallarına ulaşması ve yeniden üretim/tüketim döngüsünün canlanmasının sağlanması amaçlanıyordu. Nitekim, bu bağlamda 24 saat sonrasında bankacılık kesiminden gelen spot kredi faiz oranlarında gerçekleştirilen faiz düşüşleri bunun ilk işaretlerini vermekteydi. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise şu; faiz koridorunun üst bandının kredi maliyetlerine referans değer olması dışında başka bir misyonu daha var. O da, yerel para birimi üzerine gerçekleşen hızlı sermaye çıkışlarında Merkez Bankası tarafından bankacılık sistemine verilen TL likiditesinin azaltılması yoluyla gecelik bu faiz oranından fonlanması ve TL'nin nispeten pahalı hale getirilerek yabancı paralar karşısında savunulması imkanı tanıması. Kısaca, yeni sistem içerisinde "sigorta" muamelesi görmesi. Burada yapılan bir aşağı yönlü revizyon ile ülke risklerinde görece bir rahatlama ve sakinleme olduğu düşüncesinin banka üst yönetimindeki ana düşünce ile bağdaştığı sonucuna varabiliriz.
Avrupa Merkez Bankası'nın TLTRO ile yeniden kredi kanallarını genişletecek olması sonucunda düşük enflasyon ortamının düzelmemesi ve kredilerde beklenen gelişimin sağlanmaması sonucu bölge ülkelerinin tahvillerini alarak likidite sağlayacağı beklentisi TCMB'ye bu hamleyi yaparken referans düşünce olmuş mudur bilinmez. Ama ülke risk katsayısında ve enflasyon algısının bozulmasında en azından kaygı içerisinde olan başka kesimler ile aynı düşüncede olmadığı kesin.
Yazının faiz koridoru karmaşası içerisindeki bir çok finans çalışanı dostuma yardımcı olacağı düşüncelerim ile,
Sabrınız için teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder