24 Şubat 2010 Çarşamba

Piyasa “Risk” Sevmez (!)


  

Dünya ekonomik sisteminde seyrine son hız devam eden global likidite tarih boyunca her daim soluklanmak,biraz olsun nefes almak için fazla gürültülü olmayan,sessiz ortamları tercih etmiştir.Bahsi geçen döngü hiçbir zaman rotasından şaşmadı,şaşmayacaktırda!

  Hafızalarımızı biraz olsun yoklayarak egzersiz yapacak olursak,çok değil daha 2-3 hafta öncesine kadar bu kuralın Euro Bölgesi ve Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik kargaşanın aşılmaya çalışılmasında nasıl işlediğini çok iyi hatırlamış oluruz.
(Bir önceki paylaşmış olduğum yazımda olayı basitleştirerek anlattığımı düşünerek,ayrıntılara şu an için fazlasıyla girmenin konunun dağılmaması açısından faydası olduğunu düşünüyorum)

   Komşudan ekonomiye dair gelen negatif veriler ve endişe verici açıklamalar dolayısı ile hem siyasi hem de para birimi açısından üyesi olduğu Avrupa Birliği’ni de zor duruma soktu.Finansal piyasalarda oluşan kaos ortamı kısa sürede ülke borsalarını 2010 yılındaki zirve değerlerinin altına çekti ve euro/dolar paritesi 1.35 li seviyelere kadar geri çekilme yaşadı.Avrupadan gelen haberlerden anladığımız kadarıyla traderlar Euro’yu Dolar’a karşı satış yönünde aşırı büyüklükte açık pozisyonlar açarak düşüşte taraf rol oynamışlar.Yani Dolar, Euro’ya tercih edildi.Yine aynı süreç içerisinde gösterge olarak kabul ettiğimiz Amerikan Dow Jones Sanayi Endeksi’nin 10.500 puan seviyelerinden aşağıya doğru sert bir satış dalgası ile beraber 10.000 puan ve altı seviyeleri test ettiğine tanık olduk.

            

    İç ekonomik gündeme baktığımız zaman ise, 2009 yılının son günlerinde gelen kredi notu artırımı ve olası IMF anlaşması haberlerinin 2010 yılına yansımasına paralel olarak hem dolar/tl paritesinde hem de borsada olumlu hava seyrini sürdürmekteydi.Komşudan dünya ekonomik gündemine yayılan olumsuz haberlerinde etkisiyle dalgalı seyir içeride endişe verici olmayan boyutlarda, en azından konrol altında olan bir resim çizmiş vaziyetteydi.



    Böyle bir ortamda tercih edilmeyen son seçenek nedir diye düşünürsek eğer; cevabı bir ülkede “siyasi risk/endişe” yaşanmasıdır ve esas konu bu başlık altında başlamaktadır.Dolar’ın Türk Lirası’na karşı son 7 ayın zirvesine tırmanarak 1.55 seviyelerini zorladığı bir ortamda, borsa paritedeki etkiye paralel 3 günlük kaybını %6 seviyelerine taşımıştır.Ve 3 günlük vadeli kontratların net satış tarafında olan yatırım şirketleri yabancı bankalardır...Sebebi gayet açık ve nettir; artan siyasi risk!


      Global likidite karışık durumları,siyasi risk çekişmelerini,gürültüyü patırtıyı sevmez.Bunu hem 2 yıl önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve 27 Nisan e-muhtırasında yaşadık hem de genel seçimler öncesi.Mevcut iktidarın yönetime geldiği ilk günlerde ekonominin hızlı bir toparlanma yaşamasında kullandığı en önemli etken tek parti istikrarı ve piyasaya verdiği güvendi.Uygulaya geçirilen ekonomi politikalarının tek tek burada anlatılmasına ve tartışılmasına hiç gerek yok.Ancak ilginç olan nokta Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinden sonra ilk kez bu hafta yabancı yatırım bankalarının Türkiye bürolarının yayınladığı raporlarda ne cari açık riski,ne kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı,ne de 2010 yılında büyümenin ne düzeyde olacağının altı tek başına çizilmedi,yanına bir de artan siyasi risk katsayısı eklendi.Bahsedilen mevzunun üzerinde durulmalı  ve itinayla düşünülmesi gerekmektedir.Dolar kuru bugüne dek genellikle euro/dolar paritesi ve global ekonomik sorunlara doğru orantılı tepkiler vermiş, yansıması İMKB ’de gözlenmişti.Ancak son 3 gündür uzun zamandan sonra ilk kez siyasi gündeme paralel olarak yukarı yönlü artış göstermekte.Sevinilmesi gereken husus bu noktada halkın henüz dolarizasyon etkisine kapılarak kurun yukarı gitmesine etkide bulunmamış olmasıdır.Neyse ki şu an için kur sınırlı bir yükseliş sürecine girmiştir.

   Süreç dahil olan tarafların karşılıklı açıklamaları ile bir nebze yumuşatılabilirse, kayıplar hem türk lirasında hem de borsada hızlı bir şekilde telafi edilerek yerlerine tekrar konulabilirler.Biraz daha karşılık saygı ve özverili hareketler,belki halkı daha fazla bilgilendirici bir tutum hem kutuplaşmayı önler hem de piyasada sert hareketlerin önlenmesi yönünde bir davranış olur kanaatindeyim.

2 Şubat 2010 Salı

Komşu bir "kanat çırpsa"?

 Komşu Yunanistan 1981 yılında Avrupa'nın birlikteliğine katıldı.Birliktelik üyelik ile kalmadı daha sonrada ortak para birimi olan "euro"yu ülke sınırları içerisinde kendi para birimi yerine kullanmaya başladı.Birlikten 27 yılda tam 85 Milyar€ tutarında fon kullandı..

 Avrupa'ya ortak olmak,üyesi konumunda söz sahibi olmak,politikasına yön verebilir olmak tartışmasız bir güç göstergesi hem ekonomik hem de siyasi açıdan.Yunan ekonomisi sanayi üretimine dayalı bir ekonomi olmaktan çok hizmetler sektörüne ve bu bağlamda turizmdeki gelişmelere bağlı bir ekonomidir.Ülke nüfusu 11 milyon olmasına rağmen ülkedeki devlet memuru sayısı 1.5milyon civarındadır.Neredeyse her 1 vatandaşa ortalama 9 memurun düştüğü bir ülkede ikinci dünya savaşından sonra yaşanan en büyük ekonomik kriz sürecinde yapılan genişlemeci maliye ve para politikaları çerçevesinde kamu borçlanmasının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı %12 lere dayandı.Geçtiğimiz yıllara nazaran düşen turizm gelirlerininde etkisiyle yüksek kamu borçluluk oranı bir bakıma risk primi oranlarını artırdı ve buda yaşlı kıta avrupası ekonomisinin sorgulanmasına neden oldu.

 Geride bırakılan son 1.5 yılda başta Amerikan Merkez Bankası önderliğinde olmak üzere faizler sıfır düzeylerine kadar çekildi.Piyasalara uçsuz bucaksız paralar saçıldı ve ekonomilerin yaşam destek makinesine bağlı olarakda olsa yaşatılması sağlandı.2010 yılına girilmesi ile de krizden çıkış stratejileri tartışılmaya,en önde bayrağın hangi ülke tarafından taşınacağı tartışmaları başladı.Tam da bu süreçte AB üyesi Yunanistan'ın üyelik sürecinde bazı "istatiski" rakamları doğru olarak açıklamadığı belli oldu ve yunan ekonomisi iflasın eşiğine kadar geldi.Olay o kadar ciddiydi ki Avrupa Birliği Yunanistan hükümetinden "bağımsız istatistik ofisi"kurulmasını talep etti!

 Peki avrupanın küçük ekonomilerinden olan komşunun bir kanat çırpması diğer ülkelerde kelebek etkisi yaratabilir mi?Sorunun cevabı kısa ve net:
Evet yaratabilir!
Nasıl mı?

 İşin iflas boyutunun Yunanistan ile sınırlı kalmayacağı yönünde bazı öngörüler var...Sıradaki diğer üye ülkelerin Portekiz ve İspanya olabileceği kulislerde konuşulmakta ve oldukça sık bir düzeyde tekrar edilmekte.Bunun sonucunda Avrupa Birliği ve para birimi Euro'nun kredibilitesi sorgulanır bir hal alacaktır.Zira,son 1 haftada eur/usd paritesi iflas korkuları ile beraber 1.43 düzeylerinden 1.38 lere kadar gerileyerek değer kaybetti.Paritedeki hareketlilik global piyasalarıda yanına alarak Çin'den Amerikan borsalarına kadar belli düzeyde aşağı yönlü düzeltme hareketleri yaşanmasına neden oldu.Yani komşu bir kanat çırpsa ardına aldığı rüzgar dalga dalga kıta avrupası ve dünyayı sallayabilecek düzeyde.Bu hususda bir örnek daha...
Yunan tahvillerini en fazla bünyesinde bulunduran AB ülkesi Almanya!Ekonomisindeki herhangi bir bozulma sanayi devi Almanya'yı da etkileyebilir.

 Yunan hazinesi geçtiğimiz hafta adı tahvil ihalesi olan aslında herkesin apaçık bildiği bir şekilde "borç bulma"çabasına girişti.Kısmende başarılı oldu.Söylentiler Çin hükümetine telefonla 25 Milyar€ tutarında tahvil alması teklifinde bulunduğu yönünde.Her ne kadar iki ülke tarafından da yalanlanmış olsada,tartışma bu noktalara kadar gelmiş durumda...