Gözler Fed ve Ecb gibi iki büyük kuruma çevrilmişken ilk önemli hamle 2013 yılının "kırılgan beşli" olarak tanımlanan para birimlerinden birisine sahip olan Hindistan'dan geldi. Banka, Başkan Rajan yönetiminde öncelik sırasında en başa koyduğu enflasyonla mücadele sürecini şimdilik kazanmış gibi görünüyor. Uyguladığı sıkı para politikasından geçtiğimiz haftaya dek ödün vermeyen ülkede 2013 yılının ikinci çeyreğinden bu yana ilk kez gevşeme adımı atıldı ve 25 baz puanlık politika faizi indirimi geldi. Söz konusu adım yıllık takvim içerisine dahil olmayan bir toplantı ile alındı. Basına yapılan değerlendirmede ise ülke enflasyonunun büyük ihtimalle Ocak 2015 döneminde %6 seviyesinin altında gerçekleşeceği belirtildi. Atılan bu adım Fed'e dair parasal sıkılaştırma hamlesinin zamanlama tartışmalarının yapıldığı bir ortamda diğer gelişen ülke piyasaları açısından önem arz ediyor. Hindistan'ın para politikasında sıkı durduğu dönemde TCMB'nin birkaç kez faiz indirimine gittiğini ve sonrasında bu tutumuna enflasyon kaygıları nedeniyle ara vermek zorunda kaldığının altını çizmekte fayda var.
Öte yandan bir diğer önemli para politikası hamlesi ise İsviçre Merkez Bankası'ndan geldi. Kaderin bir cilvesidir bilinmez, Hindistan ile aynı günde banka yaklaşık üç yıldır savunduğu EURCHF paritesindeki 1.2000 taban uygulamasından vazgeçtiğini duyurdu. Söz konusu kararın alınma nedeni; yerel para biriminin Euro Bölgesi krizinin yükseldiği dönemde güvenli liman olma özelliği nedeniyle alım ile karşılaşması, yani aşırı değerlenmesiydi. Bu süreç zarfında banka para piyasalarından frangı zayıflatmak amacıyla euro alarak her koşulda taban uygulamasını sürdüreceğinin de altını çiziyordu. Resmi olmayan hesaplamalara göre uygulama süresince bankanın 200 milyar euro civarında doğrudan alımı piyasadan gerçekleştirdiği düşünülüyor. Bu büyüklükte bir alıcının piyasadan çıkması ise beklenildiği üzere paritenin değer kaybetmesine, frangın değer kazanmasına neden oldu. EURCHF paritesinin 1.2000'li seviyelerden 1.0000 seviyesinin aşağısına gerilediği günde kabaca bir hesap yaptığımızda bankanın 55-60 milyar frank aralığında önemli bir zararı tek bir günde yazdığını söylemek yanlış olmaz.
İsviçre Frangı'nın alınan karar sonrasında değerlenmesinin Macaristan ve Polonya gibi iki önemli Doğu Avrupa ülkesi açısından kayda değer derecede olumsuz yansımaları olabilir. Söz konusu ülkelerde bankalar tarafından kullandırılan konut kredilerinin (mortgage) önemli bir kısmı CHF cinsinden alınmış durumda. Para biriminin değerlenmesi, serbest kur rejiminde ülke hane halklarının borçlarını daha yüksek bir döviz kuru üzerinden ödemesi ve/veya ödeyememesi anlamına geliyor. Kısacası olası bir 2008 Abd konut piyasası krizimüne benzer finansal bir tehlikenin Avrupa kıtası açısından kapıda olduğunu söyleyebiliriz. (Ek önlem alınmazsa)
Nitekim Polonya'da 20 Ocak 2015 tarihinde bahsettiğim konuyu tartışmak üzere finans kesiminin önemli oyuncuları bir araya geliyor olacak. Seçim yılına giren ülkede muhalefetin teklifi ise kredi kullananların 14 Ocak öncesi kurdan pozisyonlarının hükümet tarafından sabitlenmesi. Polonya'da kullandırılan CHF cinsi konut kredileri, toplam kredilerin %46'sını oluşturuyor. (Kasım 2014'e göre)
Dünya para ve sermaye piyasalarına yön verebilecek güçte olan iki önemli merkez bankasının attığı birbirinden önemli ve farklı para politikası yukarıda anlatmaya çalıştığım şekilde gerçekleşti. Yer kürenin para politikası sahiplerinin büyük resimde ayrışması 2015 yılında fillerin tepişmesi sırasında çimenlerin ezilmesine neden olabilir. Hindistan ile risk/getiri açısından aynı grupta değerlendirilen Brezilya'da faizler enflasyonla mücadele kapsamında artırılıp sıkılaştırılırken, Türkiye'de ise daha farklı nedenlerle olası faiz indirimlerinin zamanlaması tartışılıyor. Direksiyonun hakimi Fed'in 2015 yılında ne zaman ve ne kapsamda faiz artırımına gideceği ve bunun dünyanın geri kalanı için etkilerinin ne derecede olacağı hesaplanmaya çalışılırken, Çin'de büyüme hedefinin tutup tutmayacağı ve olası faiz indiriminin süresi tahmin edilmeye çalışılıyor.
Özetleyecek olursam; 2015 yılında riskin bu kez kriz dönemlerinde olduğunun aksine merkez bankaları yoluyla artırılması senaryosu ile karşı karşıya olabiliriz. Taşınan her pozisyonda boyut ve kapsam ne olursa olsun "hedge" kavramının mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder