Geçmişte söz konusu mevzuyu Çin'de ana gündem maddesi haline getirmiştir, Japonya'da, Amerika Birleşik Devletleri'de. Türkiye'nin ECB'nin tarihi bir kararla başlattığı varlık alım programı sonrasında 12 yılın en düşüğüne gerileyen euro/dolar paritesi karşısında Türk ihracatını koruma hamlesinin arka planında esasen bu konu yatmaktadır. Ancak uygulanan yöntem, takınılan tavır ve üslup, örnek verilen hiç bir ülkede karşılaşılan cinsten değildir. Kurumların yıpratılması, Merkez Bankası'nın bağımsızlığının tartışmaya açılması, para politikasının sokaktaki vatandaş nezdinde bilinir ve sorgulanır hale gelmesi gibi.
Doğrudur, değişen dünya düzeninde yeni paradigmaların geliştirilmesi ve uygulanır hale getirilmesi gerekmektedir. Buna kur savaşları olarak adlandırılan yeni konumlandırmada pozisyon almak ve ülke müdafaasını savunmak da dahildir. İsviçre Merkez Bankası'nın yeni yılın başında aldığı tarihi kararı ve piyasalarda yarattığı volatiliteyi unuttunuz mu? Peki ya Abe hükümetinin henüz iş başına gelmeden, seçim dahi kazanmadan uygulamaya koyacağı para politikalarını açıklamasını ve Japon Yeni'nde yaşanan değer kaybını?
Bugün Türkiye ekonomisinde genç nüfusun her yıl iş gücüne katılım oranı artan oranda devam etmektedir. Son 10 yılda kat edilen mesafenin ve gelinen refah noktasının korunması adına yeni bir ekonomik büyüme modelinin ortaya konulması gerekmektedir. 26 Ocak tarihinden bu yana Türk Lirası'nın diğer gelişmekte olan ülke para birimlerine nazaran ABD Doları karşısında fazladan kaybettiği yüzde 5-6'lık değer kaybı da takınılan siyasi tavrın yabancı yatırımcı nezdindeki "ülke risk primidir."
Türk Lirası kur savaşlarının en sert şekilde yaşandığı bir dünyada değer kaybetmeli midir? Cevabı kesinlikle evet. Ama bu noktada kontrol noktasının devlet gözetiminde olabildiğince tutulmaya çalışılması esastır. 29 Ocak 2014 tarihinde Türk Lirası'nı savunmak ve kaybedilen kredibiliteyi kazanmak adına gece yarısı yapılan Merkez Bankası toplantısı iktisat kitaplarına konu olacak şekilde örnektir. Sonrasında geçen 1 yıllık sürede kurun enflasyona geçişkenliği ile ne derece uğraştığımızı ve enflasyonda hedef seviyeden ne kadar uzaklaştığımızı burada anlatmaya gerek yok.
TCMB, yerel para birimindeki değer kaybının serbest düşüş fazına geçmeden önceki son aşamasında atacağı adımları dikkatle seçerken, büyümede azalan momentumu tekrar sağlamanın, kredibiliteyi yerine koymanın ve faizleri yükseltmeden dolaylı yoldan ateşe su dökmenin yollarını aramaktadır.
Asıl konu güven kaybının önüne geçilmesi, yeniden tesisi ve ben buradayım mesajını verebilmekte yatmaktadır. Ve bizler bir kez daha gelecekte bu günleri anlatırken doğru ne, yanlış ne, yapılmak istenen gerçekte neydi karmaşası ile hatırlamak zorunda bırakılmış olmanın kabul edilemez gerçeği ile yüzleşmekteyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder