30 Nisan 2015 Perşembe

Enflasyon Raporu-2/2015

TCMB tarafından bugün açıklanan yılın ikinci enflasyon raporundan öne çıkan birkaç önemli hususa değinmekte fayda var.

Yıl sonuna dair daha önce Ocak ayında paylaşılan orta noktası %5.5 olan enflasyon beklentisi yılın dördüncü ayı itibariyle 1.3 puan yukarı yönde revize edildi, %6.8. Revizyonda ithalat fiyatları etkisi 1 puan, enerji fiyatlarının etkisi ise 0.4 puan ek katkı yaptı.

Yapılan yukarı revizyon ile birlikte kurdan enflasyona geçişkenlik tartışmaları artık her kesim tarafından kabul edilmek durumunda kalmalı. Benim şahsi hesaplamam her ne kadar 1-1.5 puan aralığında olsa da revizyonu yerinde bulmak gerekiyor.

Petrol fiyatlarında çalışılan seviye mevcut yıl için $55 seviyesinden $60'a çekilmiş durumda. Buradan da enflasyona enerji maliyeti kaleminden ek negatif (olumsuz) yansıma olmasını beklemek çok doğal.

Fed ve parasal sıkılaştırma tartışmaları konusunda bugun başkan Başçı'yı önceki söylemlerine nazaran şahsen bir adım önde daha kararlı gördüm. Belki de ben öyle görmek istedim bilemiyorum ama bugünkü kendinden emin duruşu sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Yıllık enflasyondaki revizyon ile birlikte önümüzdeki dönemde enflasyonda ek sapma olması ihtimalinde faiz artırım senaryosunun hayata geçebileceği konusunda düşüncem biraz daha güçlendi. Kim bilir belki sonbahar ayları bu konunun daha fazla yüksek sesle tartışıldığı dönem olur. Ama kısa vadede operasyonların gecelik faizler ve likidite yönetimi üzerinden gerçekleşmeye devam edeceği konusunda hiç bir şüphem yok. Faiz koridorunun üst bant faizine yakın fonlamanın sürmesi TL'deki performansa da bağlı. Benim de bir çok kez dile getirdiğim EPS uygulamasını ise son tercih olarak görüyorum.

YP cinsi zorunlu karşılıklara faiz ödenebileceğine dair yapılan hazırlık açıklaması ise bana göre finansal istikrar düşüncesi ile doğrudan ilintili. Özel kesimdeki tasarrufun artırılması için mevduat ürünü ön plana çıkıyor ve faiz oranları yolu ile bu düşüncede adım atılmaya çalışılıyor. Bunu TL üzerine ödenmeye başlanan faizlerden sonra da belirtmeye çalışmıştım. Teknik açıdan ise başkanın yaptığı açıklamaya katılıyorum; federal fonlama oranlarında artış olursa aracılık hizmetlerinde maliyet artacak. Bunu bir miktar azaltmak için sınırlı düzeyde faiz ödemesi gerçekleştirilebilir.

Yıl sonu için gıda enflasyonu beklentisinin %9 düzeyinde sabit tutulması ise burada beklenen yılın ikinci yarısındaki düzeltmeye paralel. Banka yönetimi tarım fiyatlarında bir miktar aşağı yönlü hareket ve bunun da GSYH performansına ek katkı sağlamasını bekliyor. Birçok kez dile getirilen tarım fiyatlarını izleme komitesine ise gönderilen mesaj net; para politikası yoluyla yapabileceklerimin maalesef sınırı var, reform şart.

Özetle; kısa ve orta vadede bir fiyat ve sonuç göstergesi olan faiz oranlarında yani maliyetlerde yükseliş olma olasılığı düşme olma olasılığından daha ağır basıyor. Bunun sonucunda da  makro ihtiyati önlemlere değinilmeye, basiretli borçlanmanın altını çizmeye ve gerektiğinde her adımı atacağımızı piyasanın iyi bildiği şeklinde açıklamalar yapılıyor. Yapılan enflasyon oranı revizyonu ise piyasa beklentilerine paralel, hatta bir miktar üzerinde. 

29 Nisan 2015 Çarşamba

FED sonrası kısa not

Yatırım davranışlarına insani duyguların karışması rasyonel fiyatlamaların oluşmasına her daim engel oluşturmaktadır. Ayrışma noktası realiteyi kabul etmek ile başlar. Bu kabul bir nevi sıfır noktasıdır.

Amerikan Merkez Bankası (FED)'nın Nisan ayı toplantısına hangi beklenti ile girmek istediğinizi bilebilmem çok zor ama gerçek olan şu ki, Fed, ABD ekonomisindeki son gelişmeleri kötümser tarafta pozisyon almak isteyenler kadar olumsuz yorumlamıyor.

Ekonomideki ilk çeyreklik zayıf büyüme performansının klasik Abd ekonomisinin kış koşullarının yansıması olduğunu bir süredir tartışmaya çalışıyoruz. Benzer söylem Fed açıklamasında da kendisine yer buluyor. İş gücü piyasasındaki temel düzelmeyi negatife çeviren herhangi bir durum öngörülmüyor.
 
Kısa vadede bulunduğumuz nokta şu; Abd Merkez Bankası'nı parasal sıkılaştırma programına başlamaktan vazgeçirmek için daha keskin ekonomik zayıflamaya dair ipuçları ve sinyaller gerekiyor. İş gücü piyasasında 2008 krizi seviyelerinden başlayan pozitif dönüş devam ettikçe ilk adımın zamanlaması yıl içerisinde tartışılmaya devam edecek.

Toplantı öncesi yapılan tartışmalardan şimdilik uzaklaşmış değiliz. Gelişen ülke piyasalarına hafta başından bu yana devam eden iyimserliğin devamı için Abd Doları'ndaki fiyatlamalar yakından takip edilmeli. Daha fazla detay içinse Abd hazinesinin kısa vadeli tahvil faizlerindeki performansa odaklanmak mantıklı görünüyor. Ekstralar ise Yunanistan'daki gelişmeler ve Çin'in olası parasal genişleme hamleleri.


13 Nisan 2015 Pazartesi

Türkiye’nin büyüyememe denklemi

Türkiye ekonomisi bir süredir uzun dönem ortalamalarının aşağısında yıllık GSYH büyüme performansları sergiliyor. Büyüme rakamlarının arka planında fiyat istikrarındaki hızlı düşüş sürecinin belirli bir patikaya saplanmış olması yatıyor.

• 2002-2007 dönemi arasında GSYH büyümesi ortalama yüzde 6.8 seviyesinde gerçekleşirken, enflasyon oranı (TÜFE) yüzde 58 seviyelerinden yüzde 12.9’lu ortalamalara doğru geriliyordu. 2008-2011 döneminde yüzde 3.7, 2012-2014 döneminde de yüzde 3.1 seviyesine gerileyen büyüme performansına karşılık aynı dönemlerde yüzde 8.4 ve yüzde 7.2 enflasyon ortalamaları ile karşılaşmaktayız.
• Yurt içi enflasyon oranında gerçekleşen katılaşma benzer şekilde büyüme performansı üzerinde de negatif yönde baskı unsuru oluyor.
• Fiyat istikrarından uzaklaşıldıkça yurt içi tasarruf mantığının geride kaldığını çıkarımını yapabiliriz.

Türkiye’de Merkez Bankası öncülüğünde 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrasında fiyat istikrarlı para politikası uygulamasına geçiş yapıldı. Söz konusu dönemde IMF programının da desteği ile birlikte 2005 yılında enflasyon hedeflemesi yürürlüğe konuldu. Hazinenin borçlanma faizlerinin de gerilemesi benzer süreçte gerçekleşti. Politikanın korunmasına yönelik atılan adımlar 2008 subprime mortgage sonrasında bir miktar esnetildi. Bugün TCMB nezdinde hala daha fiyat istikrarının odak nokta olduğu yazılı ve sözlü beyanatlar ile belirtiliyor. Ancak yıllık enflasyon hedefinden uzaklaşıldıkça büyümedeki düşüş dikkat çekici seviyelere ulaşıyor.

Türkiye ekonomisinin Orta Vadeli Ekonomik Program ile belirlenen hedef seviyelerin gerisinde büyüme performansı sergilediği konuşulsa da geçmiş dönem ortalama performansından çok fazla geride olduğu sonucuna ulaşmak mümkün değil. 1999-2014 dönemi ortalaması büyümede yüzde 3.8 seviyesinde gerçekleşiyor. Genç iş gücü nüfusunun sistem içerisine giriş yapması, iş gücüne katılım oranını yukarıya çekerken, işsiz sayısının da artmasına neden oluyor. Ekonomik büyümede yeni bir paradigma ihtiyacının zorunluluğu göz ardı edilemez noktada.

Kırılgan beşli olarak tanımlanan; Hindistan, Endonezya, Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye’nin yer aldığı ülke grupları yıllar itibariyle kendi içlerinde ayrışmalar gösteriyor. Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye ekonomilerinde GSYH büyümesi 2012-2014 döneminde yüzde 1.6-3.1 bandında gerçekleşirken, Hindistan ve Endonezya’da ise nispeten daha güçlü ekonomik aktivite oranları ile karşılaşmaktayız. Ülkelere giriş yapan portföy rakamları ile de bu durumu analiz etmek mümkün.

ABD ekonomisi 2008-2011 döneminde zayıflama gösterdiği büyüme alanında, 2012-2014 yılları arasında 2002-2007 bandına geri dönüş sinyali gösteriyor. ABD ekonomisinin büyümede pozitif yönde yol kat etmesi gelişmekte olan ülkelerden fon çıkışlarının yaşanması riskini gündeme getiriyor.

Euro Bölgesi’nde ise ekonomik aktivitedeki zayıflık para politikalarına da benzer şekilde yansıma gösteriyor. ABD’de para politikası üzerinde bir süredir sıkılaştırma yönlü adımların atılması tartışılırken, yaşlı kıta Avrupa’da ise negatif büyüme ve deflasyon ile mücadele kapsamında düşük faiz ortamı gündemde.

Özetleyecek olursak;

• Türkiye ekonomisi ekonomik büyümede paradigma değişikliği ihtiyacı duyuyor.
• Son günlerde tartışıldığı üzere, enflasyonda daha gerçekçi hedeflerin konulması ve/veya büyümede ivmenin artırılması için para politikasının gevşetilmesi ihtimaller dahilinde.
• Fiyat istikrarından hedef olarak uzaklaşılan dönemde büyümenin de negatif yönde etkilendiği gerçeğini zihinlerden çıkarmamak gerekiyor.
• Gelişmiş ülkelerdeki büyüme performanslarının pozitif yönde ilerlemesi, gelişmekte olan ülke ekonomilerinin kendi içlerinde mikro ve makro göstergeleri ile ayrışmasına neden oluyor.
• Hindistan’da Merkez Bankası başkanı Rajan döneminde uygulanan sıkı para politikası ve piyasalara verilen güçlü mesajın ülkeye fon girişini artırdığı ve yatırımcı güvenini yükselttiğini göz ardı etmemek gerekiyor.
• Haziran ayında gerçekleştirilecek olan genel seçimler sonrasında Merkez Bankası’nın yasasına yönelik atılacağı tartışılan adımlar ülkeden sıcak para olarak tanımlanan portföy yatırımlarının çıkışını hızlandırabilir.