Türkiye ekonomisi bir süredir uzun dönem ortalamalarının aşağısında yıllık GSYH büyüme performansları sergiliyor. Büyüme rakamlarının arka planında fiyat istikrarındaki hızlı düşüş sürecinin belirli bir patikaya saplanmış olması yatıyor.
• 2002-2007 dönemi arasında GSYH büyümesi ortalama yüzde 6.8 seviyesinde gerçekleşirken, enflasyon oranı (TÜFE) yüzde 58 seviyelerinden yüzde 12.9’lu ortalamalara doğru geriliyordu. 2008-2011 döneminde yüzde 3.7, 2012-2014 döneminde de yüzde 3.1 seviyesine gerileyen büyüme performansına karşılık aynı dönemlerde yüzde 8.4 ve yüzde 7.2 enflasyon ortalamaları ile karşılaşmaktayız.
• Yurt içi enflasyon oranında gerçekleşen katılaşma benzer şekilde büyüme performansı üzerinde de negatif yönde baskı unsuru oluyor.
• Fiyat istikrarından uzaklaşıldıkça yurt içi tasarruf mantığının geride kaldığını çıkarımını yapabiliriz.
Türkiye’de Merkez Bankası öncülüğünde 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrasında fiyat istikrarlı para politikası uygulamasına geçiş yapıldı. Söz konusu dönemde IMF programının da desteği ile birlikte 2005 yılında enflasyon hedeflemesi yürürlüğe konuldu. Hazinenin borçlanma faizlerinin de gerilemesi benzer süreçte gerçekleşti. Politikanın korunmasına yönelik atılan adımlar 2008 subprime mortgage sonrasında bir miktar esnetildi. Bugün TCMB nezdinde hala daha fiyat istikrarının odak nokta olduğu yazılı ve sözlü beyanatlar ile belirtiliyor. Ancak yıllık enflasyon hedefinden uzaklaşıldıkça büyümedeki düşüş dikkat çekici seviyelere ulaşıyor.
Türkiye ekonomisinin Orta Vadeli Ekonomik Program ile belirlenen hedef seviyelerin gerisinde büyüme performansı sergilediği konuşulsa da geçmiş dönem ortalama performansından çok fazla geride olduğu sonucuna ulaşmak mümkün değil. 1999-2014 dönemi ortalaması büyümede yüzde 3.8 seviyesinde gerçekleşiyor. Genç iş gücü nüfusunun sistem içerisine giriş yapması, iş gücüne katılım oranını yukarıya çekerken, işsiz sayısının da artmasına neden oluyor. Ekonomik büyümede yeni bir paradigma ihtiyacının zorunluluğu göz ardı edilemez noktada.
Kırılgan beşli olarak tanımlanan; Hindistan, Endonezya, Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye’nin yer aldığı ülke grupları yıllar itibariyle kendi içlerinde ayrışmalar gösteriyor. Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye ekonomilerinde GSYH büyümesi 2012-2014 döneminde yüzde 1.6-3.1 bandında gerçekleşirken, Hindistan ve Endonezya’da ise nispeten daha güçlü ekonomik aktivite oranları ile karşılaşmaktayız. Ülkelere giriş yapan portföy rakamları ile de bu durumu analiz etmek mümkün.
ABD ekonomisi 2008-2011 döneminde zayıflama gösterdiği büyüme alanında, 2012-2014 yılları arasında 2002-2007 bandına geri dönüş sinyali gösteriyor. ABD ekonomisinin büyümede pozitif yönde yol kat etmesi gelişmekte olan ülkelerden fon çıkışlarının yaşanması riskini gündeme getiriyor.
Euro Bölgesi’nde ise ekonomik aktivitedeki zayıflık para politikalarına da benzer şekilde yansıma gösteriyor. ABD’de para politikası üzerinde bir süredir sıkılaştırma yönlü adımların atılması tartışılırken, yaşlı kıta Avrupa’da ise negatif büyüme ve deflasyon ile mücadele kapsamında düşük faiz ortamı gündemde.
Özetleyecek olursak;
• Türkiye ekonomisi ekonomik büyümede paradigma değişikliği ihtiyacı duyuyor.
• Son günlerde tartışıldığı üzere, enflasyonda daha gerçekçi hedeflerin konulması ve/veya büyümede ivmenin artırılması için para politikasının gevşetilmesi ihtimaller dahilinde.
• Fiyat istikrarından hedef olarak uzaklaşılan dönemde büyümenin de negatif yönde etkilendiği gerçeğini zihinlerden çıkarmamak gerekiyor.
• Gelişmiş ülkelerdeki büyüme performanslarının pozitif yönde ilerlemesi, gelişmekte olan ülke ekonomilerinin kendi içlerinde mikro ve makro göstergeleri ile ayrışmasına neden oluyor.
• Hindistan’da Merkez Bankası başkanı Rajan döneminde uygulanan sıkı para politikası ve piyasalara verilen güçlü mesajın ülkeye fon girişini artırdığı ve yatırımcı güvenini yükselttiğini göz ardı etmemek gerekiyor.
• Haziran ayında gerçekleştirilecek olan genel seçimler sonrasında Merkez Bankası’nın yasasına yönelik atılacağı tartışılan adımlar ülkeden sıcak para olarak tanımlanan portföy yatırımlarının çıkışını hızlandırabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder