31 Aralık 2008 Çarşamba

Krizin Adı:2008

Futbol ile ilgilenenlerin çok iyi bildiği bir tabir vardır:

“Fırtına gibi geldi geçti!”derler seri ve atak top oynayan,ayağında ki topu kaptırmadan rakip takım defansı arasına sızmayı başarabilen futbolcular için.
Elbette gönül bu satırları yazmaya başladığı zaman 2008 yılı için de aynı benzetmeyle söze girmek isterdi.Olmadı,daha doğrusu ne yaptı ne ettiyse olduramadı…2008 yılı geldi,geldi,geldi..Ama bir türlü geçmek,bitmek bilmedi!

İşte Dünya Ekonomileri için de böyle bir yıl oldu 2008.Ekonomik kriz resmen ben geliyorum nidaları eşliğinde 2007 yazında yola çıktı ve 2008 yılında kendini buluverdi.Bu kriz öyle bir krizdi ki adeta hem ekonomistlere hem de yatırımcılara ezber bozdurdu,Merkez Bankaları’na yepyeni krizle mücadele yolları açtırdı…

Kendimce geride bırakmaya hazırlandığımız yılın dikkatle irdelenmesi gereken olaylarından birisi Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulu en büyük yatırım bankalarından beşinci sırada ki isim olan Bear Sterns şirketinin bir gece de en yakın rakibi JP Morgan Chase yatırım bankasına hisse başına 2$ gibi komik bir rakama satılarak iflasın eşiğinden döndürülmesiydi.Aslında bu hareket küresel bazda iflasların başlangıcı niteliğindeydi.Ki nitekim aynı yıl içerisinde yine Amerika da hiçbir yatırım bankasının “yatırım bankası”sıfatı ile işlem yapmadığı ve yatırım bankacılığının ömrünü tamamladığı bir ortamla karşılaştığımız unutulmamalı.Elbette ki en büyük 5.yatırım bankası en yakın rakiplerinden birisine satılabilirdi.Ama hem krizin başlangıç boyutunu göstermek hem de olayın vahametini kanıtlamak açısından odaklanılması gerekilen nokta aynı şirketin satışından bir yıl önceki piyasada hisse başı fiyatının 180$ oluşuydu.Sadece bir yıl içerisinde şirket değerinde bu kadar büyük bir çöküşün yaşanması ve bu çöküş yaşanırken piyasa aktörlerinin hiçbir önlem almaması,karşıdan freni patlak bir şekilde yaklaşan kamyonu fark edememiş olmasıydı.Sonuçta,mortgage ve para piyasaları ilk kilitlenme noktasını bu iflasdan sonra yaşadılar.

Yine aynı yıl içerisinde yaşadığımız diğer bir ilginç olay ise,küresel bazda petrol ve gıda ürünleri fiyatlarının anormal bir yükseliş yaşaması idi.Birçok ülkede temel gıda fiyatlarında yaşanan artışlar sonucu halk sokaklara döküldü,açık denizlerde gıda yüklü tankerlerin spekülatörler tarafından fiayat artışlarının yaşanması amacıyla bilinçli bir şekilde bekletildiği iddiaları ortaya atıldı.Diğer yandan ise petrol tarihi zirvesi olan 140$’lı seviyeleri çok kısa bir süre içerisinde test etti.Fakat göz ardı edilen durum,ne petrol tüketiminde yaşanan normal olmayan bir artışın söz konusu oluşu,ne de arz yönlü bir sıkıntı yaşanmasıydı.Kısaca ortada fiyatların artışını destekleyici hiçbir faktör yoktu.Yine aynı yıl içerisinde tarihi zirveleri test eden petrol fiyatları 35$ seviyelerinden işlem görürken birçok yatırımcının bu geri dönüş esnasında büyük kayıplara uğradıkları haberleri kulaktan kulağa dolaşır vaziyette.2008 yılı insanlara artık klasik ekonomi derslerinde verilen arz-talep denklemlerinin gerçek hayatta o kadar da realiteyi yansıtmadığının anlaşılmasını sağladı.Küresel hedge fonlar ve spekülatörler artık kafalarına estiği doğrultuda her türlü tüketim maddesinin fiyatında akıl almaz marjlar yaratabilir duruma gelmişlerdi.Yani,gelecek insanlık için düşünülenden çok daha zor geçicekti.

Amerikan Merkez Bankası’nın efsanevi başkanı Alan Greenspan’den koltuğu kucağında patlamaya hazır bir Mortgage Bombası ile devir alan Ben Bernanke yönetiminde ki FED,birçok ekonomiste ezber bozduran,ekonomi kitaplarında ki yerini almaya uygulanmaya başlandığı an hak kazanan Merkez Bankacılığı adımları attılar adeta.Belki de bunlardan en ilginci tarihinde uygulanmamış bir yöntem olan banka dışı sektörlere de bankanın borç verme penceresinden yararlanma hakkı verilmesiydi.Fed,bu sayede para piyasaları içerisinde işlem yapan yatırım bankalarına ve hedge fonlara likidite desteği sağlayarak akışın devamını sağlamayı ve olası bir nakit sıkışıklığının önüne geçmeyi planlıyordu.Ayrıca,FED’in neredeyse bir ara gelenek haline gelen haftasonu banka batışlarına yaptığı müdahaleleri,şok denilebilecek büyüklükte yaptığı faiz indirimlerini ve iflasın eşiğinde ki şirketlerin piyasaların aşırı tepkiler vermemesi için öncülük ettiği satışlarını da unutmamak lazım.

Hazır banka batışlarından konu açılmışken bahsetmeden geçersek mutlaka ayıp edeceğimiz iki banka batışı var ki bunlardan birisi evlere şenlikti.İlki 119 yıllık bir mazisi olan Amerika’nın en büyük mevduat bankası konumunda ki Washington Mutual bankasının batışıydı.Yine klasik bir haftasonu müdahalesinin ardından 1.9Milyar$ karşılığı WaMu’da JP Morgan Chase yatırım bankasına satılmıştı.JP Morgan Washington Mutual’ı da tıpkı Bear Sterns gibi hisse başına 45Cent gibi komik bir rakama satın almıştı.Mart ayında yine aynı bankayı satın almak için 8$ öneren JP Morgan satın alma işlemini gerçekleştirememişti.

Veee gelelim yüzyılın iflasına…Bu iflas öyle bir iflasdı ki tüm dünyada para piyasaları kilitlendi,büyük buhrandan bile daha kötü yorumları yapılmaya başlandı.Tüm dünyada yatırımcılar panik içerisinde güvenli liman aramaya başladılar,peşpeşe şirket iflaslarının geleceği dedikoduları Libor faizinde sert yükselişler yaşattı,bankalar arası para piyasası kilitlendi,kimse diğerine borç vermez hale geldi.İflasın adı LEHMAN BROTHERS yatırım bankasıydı…158 yıllık finans devi Lehman Brothers, en sonunda teslim bayrağını çekti ve iflas başvurusunda bulunacağını açıkladı,olanlar oldu.Merkez Bankaları bilançolarını gözardı ederek likidite saçtılar,tüm dünyada toplu faiz indirimleri yapıldı.Artık enflasyon ikinci plandaydı.Ülkeler açısından yeni gözdelerinin adı Resesyon’du…

Dünya ekonomileri bunca dert ile mücadele ederken Merkez Bankaları arasında öncülüğünü FED’in çektiği bir grup banka faizlerinde sıfır faiz dönemine doğru adımlar attılar.Tüketici fiyatlarında yaşanan yüksek düşüşler ve talep kayıplarının da verdiği destekle yüzlerini enflasyondan ekonomik istikrar ve büyümeye çeviren banka yöneticileri sıfır faiz politikası ile şirket ve piyasaları fonlayarak üretim ve büyümenin devamını sağlanması varsayımı ile bu krizden çıkma yolunu seçtiler.Fakat,unutulmaması gereken konu Japonya da yaşanan Deflasyon sürecinin asla göz ardı edilmemesi ve tüketici güveninin mutlaka yeniden sağlanmasına yönelik adımlar atılması.Aksi takdirde deflasyon zamanla bunalım’a dönüşebilir ve uzun sürebilecek ekonomik durgunluklar ülke ekonomileri açısından söz konusu olabilir.

Ekonomistler arasında genel kanı,2008 yılında atılan küresel çapta krizle mücadele adımlarının çok kısa zaman içerisinde etkisini göstereceği ve 2009 yılının 3.çeyreği gibi ekonomik toplarlanmanın yavaş yavaş başlaması yönünde.1. ve 2.çeyreklerin özellikle Amerika da gelecek açısından büyük sinyaller vereceği ve kriz de en azından yatırımcı için önünü görebilir bir seviyeye yaklaşacağımız beklentiler dahilinde.

5 Aralık 2008 Cuma

Kriz Bize Uğrarken

Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gördükleri en büyük finansal kriz olan,kimi iktisatçılar tarafından 1929 Ekonomik Buhranı’ndan bile daha yıkıcı etkisi olduğu ifade edilen yüzyılın ekonomik krizini dolu dizgin yaşamaya devam ediyorlar.

Yüz yılın krizi, Amerika Birleşik Devletleri’nde geçtiğimiz yıl yaz aylarında ilk olarak Subprime Mortgage Krizi olarak baş göstermiş,konut kredilerinin donması ve geri dönüş oranlarının negatife yön çevirmesi ile başlamıştı.Takip eden zamanda kriz konut sektöründen finans sektörüne sıçramış,158 yıllık bir geçmişe sahip en ünlü 5 yatırım bankasından birisi olan Lehman Brothers’ın 2008 Eylül ayında iflasına izin verilmesi ile de geri dönüşü olmayan bir yola girmişti.

Yüz yılın krizi, Konut krizi olarak başlayıp,finans krizine dönüşen ve içinde bulunduğumuz günlerde Global Resesyon seslerinin yükselmeye başladığı ve artan İşsizlik Oranları’nın konuşulduğu bir hal almış durumda.Yer küre üzerinde ekonomik terimler açısından tüm bu olaylar gerçekleşirken Dünya Ülkeleri,özellikle de Türkiye krizi aşma konusunda neler yapmalı?

Açıkçası Türkiye krizi yönetme konusunda biraz geç kalmış durumda.2008 Mayıs’nda süresi dolan Stand-By antlaşması süratle değerlendirilmeli ve krizin önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceği Ekonomi Kurmayları tarafından öngörülmeliydi.İçeride dalgalı döviz kurunun daima yeni tehlikelere gebe olduğu ve reel sektörün dış borç finansmanında 2009 yılının özellikle ilk iki çeyreğinde zorlanacağı mutlaka hesap edilmeliydi.Merkez Bankası’nın hali hazırda yayınlamış olduğu verilere göre Türkiye 100 Milyar $ civarı dış borç finansmanına ihtiyaç duyar durumda.Üstelik dolar kurunun geride bıraktığımız son 5 yılın aksine 1.15Ytl seviyelerinden 1.75Ytl seviyelerine doğru yukarı yönlü bir trend içerisine girdiği ve önümüzdeki dönem için henüz bir denge noktası bulamadığı unutulmamalı!

Tüm bu olaylar gerçekleşirken kriz henüz bu denli derinleşmemişken neler yapılmalıydı,şu anda neler yapılabilir kısaca bir bakalım.


Keşke Yapılsaydı Denilenler:

• 2008 Mayıs ayı içerisinde süresi dolan IMF ile imzanlanmış olan Standy-By antlaşması süratle yeniden gözden geçirilmeli,dalgalanmalara açık durumda ki döviz kurunun riski değerlendirilerek yola en az
25-30 Milyar $’lık yenilenen bir Stand-By ile devam edilmeliydi.

• Merkez Bankası’nın dolar bazında ki döviz rezervleri en az 100 Milyar $ seviyesinde hazır tutulmalıydı.Hızlı müdahale ve reel sektörün dış borç finansmanında yaşayacağı sorun göz önünde bulundurularak 1.15 Ytl seviyelerinden kademeli olarak piyasadan gerek doğrudan alım yapılarak,gerek döviz alım depo ihaleleri yoluyla rezerv biriktirilmeliydi.

• Türk Bankacılık Sektörü’nün özellikle yaz aylarında artan libor faizleri ve yurt dışından sağlanacak olan finansmanda olası bir sorun yaşanması riskinden etkilenmemeleri için Merkez Bankası bünyesinde tuttukları döviz (dth) hesaplarının munzam karşılık oranları önceden düşürülmeliydi.Ayrıca bunun yanında,Merkez Bankası’ndan döviz bazında borç alma faiz oranları mutlaka Para Politikası Kurulu’nca aşağı çekilmeliydi.

• Eğer yola IMF ile devam edilmemesi kararı alınması halinde ise Amerikan Merkez Bankası (FED)’ndan doğrudan Swap Hattı kurulmalı ve piyasaya döviz sağlanması konusunda güven aşılanmalıydı.

• Özellikle Gelişmekte Olan Piyasalardan net fon çıkışlarının olabileceği hesap edilmeli,İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda açığa satışların yapılmasına bir süre için yasak konulmalıydı.

• Bono faizlerinde oluşabilecek yükselişin önlenmesi amacıyla mutlaka piyasaya önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin olacağı fikri aşılanmalı ve faizlerin yükselişi önlenerek Hazine’nin piyasadan borçlanma konusunda kolaylık yaşanmasının önü açılmalıydı.

• Krizin Gelişmiş Ülkeler’den Gelişmekte Olan Ülkeler’e sıçrayacağı ve bunun etkisinin çok sert olacağı öngörülmeli,gelecek dönemde işçi çıkarılması olasılıkları göz önünde bulundurularak 3-6 aylık süre ile Sosyal Güvenlik Primleri devlet tarafından karşılanmalı veya ertelenmesi durumu düşünülmeliydi.Özellikle de ihracat yapan sektörler düşünülerek adım atılmalıydı.

• Döviz kurunun yükseliş trendi içerisine gireceği olasılığı değerlendirilerek artacak olan ithal ara mal fiyatları göz önünde bulundurularak yerli malı tüketimi özendirilmeli,en az 6 aylık ithalat kotaları konulmalıydı.


Şu Anda Yapılabilir Denilenler:

• Finans piyasaları oyuncuları tarafından değerlendirilen Merkez Bankası Gösterge Faizi’nin piyasadan borç alma durumundan piyasaya borç verme konumuna teknik bir düzenleme ile getirilmesi ve nakit akışının sağlanması,vatandaşa yansıtılması açısından faiz oranlarının dikkatle değerlendirilerek düşürülmesi,

• Sıkıntı yaşanacağı öngörülen 2009 Yılı’nın ilk 2 çeyreği için iç piyasadan tüketimi canlı tutma düşüncesi ile KDV indirimlerinin bütçe hazırlıkları çerçevesinde değerlendirilmesi,

• Türk Bankaları’nın nakit akışkanlığının devamı ve kredi vermede vatandaşa sorun yaşatılmaması için Türk Lirası bazında Merkez Bankası’nda tuttukları zorunlu karşılık oranları düşürülerek,serbest kalacak olan paranın iç piyasaya geri dönüşünün sağlanması,

• Piyasada nakit sorunun aşılması düşüncesi ile vatandaşın kredi kartı kullanımının aşırı derecede artmasının önlenmesi ve batık oranlarının artmaması için nakit yapılan alışverişlerin cazip kılınması için gereken adımların atılması,

• Olası bir kredi kartı batıklarının oluşması durumunda ise Bankalar Birliği ile görüşülerek 12-24 ay arası taksit imkanı sağlanarak batıkların daha da derinleşmesinin önüne geçilmesi,

• İhracat yapan firmaların daralan Pazar koşullarından etkilenmesi ve sonucunda işçi çıkarmalarının oluşacağının öngörülmesi sonucu,krizden nispeten daha az etkilenecek olan Ortadoğu ve Afrika ülkelerine doğru ihracatın yönlendirilmesi ve yeni Pazar arayışlarının hızlandırılması,

• Teşvik paketleri çıkarılarak işçi alımları desteklenmeli ve vergiden 2 yıl süre ile muaf tutulmalarının sağlanması,

• Bankaların sendikasyon kredilerinin yenilenmesinde gereken tüm özenin gösterilmesi,

Kobi’ler sadece devlet bankaları eliyle desteklenmemeli,bu sürece özel bankaların da katılımlarının sağlanması için girişimlerde bulunulması,

• Otomotiv sektörüne destek amacıyla net satışlarda KDV indirimleri gerçekleştirilmeli ve hurda araç indirimleri için gereken çalışmaların başlatılması,

Gibi iç pazardaki dinamizmin devamlılığını sağlayacak adımlar atılmalı ve ihracat rakamlarının 2009 yılı süresince olası düşüşlerinin en aza indirgenmesi için çalışılmalıdır.