IMF ile imzalanması şüpheli hale gelen stand-by anlaşması için bitmeyen sevdamız mı desek,şehir efsanesi mi desek daha doğru olur orası bilinmez ama para politikasına yön verenler artık geniş perspektifde önlerini görmek konusunda her türlü yolu deniyorlar.Bunun en somut örneklerinden birisini ise geçtiğimiz Cuma günü yayınlanan 18 Ağustos tarihindeki Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti'nin satır aralarında bulmak mümkün.Kurul üyeleri 20 maddede özetledikleri toplantı tutanaklarında hükümete orta vadeli program konusunda birçok kez seslenerek;uygulamaya çalıştıkları para politikasının ekonominin istikrara kavuşması yolunda tek başına yeterli olmayacağının vurgusunu yapmaktalar.
Kurul "Enflasyon Gelişmeleri" başlığı altında sıraladığı maddelerde,öncelikle mevsimsel etkilerden arındırıldığında hala enflasyonda ana eğilimin düşük düzeylerde seyretmeye devam ettiğini belirtiyor.Buradan hareketlede,enflasyonun ana hedeflerle uyumlu ve düşük seviyelerde devam ettiği değerlendirmesinde bulunduklarını belirterek,yapılan faiz indirimlerinin henüz enflasyon cephesinde korkulacak bir durum yaratmadığını da kamuoyu ile paylaşmış oldular.
Son zamanlarda açıklanan ekonomik verilerin yarattığı iyimserliğin kalıcı olmadığına inandıklarını düşündüğüm Merkez Bankası,son rapor ile bir nevi benide teyit etmiş oldu.Bu savımı destekler nitelikte bir açıklama özet raporunda dikkat çekmekte.Haziran ayı sanayi üretiminde hızlı bir toparlanma gözlemlendiği şeklindeki değerlendirmelerin sağlıklı olmadığı net bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmış.Bu doğrultuda en önemli gösterge ise uzunca bir aradan sonra tüketici güven endekslerinin Temmuz ayında gerilemiş olması.İç talebin hala daha toparlanmada başı çekeceği konusu ise tartışılmaz!Son dönemde otomobil iç piyasa satışlarının belirgin olarak gerilemesinde yaşanmakta olan krizin yanısıra ÖTV indirimlerinin bir kısmının geri alınmış olduğu gerçeği de gözardı edilmemeli.Gerilemeye devam eden ihracat ve ithalat verileri ile de toparlanmanın beklenenden yavaş olacağı açıkça ortada.Talep belirsizliğinin içeride halen yüksek düzeylerde seyrinin devam etmesi üretim tarafında ihtiyatlı davranılmasına,bu durumda stok oluşturma düşüncesinin gerileyerek istihdamı olumsuz etkilemesine neden olmaktadır.
Para Politikası açısından ise,Kasım 2008 tarihinden bu yana 900 Baz Puanlık indirimin kredi piyasası üzerindeki sonuçlarının henüz beklenenden az bir etki yaratmış oluşu,2009'un son çeyreğine umutların taşınmasına,toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağına yönelik bir izlenim oluşturmakta.
Merkez Bankası en açık ve net görüşlerinden birisini ise yazımın en başında da belirttiğim üzere orta vadeli ekonomik programın hala da açıklanmaması hususunda belirterek,faizlerde gelinen tarihi düşük seviyelerin uzun dönemde kalıcı olmasının tek koşulunun,mali disiplinin devamının sağlanarak bu durumun piyasa oyuncuları tarafından kabul görecek bir program ile desteklenmesi mevzuu...
paylaşılan her düşüncem tarihe kendi adıma düştüğüm bir nottur.düşüncelerim kendimi bağlamakta olup, yatırım tavsiyesi taşımamaktadır.
30 Ağustos 2009 Pazar
11 Ağustos 2009 Salı
U'mu diyelim V'mi diyelim?
Haziran ayında Sanayi Üretim Endeksi'miz geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %9,7 azalırken,Mayıs ayına göre %7,3 artış göstermiş.
Tüm dünyada krizin dibi görüldümü yoksa henüz göreceğimiz yeni dipler mevcutmu diye süre gelen tartışmalar akıllardaki soru işareti özelliğini korurken Türkiye tarihi daralmaların gözlemlendiği sanayi üretim verilerini artık geride bıraktığının ilk sinyallerini yavaş yavaş vermeye başladı.
Mevcut durumda kriz henüz son bulmadı;ancak yavaşlama süreci içerisine girdi.Bunun ilk sinyalleri ise Sanayi Üretim Verileri ve Kapasite Kullanım Oranları yardımı ile alınmaya başlandı.Hali hazırda ülke borsaları krizden çıkılmışcasına çılgınca primler yapsada dünya ülkeleri yüz yılın krizinden tek çırpıda kurtulucak gibi görünmüyorlar.
Neredeyse tüm ekonomistlerin ortak tartışma konusuna gelecek olursak,krizden çıkış W'mu,V'mi yoksa U'mu olacak diye alfabeden bir harf arana dursun,kendi görüşüm krizden çıkış sürecinde ülke ekonomileri geniş tabanlı bir U harfi şeklinde performans gösterecek.Şu an içinde bulunduğumuz durumda U harfinin tabanında az da olsa yukarı doğru bir hareket gösterme eğiliminde.Kısaca,halk dilinde "toparlanma" şeklinde kolayca tabir edilebilecek bir durum yaşanmakta.Fakat bu durum büre daha yavaş seyrini devam ettirecek ve kriz psikolojisi tamamı ile akıllardan silininceye dek insanlar temkinli davranışlarını koruma eğiliminde olacaklardır.
İşin finansal piyasalar tarafında ise,alfabenin V harfi şu anki durumda ilk gözüken...Dünya borsaları dip olarak tanımlanan noktalarını test etmelerinin hemen ardından Mart ayında İngiltere'nin Londra kentinde yapılan G-8 toplantısının sonuç kararlarınıda arkalarına alarak fütursuzca yükselme trendine girdiler.Şu an gözlemlenen krizin borsalara o kadar da fazla uğramadığı.Dikkat edilmesi gereken nokta,borsaların gelecekte yaşanması muhtemel beklentileri satın aldığı gerçeğidir.Yani,bugünün gerçeklerini yansıtma noktasında endikatör olarak değerlendirilecek bir finansal araç olmadıkları borsaların aklımızın bir köşesinde mutlaka olmalıdır.
Türkiye ucuzlayan fonlama maliyetlerini akıllıca kullanmalı ve gelecek ile ilgili projelere yatırım yapmak için elini mutlak surette çabuk tutmalıdır.
Tüm dünyada krizin dibi görüldümü yoksa henüz göreceğimiz yeni dipler mevcutmu diye süre gelen tartışmalar akıllardaki soru işareti özelliğini korurken Türkiye tarihi daralmaların gözlemlendiği sanayi üretim verilerini artık geride bıraktığının ilk sinyallerini yavaş yavaş vermeye başladı.
Mevcut durumda kriz henüz son bulmadı;ancak yavaşlama süreci içerisine girdi.Bunun ilk sinyalleri ise Sanayi Üretim Verileri ve Kapasite Kullanım Oranları yardımı ile alınmaya başlandı.Hali hazırda ülke borsaları krizden çıkılmışcasına çılgınca primler yapsada dünya ülkeleri yüz yılın krizinden tek çırpıda kurtulucak gibi görünmüyorlar.
Neredeyse tüm ekonomistlerin ortak tartışma konusuna gelecek olursak,krizden çıkış W'mu,V'mi yoksa U'mu olacak diye alfabeden bir harf arana dursun,kendi görüşüm krizden çıkış sürecinde ülke ekonomileri geniş tabanlı bir U harfi şeklinde performans gösterecek.Şu an içinde bulunduğumuz durumda U harfinin tabanında az da olsa yukarı doğru bir hareket gösterme eğiliminde.Kısaca,halk dilinde "toparlanma" şeklinde kolayca tabir edilebilecek bir durum yaşanmakta.Fakat bu durum büre daha yavaş seyrini devam ettirecek ve kriz psikolojisi tamamı ile akıllardan silininceye dek insanlar temkinli davranışlarını koruma eğiliminde olacaklardır.
İşin finansal piyasalar tarafında ise,alfabenin V harfi şu anki durumda ilk gözüken...Dünya borsaları dip olarak tanımlanan noktalarını test etmelerinin hemen ardından Mart ayında İngiltere'nin Londra kentinde yapılan G-8 toplantısının sonuç kararlarınıda arkalarına alarak fütursuzca yükselme trendine girdiler.Şu an gözlemlenen krizin borsalara o kadar da fazla uğramadığı.Dikkat edilmesi gereken nokta,borsaların gelecekte yaşanması muhtemel beklentileri satın aldığı gerçeğidir.Yani,bugünün gerçeklerini yansıtma noktasında endikatör olarak değerlendirilecek bir finansal araç olmadıkları borsaların aklımızın bir köşesinde mutlaka olmalıdır.
Türkiye ucuzlayan fonlama maliyetlerini akıllıca kullanmalı ve gelecek ile ilgili projelere yatırım yapmak için elini mutlak surette çabuk tutmalıdır.
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Türkiye'de Merkez Bankacı'lık Versiyon 2.0.0.9
Global bazda yaşanan ekonomik krizin ardından Türkiye'de çok daha aktif ve piyasaları eskisinden daha yakından izleyen bir Merkez Bankası ile karşılaşacağımızın sinyalleri alınan radikal faiz indirim kararları ile kendisini iyice belli etmeye başlamıştı.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz 3.Enflasyon Raporu'nu açıkladığı gün Para Politikası Kurulu'nun önümüzdeki 3 yıllık perspektifde faiz artırım düşüncesi olmadığını belirterek tüm piyasa oyuncularını ters köşeye yatırmıştı.Banka yönetimi açıkça tek haneli faiz rakamlarının sahneyi aldığı yepyeni bir Türkiye yaratması düşüncesini alenen ilan etmişti bir bakıma...Bahsettiğimiz yeni bir Türkiye'nin sağlam temellere dayanmasının olmazsa olmaz koşulu tüm iktisatçıların hem fikir olacağı gibi,geçmişte yapılan hataların tam aksine değersiz bir Türk Lirası pozisyonunun alınmasıdır.
Bu bağlamda 3 Ağustos Pazartesi sabahı beklenen açıklama Ankara merkezli olarak tüm kamuoyu ile paylaşıldı.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada güçlü döviz rezervi sahibi olmanın banka'nın bir politikası olduğu belirtilerek,olumlu beklentilerin ve risk iştahındaki artışın son zamanlarda giderek güçlendiği,sermaye akımlarının gelişmekte olan ülke ekonomilerine doğru yeniden artmaya başladığı ve döviz piyasasının göreceli olarak yeniden istikarara kavuştuğunun gözlemlendiğinin altını çizerek;Ekim 2008'de ara verilen döviz alım ihalelerine 4 Ağustos 2009 tarihinden itibaren yeniden başlanmasına karar verildiğini bildirdi.Alınan karar doğrultusunda yapılacak ihalelerde günlük alım tutarı ise opsiyon hakkı ile birlikte toplam 60 Milyon$ olacak.
Tabiki bankayı bu kararı almaya doğru götüren süreçte global bazda meydana gelen pozitif gelişmelerin etkisi tartışılmaz.Cuma günü krizin başlangıç yeri olan Amerika'dan gelen 2.çeyrek büyüme rakamının bekleti olan %1.5 daralma değerinin altında %1.0 olarak gerçekleştiğinin açıklanması,ülke ekonomi yönetimlerinin çok daha rahat uzun perspektifli düşünebilmelerinin önünü de açmış oldu.Uzun zamandır Euro/Dolar paritesinde gözlemlenen Dolar aleyhine gelişmeler tüm dünyada risk iştahının yeniden artmaya başladığı düşüncesinin oluşmasının ilk sinyallerini vermişti.Bu süreç kapsamında uzunca bir zamandır 1.52-1.57 TL bandında sıkışan $/TL paritesi de ilk adımda 1.50 seviyelerini tes etmiş,daha sonraki süreçte de 1.47'li rakamlara doğru hareketlenmeye başlamıştı.Yani Dolar gelişmekte olan ülke paralarına karşısında olduğu gibi TL karşısında da değer kaybetmeye başladı.Geçmiş yıllarda ihracatın rekorlar kırdığı süreçte ülkedeki tüm sanayiciler ile birlikte hükümetten de bazı isimlerin TL'nin mutlaka değer kaybetmesi gerektiği yönündeki görüşlerini kamuoyu ile defalarca paylaşmışlardı.
Görülen o ki,Merkez Bankası geçmişten gereken derslerin tümünü oldukça fazlası ile çıkarmış.Alınan bu kararın parite üzerinde kısa vadede çok güçlü bir etkisi olması beklenmemeli.Döviz satım ihalelerinde de öncelikle dolar/türk lirası kuru 1.83 seviyelerine doğru hareket etmiş daha sonra değer kaybetme süreci içerisine girmişti.Bu süreçtede ters bir hareket yaşanması ilk safhada olumsuz olarak görülmemeli.Burada önemli olan nokta Merkez'in piyasalara verdiği psikolojik mesajdır.Açıkça,ben ilerideki süreçte $/TL'nin bu değerlerin altına inmesini istemiyorum mesajı verilmesi kayde değerdir.
Yaz aylarında turizm sektöründe yaşanan pozitif hareketlilikten ötürü Türkiye Ekonomisi döviz piyasası açısından her yıl rahat bir dönem geçirmektedir.Alınan bu kararın ileriki süreçte yaşanabilecek olumlu yansımalarının arasında turizm'den kazanılan döviz gelirlerinin türk lirası ile ödenmesinin sektöre verdiği zararların önüne geçilmesi ve dış ticarete de destek vereceği unutulmamalı.Cari açık tarafında ihracat daralmasının da önüne geçilebilecek olması ilk akla gelenler arasında.Ayrıca,iç piyasada türk lirası sıkışıklığı yaşanmasının günlük piyasadan alınan 60Mİlyon $ ile vatandaşa rahat bir nefes aldıracağı da karşı karşıya kalınacabilecek pozitif gelişmeler arasındaki yerini almaktadır.
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz 3.Enflasyon Raporu'nu açıkladığı gün Para Politikası Kurulu'nun önümüzdeki 3 yıllık perspektifde faiz artırım düşüncesi olmadığını belirterek tüm piyasa oyuncularını ters köşeye yatırmıştı.Banka yönetimi açıkça tek haneli faiz rakamlarının sahneyi aldığı yepyeni bir Türkiye yaratması düşüncesini alenen ilan etmişti bir bakıma...Bahsettiğimiz yeni bir Türkiye'nin sağlam temellere dayanmasının olmazsa olmaz koşulu tüm iktisatçıların hem fikir olacağı gibi,geçmişte yapılan hataların tam aksine değersiz bir Türk Lirası pozisyonunun alınmasıdır.
Bu bağlamda 3 Ağustos Pazartesi sabahı beklenen açıklama Ankara merkezli olarak tüm kamuoyu ile paylaşıldı.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada güçlü döviz rezervi sahibi olmanın banka'nın bir politikası olduğu belirtilerek,olumlu beklentilerin ve risk iştahındaki artışın son zamanlarda giderek güçlendiği,sermaye akımlarının gelişmekte olan ülke ekonomilerine doğru yeniden artmaya başladığı ve döviz piyasasının göreceli olarak yeniden istikarara kavuştuğunun gözlemlendiğinin altını çizerek;Ekim 2008'de ara verilen döviz alım ihalelerine 4 Ağustos 2009 tarihinden itibaren yeniden başlanmasına karar verildiğini bildirdi.Alınan karar doğrultusunda yapılacak ihalelerde günlük alım tutarı ise opsiyon hakkı ile birlikte toplam 60 Milyon$ olacak.
Tabiki bankayı bu kararı almaya doğru götüren süreçte global bazda meydana gelen pozitif gelişmelerin etkisi tartışılmaz.Cuma günü krizin başlangıç yeri olan Amerika'dan gelen 2.çeyrek büyüme rakamının bekleti olan %1.5 daralma değerinin altında %1.0 olarak gerçekleştiğinin açıklanması,ülke ekonomi yönetimlerinin çok daha rahat uzun perspektifli düşünebilmelerinin önünü de açmış oldu.Uzun zamandır Euro/Dolar paritesinde gözlemlenen Dolar aleyhine gelişmeler tüm dünyada risk iştahının yeniden artmaya başladığı düşüncesinin oluşmasının ilk sinyallerini vermişti.Bu süreç kapsamında uzunca bir zamandır 1.52-1.57 TL bandında sıkışan $/TL paritesi de ilk adımda 1.50 seviyelerini tes etmiş,daha sonraki süreçte de 1.47'li rakamlara doğru hareketlenmeye başlamıştı.Yani Dolar gelişmekte olan ülke paralarına karşısında olduğu gibi TL karşısında da değer kaybetmeye başladı.Geçmiş yıllarda ihracatın rekorlar kırdığı süreçte ülkedeki tüm sanayiciler ile birlikte hükümetten de bazı isimlerin TL'nin mutlaka değer kaybetmesi gerektiği yönündeki görüşlerini kamuoyu ile defalarca paylaşmışlardı.
Görülen o ki,Merkez Bankası geçmişten gereken derslerin tümünü oldukça fazlası ile çıkarmış.Alınan bu kararın parite üzerinde kısa vadede çok güçlü bir etkisi olması beklenmemeli.Döviz satım ihalelerinde de öncelikle dolar/türk lirası kuru 1.83 seviyelerine doğru hareket etmiş daha sonra değer kaybetme süreci içerisine girmişti.Bu süreçtede ters bir hareket yaşanması ilk safhada olumsuz olarak görülmemeli.Burada önemli olan nokta Merkez'in piyasalara verdiği psikolojik mesajdır.Açıkça,ben ilerideki süreçte $/TL'nin bu değerlerin altına inmesini istemiyorum mesajı verilmesi kayde değerdir.
Yaz aylarında turizm sektöründe yaşanan pozitif hareketlilikten ötürü Türkiye Ekonomisi döviz piyasası açısından her yıl rahat bir dönem geçirmektedir.Alınan bu kararın ileriki süreçte yaşanabilecek olumlu yansımalarının arasında turizm'den kazanılan döviz gelirlerinin türk lirası ile ödenmesinin sektöre verdiği zararların önüne geçilmesi ve dış ticarete de destek vereceği unutulmamalı.Cari açık tarafında ihracat daralmasının da önüne geçilebilecek olması ilk akla gelenler arasında.Ayrıca,iç piyasada türk lirası sıkışıklığı yaşanmasının günlük piyasadan alınan 60Mİlyon $ ile vatandaşa rahat bir nefes aldıracağı da karşı karşıya kalınacabilecek pozitif gelişmeler arasındaki yerini almaktadır.
2 Ağustos 2009 Pazar
Krizi Fırsata Çevirebilmek
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın 3.enflasyon raporunu açıklamasının ardından soru-cevap kısmında verdiği yanıtlar ekonomi gündemine adeta damgasını vurdu.Başkan hükümete yönelik seslenerek:"Tek haneli faizlerin sürmesi kapsamlı bir orta vadeli ekonomik program ve mali disiplin ile mümkün olabilir" dedi ve vergi indirimlerinin etkisinden arındırılmış değerlerin ana eğilimin enflasyonda aşağı yönlü olduğunu gösterdiği sonucunu da kamuoyu ile paylaştı.
Bu bağlamda Merkez Bankası 2009 yıl sonu enflasyon tahmininde revizyon yaparak %5,9 olacağı varsayımında bulundu.Önümüzdeki 3 yıllık perspektif çerçevesinde enflasyon oranlarının öncelikle 2010 yılı sonunda %5,3,2011 yılı sonunda %4,9 ve son olarakda 2012 ylı sonunda %4,8 olmasını beklediklerini belirterek kriz döneminde uzun dönemli beklenti yönetimi hususunda geminin dümenine geçen ilk Merkez Bankası oldu.
Durmuş Yılmaz'ın toplantıya asıl damgasını vuran açıklaması ise,bu tahminlerin politika faizinde bu yıl bir miktar indirim ve 2010 sonrasında sabit kalacağı varsayımı altında yapıldığı hususu idi.Başkan'ın tüm bu olumlu açıklamalarının ilk yansıması aylardır 8.50 baz puan net bir faiz indirimine gidilmesine rağmen yaprak kıpırdamayan ikinci el bono faizlerinde görüldü.Gösterge faiz %11 bileşik değerinin altını hızla görerek tarihi dip seviyelerini test etme sürecine girmiş oldu.
Teknik olarak Durmuş Yılmaz ve Merkez Bankası yönetiminin kriz esnasında takındıkları tutumu oldukça cesaretli ve pozitif olarak yorumlamak lazım.Hatta biraz daha ileri gitmek gerekirse,kriz süreci boyunca ülkede üzerine düşen görevden çok daha fazlasını üstlenmeye çalışan tek kurum olduklarını da söylemek pek de yanlış bir ifade olmasa gerek.Bu bağlamda akıllardaki düşünce kendi görüşüm,bir zamanlar dünya'nın en yüksek devlet faizini veren ülkeler sıralamasında ilk 5'de ki yerini asla bırakmayan Türkiye imajını yıkma düşüncesidir.Ve bu düşünce tarzı oldukça doğrudur!Buradan yola çıkıldığı takdirde,hükümete açıkca seslenerek faizlerin tek rakamlı hanelerde kalması,yayınlanmasında oldukça geç kalınmış olan orta vadeli program ve size bağlıdır diyerek bir bakıma serzenişte bulunmuştur.
Başkan ve yönetimini tebrik etmek gerek.Tüm piyasa oyuncuları faiz indirim sürecinde artık sona gelindiğini düşünmeye başladığı bu zamanda herkesi ters köşeye yatırarak akıllardaki faiz artırım kararları ne zaman başlar sorusunun da yanıtını kameralar karşısında vermiş oldu.3 yıllık perspektif açıklayarak "ben faizleri indirme hususunda kendime yeterince güveniyorum.Sizlerde bu duruma göre pozisyonlarınızı almaya başlasanız gayet iyi olur"telkininde bulunarak beyin frtınası yaratmayı başarabilmiş oldu.
Şayet kriz sonrası dönemde yaratılmak istenen ekonomik kapsamda çok daha güçlü ve sağlam bir yapıya sahip Türkiye ise atılması gereken adımlar bu ve bunun gibileridir.Faizlerde tek rakamlı hanelerin görülmesi ve bu durumun uzun soluklu bir hal alması borçlanma maliyetlerinde eş zamanlı bir düşüş yaşatırken,faiz dışı fazla verilmesi ve kamu borç stoku yönetiminde pozitif yönlü hareketler yaşanmasının önünü açar.
Unutulmaması gereken faize ödenen her bir kuruşun yatırımlardaki milyonlarca lira azalmaya neden olabilecek bir etki yaratmasıdır.
Bu bağlamda Merkez Bankası 2009 yıl sonu enflasyon tahmininde revizyon yaparak %5,9 olacağı varsayımında bulundu.Önümüzdeki 3 yıllık perspektif çerçevesinde enflasyon oranlarının öncelikle 2010 yılı sonunda %5,3,2011 yılı sonunda %4,9 ve son olarakda 2012 ylı sonunda %4,8 olmasını beklediklerini belirterek kriz döneminde uzun dönemli beklenti yönetimi hususunda geminin dümenine geçen ilk Merkez Bankası oldu.
Durmuş Yılmaz'ın toplantıya asıl damgasını vuran açıklaması ise,bu tahminlerin politika faizinde bu yıl bir miktar indirim ve 2010 sonrasında sabit kalacağı varsayımı altında yapıldığı hususu idi.Başkan'ın tüm bu olumlu açıklamalarının ilk yansıması aylardır 8.50 baz puan net bir faiz indirimine gidilmesine rağmen yaprak kıpırdamayan ikinci el bono faizlerinde görüldü.Gösterge faiz %11 bileşik değerinin altını hızla görerek tarihi dip seviyelerini test etme sürecine girmiş oldu.
Teknik olarak Durmuş Yılmaz ve Merkez Bankası yönetiminin kriz esnasında takındıkları tutumu oldukça cesaretli ve pozitif olarak yorumlamak lazım.Hatta biraz daha ileri gitmek gerekirse,kriz süreci boyunca ülkede üzerine düşen görevden çok daha fazlasını üstlenmeye çalışan tek kurum olduklarını da söylemek pek de yanlış bir ifade olmasa gerek.Bu bağlamda akıllardaki düşünce kendi görüşüm,bir zamanlar dünya'nın en yüksek devlet faizini veren ülkeler sıralamasında ilk 5'de ki yerini asla bırakmayan Türkiye imajını yıkma düşüncesidir.Ve bu düşünce tarzı oldukça doğrudur!Buradan yola çıkıldığı takdirde,hükümete açıkca seslenerek faizlerin tek rakamlı hanelerde kalması,yayınlanmasında oldukça geç kalınmış olan orta vadeli program ve size bağlıdır diyerek bir bakıma serzenişte bulunmuştur.
Başkan ve yönetimini tebrik etmek gerek.Tüm piyasa oyuncuları faiz indirim sürecinde artık sona gelindiğini düşünmeye başladığı bu zamanda herkesi ters köşeye yatırarak akıllardaki faiz artırım kararları ne zaman başlar sorusunun da yanıtını kameralar karşısında vermiş oldu.3 yıllık perspektif açıklayarak "ben faizleri indirme hususunda kendime yeterince güveniyorum.Sizlerde bu duruma göre pozisyonlarınızı almaya başlasanız gayet iyi olur"telkininde bulunarak beyin frtınası yaratmayı başarabilmiş oldu.
Şayet kriz sonrası dönemde yaratılmak istenen ekonomik kapsamda çok daha güçlü ve sağlam bir yapıya sahip Türkiye ise atılması gereken adımlar bu ve bunun gibileridir.Faizlerde tek rakamlı hanelerin görülmesi ve bu durumun uzun soluklu bir hal alması borçlanma maliyetlerinde eş zamanlı bir düşüş yaşatırken,faiz dışı fazla verilmesi ve kamu borç stoku yönetiminde pozitif yönlü hareketler yaşanmasının önünü açar.
Unutulmaması gereken faize ödenen her bir kuruşun yatırımlardaki milyonlarca lira azalmaya neden olabilecek bir etki yaratmasıdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)