Literatürde çeyrek bazda iki dönem art arda küçülme ekonomide yaşanmakta olan “Resesyon” ‘un tanımı olarak geçmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun kendi görüşüm oldukça geç olarak açıkladığı 2009 yılı 1.çeyrek büyüme rakamlarına göre Türkiye Ekonomisi yeni yılın ilk 3 ayında önceki yılın aynı dönemine göre -13.8% küçülerek tarihi bir daralma yaşadı.Amerika Birleşik Devletleri’nde milli gelir hesaplamaları bir önceki çeyrek ekonomik verileri ile karşılaştırma yapılarak incelenirken Avrupa ve Türkiye de bir önceki yıl baz alınarak bu hesaplama yapılır.Her iki yöntem ile de inceleme yapılmak istendiği takdirde:
Türkiye Ekonomisi 2008 yılının son çeyreğinden 2009 yılının ilk çeyreği sonuna kadar geçen zaman dilimi içerisinde -7.6% büyüklüğünde bir küçülme gösterdi.Yine Türkiye Ekonomisi 2008 yılının ilk çeyreğine göre yapılan inceleme sonucunda ise yılın ilk 3 ayında -13.8% büyüklüğünde bir küçülme göstererek en son 1945 yılında yaşanan II.Dünya Savaşı’ndan bu yana ki en büyük daralmasını yaşadı ve teknik olarak Resesyon’a giren ülke ekonomileri arasındaki yerini almış oldu.Her iki inceleme yolundan da gidilerek elde edilen sonuçlar ışığında somut bir gerçeklik önümüze çıkmakta.O da,krizin asıl çıkış yeri olarak gösterilen ABD Ekonomisi ve onun türev araçlarını kullanan Avrupa Birliği Ülkeleri’nden çok daha kötü bir ekonomik başarı göstermiş olduğumuz gerçeği.
ABD Ekonomisi bu yılın ilk üç ayında -2.5% dolayında bir küçülme ve 9.4% seviyesinde bir işsizlik oranı yaşadı.Türkiye’nin ise işsizlik oranı aynı dönemde 15.8% seviyesi ile tarihi büyüklüklere ulaşmış durumda.Bir zamanlar Türkiye ile aynı gelişmekte olan ülkeler sepetinde değerlendirilen Brezilya Ekonomisi ise çeyrek bazda -1.8% küçülme ve 8.9% işsizlik oranı ile sıralamadaki yerini almakta.Ekonomik krizden en ağır ikinci darbeyi yemiş ülke olarak değerlendirilen İngiltere Ekonomisi -4.1% küçülme ve 7.2% olan işsizlik rakamları ile henüz hiçbir finansal sektör kurumunun batmamış olduğu ülkemizden çok daha iyi başarı göstermiş gibi görünüyor.Elbette ekonomimizin bu denli kötü bir performans göstermesinin nedenlerinin en başında ihracata dayalı bir sanayi ekonomisi olma özlemimizin yanında,ithalatımızın dışarıya yapacağımız ihracata dayalı olarak büyümesi,tarım ekonomisi olma vasfımızdan vazgeçme isteğimiz,önce Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Krizi,daha sonra Yerel Seçimler ile ilgilenmekten ekonomiye gereken önemi gösterememiş olmamız gibi birçok nedeni sıralamamız herhalde yanlış olmaz.
TÜİK tarafından açıklanan büyüme(!) verisinin ayrıntılarına gelecek olursak;
Mevsimsellikten arındırılmış rakamlara bakıldığında çeyrek bazda 2008’in ikinci çeyreğinde başlayan düşüş tam gaz devam etmekte.Türkiye Ekonomisi’nin büyüklüğü TL bazda 945 Milyar TL olurken,kişi başına milli gelir 13.218 TL olarak hesaplandı.Ticaret kaleminde yaşanan keskin düşüş yapılan açıklamada ilk göze batan veriler arasında hemen yerini alıyor.Birinci çeyrek daralmasına ticaret kaleminin katkısı %3.2 olurken,ikinci en büyük daralma gösteren kalem ise %1.1 negatif katkı ile büyümeye İnşaat sektörü konumunda.Ticaret kaleminin yıllık bazda düşüşü %23 olurken,inşaat sektörünün daralması yıllık bazda %15.8 değeri ile görülmekte.Sanayi verileri incelendiğinde ise 2008 son çeyreğinde %9.6 daralan sektör yılın ilk çeyreğinde de %17.6 daralarak ekonomik büyümeye %4.8 negatif katkı yapmış durumda.Sabit fiyatlar yöntemi ile hesaplanan büyüme yönteminde şaşkınlıkla karşılanmayan tek ekonomik veri ise Mali Kuruluşlar’ın ilk çeyrekte %10.8 büyüme göstermiş olması.
Üretim tarafında ise tarım sektörü,%3 küçülürken birinci çeyrek daralmasına katkısı sınırlı düzeyde oldu.
IMF Anlaşmasının henüz imzanlanmamış olmasına dayanarak kamu Harcamaları’ndaki artış ilk çeyrekte de sürerek %5.7 olarak büyüme pozitif yönlü katkı sağlamış gibi gözüküyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder