20 Aralık 2009 Pazar

Son PPK ,Trend Enflasyon,2010'a Bakış...


Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 2009 yılının son toplantısını 17 Aralık tarihinde gerçekleştirdi.

Merkez Bankası,yaklaşık bir yıldır global ekonomilerdeki sorunlara paralel olarak diğer ülke merkez bankaları ile eş güdüm içerisinde piyasaları fonlamaktaydı.Bu doğrultuda faizler tarihi dip seviyelere çekilmiş,likidite pompalanması yapılarak ekonomilerdeki daralmanın önüne geçilmeye çalışılmıştı.Kanunda yazılı olarak kendisine atfedilen enflasyon ile mücadele görevi ise tüketicilerin kendi bütçelerini kısması,ham madde fiyatlarındaki maliyet düşüşleri ve ithalat/ihracat rakamlarındaki gözle görülür decedeki azalışlara paralel olarak ikinci plana itilmişti.Kısaca enflasyon bir süre için öncelikle içeride daha sonra ise tüm dış ülkelerde olmak üzere "canavar" olmaktan çıkmıştı.

Ta ki Merkez Bankası tarafından Aralık ayından başlamak üzere 2010 perspektifine dikkat çekilinceye dek.Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına belirtmekde fayda görüyorum;Enflasyon bir süre daha "canavar" olmaktan çok uzak bir görüntü çizecek.Ancak "baz etkisi" nedeniyle Merkez Bankaları artışların sınırlıda olsa görülebileceğini kestirmiş olduklarından mali oyuncuları ve vatandaşları bu konuda uyarmaya başladılar.Zaten uyarmak da görevleri!

Aşağı yukarı 1 yıldır akıllara zarar derece pompalanan likiditeler 2010 yılı ile beraber "exit strategy" kapsamında piyasalardan çekilmeye başlanacak.Bu da faiz indirimlerinin bir çok ülkede sonuna gelindiğinin işareti.Elbette Türkiye'de de! Merkez Bankası son PPK ile politika faizlerinde değişikliğe gitmeyerek borçlanma faiz oranını %6.50 seviyesinde bıraktı ve benden bu kadar mesajı verdi.İstihdam piyasasındaki toparlanmanın kalıcı olmasının uzun zaman alacağı belirtilerek,enflasyondaki gelişmelere paralel faiz oranlarının yeniden gözden geçirilebilir olduğunun ancak uzun bir süre daha düşük seyrini koruyacağının beklentiler dahilinde olduğunun altı çizilmiş oldu.

Şahsi düşüncem %6.00 seviyesine hatta %5.85'lere kadar faiz indirimlerine imkan olduğundan yanaydı.Ancak,MB elindeki kapsamlı veri tabanını kullanarak ve öncü göstergeleride yorumlayarak bu yönde karar aldı.

2010 yılı aslında bir çok açıdan zor bir yıl olacak.Bir yandan "exit strategy" olarak adlandırılan çıkış stratejileri tartışılıyor olacak bir yandan da 2009 yılına kıyasla baz etkisinden ötürü enflasyon oranları yüksek çıkacak.Bir çok şirkette ,global olarak bahsediyorum, yüksek karlar büyük ihtimalle 2009 kadar görülmeyecek ve buda karar vericileri çelişkilere sürükleyecek.Acaba krizden çıkış noktasında neredeyiz soruları çok daha yüksek sesle dile getirilecek.Büyüme oranları,sanayi üretim verileri ve kapasite kullanım oranları her ülkede dikkatle takip edilecek.Beklentilerin altında gelen ülkelerin risk primleri süratle yükselecek ve ulusal paralarında değer kayıpları yaşanacak.

Amerikan Doları ülkenin krizden çıkışta gösterdiği performansa bağlı olarak azalış/artış gösterecek.Hızlı bir büyümenin gözlenmesi halinde Dolar başta Euro karşısında olmak üzere tüm değer kayıplarını telafi edecek ve hareket gelişmekte olan ülke ekonomilerinin paraları üzerinde baskı unsuru oluşturacak.

Değerli dostlar kısaca bitirmek gerekirse yarın bugünden belki daha parlak olacak ancak daha zor ve algıda seçiciliğin artacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Kocaman bir "FITCH" !


Türkiye uzun bir zamandır gerek hükümet yetkilileri gereksede hazine'den yapılan açıklamalarla mevcut kredi notlarının mutlak surette derecelendirme kuruluşları tarafından yeniden gözden geçirilmesi ve artış yönlü revize edilmesi gerektiğini dile getiriyordu.

II.Dünya Savaşı'ndan bu yana içine düşülen en köklü resesyonu yaşamamızla beraber büyük çoğunluğu eski doğu bloku ülkeleri ekonomilerinden gelen çatlaklar,Avrupa'nın orta yerinden İzlanda ekomisinden gelen iflas sesleri de dikkate alındığında Tük Bankacılık sektörünün sağlamlığıda değerlendirmeye alındığından talepler makul düzeyde görünmekteydi.Ancak nedendir bilinmez Türkiye Ekonomisi hiçbir zaman gerektiği desteği dış kaynaklı alamamıştır.

Dış desteğin kaynağı ne derece güvenilirdir orası da ayrı bir noktadır.Hatırlamak gerekirse,158 yıllık bir dev olan uluslararası yatırım bankası Lehman Brothers iflas ettiği zaman kredi notu olarak en üst düzeyde kabul edilerek derecelendirme kuruluşlarınca teyit görmüş pozisyondaydı.Yine aynı bağlamda İzlanda ve Citigroup örnekleri ile konu genişletilebilir.

Elbette ne kadar sorgulanır olursa olsun dışarıdan gelecek "sıcak para" tanımlı dış finansman kaynakları girecekleri ülkelerde derecelendirme kuruluşlarının not görünümlerini dikkate alırlar.Hiçbir bankanın mali sistemde iflas etmediği,aksine pozitif büyüme ivmesi ile yoluna devam ettiği ülkemizde hak edilen ilk kredi notu artışı "fitch"den geldi.Kuruluş,uzun vadeli döviz cinsinden kredi notumuzu iki kademe artırarak bb+ ya yükseltti.Ülke tavanımız ise bb'den bbb-' ye yükseltilmesine rağmen halen uluslararası düzeyde yatırım yapılabilir düzeyde not almış olarak kabul görmemekte.Yapılan iki basamaklı not artışı gecikmiş bir karardır.Hakkımız hali hazırda tam olarak teslim edilmemiştir.İşin bu noktası iredelene dursun "fitch" bazında bbb- ile yatırım yapılabilir ülkelere bakıldığında Hırvatistan ve Brezilya dikkat çekmekte.Yani Türkiye henüz yatırım yapılabilecek güvende bir ekonomi gözü ile görülmüyor.Ülkemiz ile aynı notlara sahip diğer iki ülke ise Romanya ve Mısır!Demek ki ismi geçen ülkeler bizden çok daha sağlam kamu maliyelerine,istikrarlı dış borç ödemelerine,daha derin ve sağlam bankacılık sektörlerine sahipler.En azından bu durum kredi derecelendirme kuruşları özelinde böyle...

Aynayı kendimize çevirmemiz gerekirse sorgulanması gereken gerekli özen ve dikkatle ülke reklamımızın yapılmadığı hususudur.Yurt dışında daha fazla ekonomik panel ve konferanslara katılmalı,ülkemizi geniş perspektifte anlatmalıiyapılanlar yabancı yatırımcılar ile daha ayrıntılı paylaşılmalıdır.Fitch'in ardından diğer kredi notunu belirleyen kuruluşlara gözlerin çevrilmesi gayet doğaldır.Hak edilen notların bu kuruluşlar tarafından da verilmemesi durumu anormal karşılanmamalıdır.Derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliklerinin sorgulandığı bir ortamda üzerimize düşen önümüze bakmak,orta vadeli ekonomik programda belirtilenleri dikkatle uygulamak ve krizden çıkış stratejisi olan bir ülke imajı çizmektir.Gelinen düşük faiz seviyeleri ülke tarihinde bir ilktir ve korunması elzemdir.

1 Aralık 2009 Salı

Kriz mi bitti;kim dedi?




Amerika'nın kriziydi,Avrupa'ya sıçradı...
Japonya 90'lı yıllardan bu yana nasılsa resesyonda;alışık ona birşey olmaz dendi...
Çin yeter ki büyümeye devam etsin,dünya ekonomisine katalizör görevi görsün dendi...
Ortadoğu ülkelerinde "şimdilik sorun yok" hadi gelin size banka sermaye artırımlarımızda hisse verelim dendi...

İyi hoş bunların hepsi söylendi,telaffuz edildi,yaşandı hatta kriz bitti denilirken son yılların en göze batan cazibe merkezi Dubai'den geçtiğimiz hafta gelen haberler herkesin ağzını tadını kaçırmaya yettide arttıda!

Dubai World şirketinin 80 milyar$'lık borcu için erteleme talebi hepimizin aklının görünmeyen kısımlarına,tozlu raflarına kaldırdığı konut krizini hatırlamamıza yeniden vesile oldu.Sadece hatırlamamıza yardımcı vede vesile olmakla kalsa yine zararı yok ama uzun zamandır varlık fiyatlarında oluşmakta olan bir balonun dillendirildiği,borsaların dar işlem hacimleriyle 2009 zirvelerini denediği,ekonomilerin beklenen hızlarda gelişmediklerinin gözlemlendiği ince bir çizgi üzerinde yürünülen bu zamanda oluşan hava aniden bozuluverdi.

Bahse konu olan olay aslında sanıldığı kadar içinden çıkılmaz bir hikayeden oluşmuyor.Dubai World bir inşaat şirketi ve yurt dışından sağladığı ucuz finansman yolu ile uzun zamandır dudak uçuklatacak bir proje üzerinde çalışmakta.Ancak proje umulan satışların gerçekleşmemesi nedeniyle nakit akışı hususunda belli başlı problemler yaşamakta.80 milyar dolar civarında telaffuz edilen borç rakamı ise Dubai hükümeti için gerektiğinde ödenemeyecek bir borç rakamı hiç değil.Küresel borsalarda ve para piyasalarında korku yaratan nokta ise şirkete yurt dışından kaynak sağlayan bankaların ödenmeyen kredileri yıl sonunda zarar yazarak bilançolarına yansıtmaları ve bununda yeniden bir likidite krizine yol açıp açmayacağı hususu!

Borsalar cephesinde ise durum oluşan zirve değerlerinden bir miktar realizasyon yapılmasına tam bir neden arandığı sırada patlak vermesi.İstanbul Borsası'nın bayram tatili nedeniyle kapalı olması içeride ilk etapta yaşanabilecek satış dalgasının önüne şu an için geçmiş gibi gözükmekte.

Dubai'den gelen konut krizi sesleri dünya ekonomilerini yerle bir edecek kadar büyük ölçekte elbette değil.Unutulan,belkide unutturulmaya çalışılan krizin en şiddetli günlerini hatırlatması açısından ise son derece faydalı bile oldu denilebilir.Ülke ekonomilerinde hali hazırda hane halklarının tüketimlerini kısmaları,dış ticaret ve büyüme verilerinin istenildiği ölçüde güçlü ve hızlı bir büyümeyi gösterir derecede gelmemesi gibi sıralanması mümkün olan daha bir çok örneğin verilebilmesi krizden çıkışın kolay ve sancısız olmayacağının en etkili örnekleri.

Körfez Sermayesi olarakda adlandırılan bölge ülkelerinin gerek devlet fonları adı altında,gereksede bizzat ülkeleri yöneten varlıklı ailelerin kendi servetlerine yön veren şirketler vasıtası ile gelişmekte olan ülkelere girmekte olan sıcak paranın son krizden etkilenmemesi elbette içten bile değil.Bölge ülkesi olarakda ilk aklan gelen isim olan Türkiye Ekonomisi'nin "net hata noksan" başlığı altında krizden nasibini ne ölçüde alacağını ise yıl sonunda Merkez Bankası'nın açıklayacağı verilerden gözlemleyerek yorumlama şansımız olacak.