Türkiye garip bir ülkedir. Her Türk insanı dünyaya futbol ve ekonomi bilgisi ile donatılmış bir bünye ile gelmektedir. Bu özelliğimiz dünya üzerinde sadece bizim ırkımız için hastır, biçilmiş kaftandır. Kahvede, çay bahçesinde, otobüste, metroda… Kısaca, her yerde insanlarımız bir araya geldiğinde önce futbolu masaya yatırarak ameliyat ederler, akabinde de ülke ekonomisini. Bunu her meslekten insan gerçekleştirebilir. Doktor futboldan, mühendis ekonomiden son derece uzmanlık derecesinde anlar ve argümanlar geliştirir.
Gelelim anlatmaya çalışacağım mevzuya… Birazdan bende biraz merkez bankacılığına biraz da en son geldiğimiz noktaya değineceğim. Bir farkla, en azından meslekten bir insan olmaya çalışarak.Merkez Bankacılığı dünyanın her noktasında en fazla eleştiri alan kurumların başında gelmektedir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası gibi. Geçtiğimiz hafta banka Mayıs ayı olağan Para Politikası Kurulu’nda beklentilerin aksine haftalık repo faizinde 50 baz puanlık indirime gittiğini açıkladı. Yüzde 10 olan politika faizi yüzde 9,50 seviyesine indirildi. Bunun anlamı, bankaların nihai kredi mercii olarak kabul edilen TCMB’den haftalık vadede fonlama ile elde ettikleri TL maliyetlerini artık 50 baz puan daha ucuza alacak olmaları. Önemi var mıdır?
Ocak ayında gerçekleştirilen olağanüstü gece yarısı toplantısı sonrası önden yüklemeli bir şekilde faiz artışına gidilmiş ve karmaşık olarak nitelendirilen Türk Para Politikası biraz daha basitleştirilerek yeniden haftalık repo faizi politika faizi olarak açıklanmıştı. Bankalar, günlük likidite ihtiyaçlarını merkez üzerinden gecelik ve haftalık repo ihaleleri ile karşılamaya çalışıyorlar. Burada ağırlık günlük repo ihaleleri üzerinden gerçekleşmekte. Buna da faiz koridoru deniliyor. Burada ise bankanın borç alma faiz oranı yüzde 8, borç verme faiz oranı ise yüzde 12 seviyesinde bulunuyor. Piyasa yapıcı bankaların ise borçlanma faiz oranı yüzde 11,5 seviyesinde bulunuyor. Yani, koridor üzerinde herhangi bir faiz ayarlaması yapılmaması politika faizi üzerinde yapılan indirimin bir nevi göstermelik olduğu anlamına geliyor. Nasıl mı? Müsaadenizle anlatmaya çalışayım.
Bugün itibariyle ülkemizin tüketici fiyat endeksi yüzde 9,38, çekirdek enflasyon endeksimiz ise yüzde 9,74 seviyesinde bulunuyor. Merkez’in enflasyon hedefi ise yıl sonu için yüzde 5! Karışık gelmediyse bir veri daha paylaşayım. TCMB anketine göre 12 ay sonrasına beklenen tüfe değeri yüzde 7,21. Politika faizi dediğimiz haftalık repo faiz oranımız neydi? Yüzde 9,50. Peki, kurdaki yükselişin enflasyona geçişkenliğinin etkisi azalmış mıdır? Bakalım birlikte…
Ocak ayı sonunda sepet kur seviyesi 2,6516 idi. Ocak ayı enflasyon rakamımız ise yüzde 7,75, çekirdek enflasyon rakamımız ise yüzde 7,59 noktasındaydı. Güncel rakamları enflasyona dair daha önce paylaşmıştım. Bugün sepet kur seviyemiz nerede? 2,48 civarında. Yani, kurdaki aşırı hareket faiz artışı ile birlikte bir miktar törpülenmiş, enflasyon geçişkenliğinde neredeyse sona doğru yaklaşıyoruz. Bunu, merkez bankası yönetimi de Mayıs ayında zirve noktayı test etmesi ile birlikte TÜFE’nin düşüşe geçeceği beklentisi ile sık sık dile getiriyor. Bugün itibariyle, politika faizimiz ile manşet enflasyon rakamımız arasında 0,12 puanlık bir fark var. Sanmayın sadece faiz oranlarındaki artış ile kurdaki yukarı hareketin sakinleştiğini. Algıdaki yönetim başarısı da burada önemli bir faktör olarak öne çıktı. Nasıl mı? Doğrudan piyasalara, geç de olsa gerektiğinde sert bir hamle ile müdahale edileceği mesajı verildi, biraz da Mart ayı ile birlikte gelişen ülke piyasalarına yeniden likidite akışının hızlanması ile birlikte stabilizasyon sürecine geri dönüş başlamış oldu.
Soru şu; Merkez, yaptığı faiz indiriminde haklı mıydı? PPK üyelerinin tamamı bu ülkenin en üst seviyede iktisat bilgisine sahip olan, bana göre tartışmasız en kaliteli insanlarından oluşuyor. Bu geçmişte de böyleydi, kuşkusuz gelecekte de böyle olacaktır. Ama, bağımsız yönde bir adım atmışlar mıdır bunu birlikte sorgulayabiliriz. 2001 yılından sonra ana odak noktamız her ne kadar 2005 yılına dek örtük olarak gerçekleşse de her daim enflasyon olmuştu. Zaten, tcmb.gov.tr’nin orta en üst kısmında da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir ibaresi yer almaktadır. Bugün ise yaklaşık 2-3 yıldır fiyat istikrarından uzaklarda başka noktalarda fikirler üreten bir noktadayız. Ne gibi? Cari işlemler açığı gibi. Ne gibi? Kredi genişlemesinin önüne geçmek gibi. Ne gibi? Ağır bir faiz indirim baskısı altında çalışmak gibi. Kısacası, algımız başka bir noktada, kağıt üzerindeki hedeflerimiz ayrı bir noktada duruyor. Faiz indiriminin, enflasyonda kalıcı bir düşüş hareketi başlamadan önce yapılmasını sonuna dek tartışıp, konuşmakta herhangi bir ters durum görmüyorum. Evet, bende faiz indiriminin çok erken olduğu kanaatindeyim. O toplantının üyelerinden birisi olsam kesinlikle muhalefet eder, hayır oyu kullanırdım. Merkez Bankası’nı bu nedenlerle belirli bir saygı çerçevesinde eleştirebilir miyiz? Kesinlikle.
Peki, siyasi baskının en üst safhaya çıktığı bir noktada bürokrat olarak görev yapmak nasıl bir his? Her gün uygulanan politikaların eleştirildiği, kabul görmediği, sen dalga mı geçiyorsun denildiği bir ortamda? Elbette ki çok zordur. Yaşamadım, yaşamak da istemem açıkçası.
Anlatmaya çalıştıklarım benim kendi doğrularımdır, dünyamın penceresinden yansıyanlarıdır. Katılırsınız, katılmazsınız bu da sizlerin doğrusudur. Ancak, bir meslek dalını temelini oluşturan yörüngede eleştirmek daha doğru olacaktır. Unutmayalım ki, TCMB bu ülkenin para politikasına yön veren en üst makamdır. Bağımsızlığı, yasalar ile sağlanmıştır. Politikalarından memnun kalınmadığı ortamda kan değişikliğine gidilmesi de yine o ekibi atayanların en doğal hakkıdır. Kuşkusuz, Türkiye son 10 yılda ekonomik gelişim olarak çok büyük bir yol kat etti. Bunu, yabancı yatırımcıların algısını değiştirerek başardı. Gemi, hepimizin gemisi. Algının bozulması, pamuk ipliğine bağlı yabancı bakışını tek bir gecede değiştirebilir. Küresel sermayenin rüzgarına dün de ihtiyaç duyduk, yarın da duymaya devam edeceğiz. Bu duruma Çin’de mahkum, ABD ekonomisi de.
Sağ duyunun tüm eleştirel yorumlara yansıması ümidi ve dileğiyle,
Sabrınız için teşekkürler.
paylaşılan her düşüncem tarihe kendi adıma düştüğüm bir nottur.düşüncelerim kendimi bağlamakta olup, yatırım tavsiyesi taşımamaktadır.
27 Mayıs 2014 Salı
8 Mayıs 2014 Perşembe
İçimizden birisi; Draghi...
Avrupa Merkez Bankasi (ECB) 2014 yili Mayis ayi olağan faiz toplantisini bugün gerçekleştirdi. Toplantida beklenti ve beklentim dahilinde faiz oranlari üzerinde değişikliğe gidilmezken yine beklenti ve beklentim dahilinde gündeme damgayi Başkan Draghi'nin açiklamalari vurdu.
Uzun bir süredir global piyasalarin gündem konusu Euro Bölgesi'nin "düşük enflasyon" problemi. ECB'ye göre fiyatlar genel düzeyinin düşük seyretmesi durumu, İMF'ye göre deflasyon olarak yorumlanan bu durum bankayi piyasalar nezdinde adim atmaya mecbur kiliyor.
Birliğin en iyi ekonomisi Almanya İkinci Dünya Savaşi ardindan yaşadiği hiperenflasyon dönemi sonrasi bu iktisadi gelişmeye karşi geliştirdiği savunma mekanizmasini nesilden nesile aktarmayi başardi. Piyasalarin endişe kaynaği düşük enflasyon konusuna birlik içerisinde itiraz etmeyen tek üye Almanya bloğudur desek yanliş olmayiz. Sorunlu ülkelerde yaşanan deflasyonist gelişmelerin yansimasi Euro Bölgesi'ne henüz deflasyonist baski şeklinde olmasa da gelişmeler endişelenmek için yeterli. Özetlemeye çaliştiğim mikro ve makro çapli ortamin gölgesinde bağimsiz hareket etme zorunluluğu bulunan iktisat zihinleri, ECB üyeleri, belki de en fazla bu durumdan müzdarip olan kişi de kuşkusuz Draghi'dir.
Sifir hamle ile sonlanan faiz toplantisi sonrasi basin karşisina geçen başkan biraz yorgun, biraz endişeli, biraz da baski altinda yaşamaktan bikmiş bir imaj içerisindeydi. Konuşmanin başlamasi ile birlikte bölgenin ortak para birimi olan Euro, Dolar karşisinda 1,40 seviyelerini test etmeye çok yakin trade ediyordu. Draghi, en iyi yaptiği iş olan "sözlü yönlendirme"deki kalitesini bir kez daha kanitladi ve haziran ayi toplantisinda adim atmak için ECB yönetim kurulu kendisine güveniyor açiklamasini yapti. Bu 2014 yili içerisinde neden Euro'nun bu kadar güçlü olduğunu kanitlayan en açik gösterge olarak kabul edilebilir. -Piyasa beklentisi olan bir faiz indirimi konusu, bu konuyu her toplanti sonrasi canli tutmayi başarabilen bir başkan ve hiç bir hamle yapmayan yönetim kurulu.-2014 yilinin merkez bankaciliği atilan para politikadi hamlelerinden çok yönetilebilen beklentiler üzerine kurulu. Bunu da dünya üzerinde en iyi başaran bankaci bana göre Draghi'dir. Sorunlu Euro Bölgesi üye ülkelerinin mücadele ettikleri sikintili günlerde Euro'yu savunmak için elimizden geleni yapmaya haziriz açiklamasi ile belki de ortak para biriminin geleceğini kurtardiğinin ne kadar farkindadir bilemiyorum ama bu konudaki başarisi göz ardi edilemeyecek düzeyde.
Euro ve bölgeye dair büyük problemler para ve sermaye piyasalarinin gündemindeki yerini korumaya devam edecektir. Yakin gelecekte yaşanma ihtimali olan bir deflasyon, yüksek seviyelerdeki işsizlik oranlari, pahali bir ortak para birimi, üye ülkelerin ağir devlet borçlari... En azindan Başkan Draghi bugün yüksek seyrederek ihracat yapan kesimi ağir yaralayan pahali ortak para biriminin kur değerini bir miktar düşürmeyi başardi. Bunun yaninda gelecek bir aylik vadede daha da değerini düşürebileceği beklentisini bir kez daha sicak tuttu. Buna paralel İtalya ve İspanya ülke tahvil faizleri 10 yillik vadede geriledi.
ECB'den gelmesi muhtemel bir kaç hamle;
* Politika faizini %0 düzeyine çekmek,
* Bankalarin merkez bankasi nezdinde tuttuklari mevduatlarina eksi faiz uygulamasina geçmek,
* İkincil piyasadan yeniden tahvil alim yolu ile sisteme likidite enjekte etmek,
* Niceliksel gevşeme yoluna giderek steril olmayan para piyasasi adimlar atmak senaryolar ve daha bir çok olasilik sayabiliriz. Bugün ECB'nin karşi karşiya kaldiği durum aslinda içeride TCMB'nin kamuoyu nezdinde faiz indirimi hususunda kaldiği durum ile benzer. Bu yüzden başliği "içimizden birisi;Draghi" olarak seçtim.
Daha bağimsiz para politikasi karar verici ve uygulayicilari özlemi ile,
Sabriniz için teşekkürler.
6 Mayıs 2014 Salı
Fiyat Gelişimi (Enflasyon)
Sizi temin ederim bu yazi enflasyona dair yazilmiş ve yazilacak ne ilk yazi ne de son yazi olacaktir.
Enflasyon hedeflemesi ile birlikte TCMB zor, zor olduğu kadar da kredibilitesini yükseltecek en doğru yolu tercih etti. Dünya üzerinde enflasyon hedeflemesini büyük merkez bankalari ve onlarin bağli olduklari ekonomiler uygularlar. Mesela ABD'de Federal Reserve tarafindan %2 seviyesinde bir tüketici fiyat seviyesi hem arzulanmakta hem de hedef olarak piyasalarin önüne konulmaktadir. Türkiye, 2001-2005 yillari arasinda krizden çikiş sürecinde örtük enflasyon hedeflemesini uygulamaya çalişirken global konjoktürün de etkisi ile birlikte nispeten fiyat gelişmelerini kontrol altina almayi başardi. 2006 yilinda ise resmen enflasyon hedeflemesi para politikasinin direksiyonunda oturan Merkez Bankasi tarafindan uygulamaya konuldu. O günden sonra da %10 seviyesinin altinda %5 seviyesinin üzerinde patika yapip duran bir tüketici fiyati oluşumuna seyirci olduk. Hedef tutmamakla birlikte kayitli bir ekonomide sayginliği artirmak açisindan her zaman önemini korudu.
(hedefi tutturamamayi başarisizlik saymakla birlikte mantiken her daim masada olmasini destekleyen ve eleştirilen kesimin üyesiyim)
Nisan ayina dair TÜİK tarafindan açiklanan fiyat gelişmeleri hem faiz indirimi etrafinda oluşan tartişmalara hem de para politikasinin ne demek olduğu üzerine doğru yorumlanabilirse ders niteliğinde. Malumunuz üzerine Merkez Bankasi Ocak ayi içerisinde kendi tanimlamasi ile önden yüklemeli bir faiz artişi ile yerel para üzerindeki değer kaybinin önüne geçmeyi ve enflasyona dair bozulan algi yönetimini kontrol altina almaya çalişti. Bu hamlesi ile her ne kadar geç davrandiğini düşünsem de aşiriya kaçan bir politika faizi artişi yardimiyla da Türk Lirasi'ni o dönemin firtinali denizinde koruma altina almayi başardi. Fakat, tüketici güveninde gerçekleşen hizli düşüş ve on iki ay sonrasina dair enflasyon beklentileri korkulu rüyanin başlamasi ve acaba 90'li yillara geri mi dönüyoruz sorusunu akillara getirmeye yetti. Evet, enflasyonda alginin halk nezdinde bozulmasi yerel paranin ikame gücünü kaybetmesine ve diğer ülke dövizlerinin günlük hayatta kullaniminin artmasina neden olur. Korkulan ya da korktuğum senaryo gerçekleşmemekle birlikte düşüncesi dahi o aşamada kafi düzeydeydi. Bugün Türkiye'de Nisan ayi ile birlikte Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE- talebe dayali enflasyonun ölçümlenmesinde kullanilan gösterge değer) yillik bazda %9,38 seviyesinde gerçekleşti. Yani, çift haneye 0,62 baz puan ramak kala olarak yorumlanabilir. Üreticinin maliyetini gösteren ÜFE değeri ise %12,98 seviyesine yükseldi. Rakamlar bir önceki yilin ayni dönemi ile karşilaştirma açisindan yillik bazda değerleri gösteriyor. TCMB Başkani Başçi ve arkadaşlarinin kisaca Para Politikasi Kurulu'nun fiyat gelişimlerine dair beklentisi Mayis ayi ile birlikte zirve noktanin test edilerek bir önceki yilin baz etkisinin de yardimiyla sonraki dönemde düşüşe geçmesi yönünde. Katilir miyim sorusuna cevabim; evet, neden olmasin şeklinde... Beklentilerini ve beklentimi destekleyen tez ise yerel para biriminde istikrarin sağlanmaya başlamasi ile birlikte (ki nispeten firtinada bir durulma söz konusu) maliyet yönlü enflasyonda kur geçişkenliğinin azalmaya başlamasi. Hatirlayacağiniz üzere 2014 yilinin ilk 3 ayinda global çapta yönetilen büyük yatirim fonlari Türkiye'nin de aralarinda bulunduğu gelişen ülke piyasalarindan varlik azaltimi gerçekleştirerek hizli bir para çikişi sürecine girdiler. Bir nevi yatirim amaçli gelen borç paranin hizli bir şekilde daha güvenli ülke piyasalarina geçiş hamlesi olarak yorumlayabileceğimiz dönem Mart ayi ile birlikte kismi geri dönüşlerin yaşanmasina paralel son buldu. Yani, gelişen ülke piyasalari yeniden hatirlanir oldu. Ülke olarak bizim hikayemiz de enflasyon ve faiz ilişkisinde bu aşamada başliyor. Ülke içerisine giriş yapan yabanci para kurlarda yeniden dengelenme süreci başlatti, Türk Lirasi değer kazandi, hazine tahvil faizleri düşüş gösterdi. Devami gelebilir mi? Evet, gelme ihtimali gelmeme ihtimalinden daha yüksek durumda. Masada Avrupa Merkez Bankasi'nin deflasyon ile mücadele süreci ve niceliksel gevşeme hamleleri bulunuyor. Bu da gelişen ülke piyasalarina döviz girişlerinin yeniden hizlanarak devam etme ihtimali demek. Federal Reserve tarafindan bu yilin Ekim ayi gibi sonlandirilmasi beklenen ve piyasalarda ağirlikli olarak fiyatlanan tahvil alim programi riski de azalmiş durumda. Bu gelişmeler enflasyonda algi yönetiminin düzelmesine ve yilin ikinci yarisindan sonra TCMB'ye faiz indiriminde yer açiyor. Piyasalarin referans noktasi Başkan Başçi olarak kabul gördüğüne göre bu noktada Enflasyon Raporu'nun açiklandiği gün yaptiği açiklamalari hatirlamakta fayda var. Politika faizinde faiz indirimi tartişmalarini Mayis ayi Para Politikasi Kurulu toplantisinda görüşeceklerini belirten başkan için bekle ve gör duruşu bu aşamada sanki daha ağir basiyor. Eldeki veri setine dayanarak Mayis ayi enflasyon rakaminin zirve yapmasinin beklendiği bir ortamda algiyi koruma konusunda erken bir adim atmak tercih dişi olabilir. Bu da yilin ikinci yarisinin ve enflasyonda kalici düşüş sürecinin başlamasinin bekleneceği ihtimalini artiriyor.
Eski zamanlarda merkez bankaciliğinin temeli fiyat gelişimlerinin gözlenmesi ve korunmasi üzerine kuruluydu. 2014 yilinda biraz da 2008 ekonomik krizinin etkisiyle birlikte çoklu misyon yüklemesi gerçekleştirildi, biraz da zorunlu kilindi. Bu furyaya TCMB'de cari açiği kapatma çabasi ve ekonomik büyümeye yönelik hamleler atarak uymak zorunda birakildi. Böylece enflasyon ev ödevi olarak kitaplarin daha altinda bir yere atildi. Umarim 2013-2014 yil dönemi içerisinde meydana gelen gelişmeler ana rotanin enflasyon dişina çiktiğinda neler olabileceği gerçeklerini hatirlamamiza yetmiştir.
Sona gelirken;
Ana problem konularinda daha klasik, globalleşme yolunda önümüze çikacak para politikasi problemlerinde ise biraz daha esnek bir merkez bankaciliği özlemi ile...
Sabriniz için teşekkürler.
4 Mayıs 2014 Pazar
Bu veri sanki başka veri (!)
2 Mayıs 2014/15:30 (TSİ) Amerikan Ekonomisi'nin aylık bazda tarım dışı istihdam cephesinde açıkladığı verinin Nisan dönemine ait bölümünün açıklanma zamanı.
2014 yılının gerçekleşen tüm FOMC toplantılarında altı çizilen tek bir konu var; ağır kış koşullarının ekonomiye etkileri... İlk 3 ayda açıklanan veriler piyasa beklentisinin altında gerçekleşerek sürpriz data olarak yorumlandı. Nisan ayı birlikte kendi düşüncem datada sürprizin oluşması ve önceki aylara dair yukarı revizyonların hız kazanması yönündeydi ki tam da bu doğrultuda gerçekleşti. Ekonomi, Nisan ayında tarım dışı kesimde 288 bin kişi artışı aylık bazda sağlamayı başarmış, işsizlik oranı ise %6.3 seviyesinde gerçekleşti. İş gücüne katılım oranı bir önceki aya göre düşüş göstererek %62.8 seviyesinde oluştu. İş gücüne katılım oranındaki azalışa dikkat çekici. Burada insanların 2008 ekonomik krizi sonrası iş aramaktan bıkmış olmaları, işsizliği kendilerinde kabul ederek bir hayat sürmeye başlamaları, 60 yaş üzeri kesimde emekliliklerin artması ve daha bir çok neden burada sayılabilir. Evet, iş gücüne katılım oranı düşük olmasına rağmen aylık istihdam artışı 2012 Ocak döneminden bu yana gerçekleşen en büyük rakam. İşsizlik oranı ise %6.3 seviyesi ile birlikte krizin çıkış dönemi olan 2008 Eylül'den bu yana oluşan en düşük seviye. Yani, bunu söylemek için biraz erken olabilir tartışmaları ile birlikte krizden çıkış sürecinde Amerikan Ekonomisi nispeten Euro Bölgesi'ne nazaran daha hızlı bir performans gösteriyor. Kriz öncesi seviyelere doğru adım atma yolunda güzel bir veri.
27 haftadan daha fazla süredir iş arayanların sayısı ise 287 bin düşüş ile birlikte 3.5 milyon seviyesine gerilemiş durumda. Buradaki rakam toplam işsizliğin %35.3'nü oluşturuyor. Dış yatırım bankalarının neredeyse tüm ekonomistleri datada bu kısıma özenle yaklaşıp inceliyorlar.Geçtiğimiz 12 ayda ise bu kısımdaki düşüş 908 bin kişi düzeyinde. Önceki ayların revizyonlarını incelediğimizde Şubat verisi 197 bin kişiden 222 bin kişiye, Mart verisi ise 192 binden 203 bin seviyesine çekilmiş durumda. Yani, toplam revizyonların açıklaması +36 bin kişi anlamına geliyor. Bu da kış etkilerinin azalmaya başlaması demek.
Yukarıda rakamsal olarak yoğun anlatmaya çalıştığım işsizlik rakamları ile birlikte önceki FOMC toplantılarına paralel Amerikan Ekonomisi'nde yeni odak noktasının enflasyon verileri ağırlıklı oluşacağını söylemek yanlış olmaz kanaatindeyim. Euro Bölgesi malumunuz üzerine düşük fiyat gerçekleşmeleri ile mücadele ediyor. Draghi ve arkadaşları bu durumu geçici olarak yorumlarken, IMF ise deflasyon emareleri gördüklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Peki ya Amerika bu denklemin neresinde kendisine yer buluyor? Tüfe %1.5, Çekirdek TÜFE ise %1.7 seviyesinde. FOMC hedeflemesi ise enflasyonda %2 seviyesinde. Peki, Deflasyon mu ya Enflasyon mu tercih edilmeli sorusuna cevaben Erdem Başçı'dan alıntı yapmak en doğru seçenek olur kanaatindeyim; "enflasyon ile mücadele deflasyon ile mücadeleden daha kolay!"... Katılır mıyım? Kesinlikle evet!
Rota dış piyasalarda bu yıl içerisinde enflasyon ağırlıklı bir görünüme döner düşüncem artık daha ağır basıyor. Piyasalar bu gerçeği fiyatlama eğilimi içerisine henüz girmemiş durumda. Ukrayna'da artan siyasi gerginlik şu anda Amerikan 10 Yıllık Tahvillerine alım ve riskten kaçış olarak yansımış durumda. Görece enflasyonu daha yukarıda olan bir ekonomi ve krizden çıkış stratejisi çerçevesinde 2015 yılının hangi ayında faiz artırım hamlesini yapar diye tartışılan bir Amerika görece olarak Euro Bölgesi'nden daha iyi bir konumda görülüyor.
2014 yılının gerçekleşen tüm FOMC toplantılarında altı çizilen tek bir konu var; ağır kış koşullarının ekonomiye etkileri... İlk 3 ayda açıklanan veriler piyasa beklentisinin altında gerçekleşerek sürpriz data olarak yorumlandı. Nisan ayı birlikte kendi düşüncem datada sürprizin oluşması ve önceki aylara dair yukarı revizyonların hız kazanması yönündeydi ki tam da bu doğrultuda gerçekleşti. Ekonomi, Nisan ayında tarım dışı kesimde 288 bin kişi artışı aylık bazda sağlamayı başarmış, işsizlik oranı ise %6.3 seviyesinde gerçekleşti. İş gücüne katılım oranı bir önceki aya göre düşüş göstererek %62.8 seviyesinde oluştu. İş gücüne katılım oranındaki azalışa dikkat çekici. Burada insanların 2008 ekonomik krizi sonrası iş aramaktan bıkmış olmaları, işsizliği kendilerinde kabul ederek bir hayat sürmeye başlamaları, 60 yaş üzeri kesimde emekliliklerin artması ve daha bir çok neden burada sayılabilir. Evet, iş gücüne katılım oranı düşük olmasına rağmen aylık istihdam artışı 2012 Ocak döneminden bu yana gerçekleşen en büyük rakam. İşsizlik oranı ise %6.3 seviyesi ile birlikte krizin çıkış dönemi olan 2008 Eylül'den bu yana oluşan en düşük seviye. Yani, bunu söylemek için biraz erken olabilir tartışmaları ile birlikte krizden çıkış sürecinde Amerikan Ekonomisi nispeten Euro Bölgesi'ne nazaran daha hızlı bir performans gösteriyor. Kriz öncesi seviyelere doğru adım atma yolunda güzel bir veri.
27 haftadan daha fazla süredir iş arayanların sayısı ise 287 bin düşüş ile birlikte 3.5 milyon seviyesine gerilemiş durumda. Buradaki rakam toplam işsizliğin %35.3'nü oluşturuyor. Dış yatırım bankalarının neredeyse tüm ekonomistleri datada bu kısıma özenle yaklaşıp inceliyorlar.Geçtiğimiz 12 ayda ise bu kısımdaki düşüş 908 bin kişi düzeyinde. Önceki ayların revizyonlarını incelediğimizde Şubat verisi 197 bin kişiden 222 bin kişiye, Mart verisi ise 192 binden 203 bin seviyesine çekilmiş durumda. Yani, toplam revizyonların açıklaması +36 bin kişi anlamına geliyor. Bu da kış etkilerinin azalmaya başlaması demek.
Yukarıda rakamsal olarak yoğun anlatmaya çalıştığım işsizlik rakamları ile birlikte önceki FOMC toplantılarına paralel Amerikan Ekonomisi'nde yeni odak noktasının enflasyon verileri ağırlıklı oluşacağını söylemek yanlış olmaz kanaatindeyim. Euro Bölgesi malumunuz üzerine düşük fiyat gerçekleşmeleri ile mücadele ediyor. Draghi ve arkadaşları bu durumu geçici olarak yorumlarken, IMF ise deflasyon emareleri gördüklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Peki ya Amerika bu denklemin neresinde kendisine yer buluyor? Tüfe %1.5, Çekirdek TÜFE ise %1.7 seviyesinde. FOMC hedeflemesi ise enflasyonda %2 seviyesinde. Peki, Deflasyon mu ya Enflasyon mu tercih edilmeli sorusuna cevaben Erdem Başçı'dan alıntı yapmak en doğru seçenek olur kanaatindeyim; "enflasyon ile mücadele deflasyon ile mücadeleden daha kolay!"... Katılır mıyım? Kesinlikle evet!
Rota dış piyasalarda bu yıl içerisinde enflasyon ağırlıklı bir görünüme döner düşüncem artık daha ağır basıyor. Piyasalar bu gerçeği fiyatlama eğilimi içerisine henüz girmemiş durumda. Ukrayna'da artan siyasi gerginlik şu anda Amerikan 10 Yıllık Tahvillerine alım ve riskten kaçış olarak yansımış durumda. Görece enflasyonu daha yukarıda olan bir ekonomi ve krizden çıkış stratejisi çerçevesinde 2015 yılının hangi ayında faiz artırım hamlesini yapar diye tartışılan bir Amerika görece olarak Euro Bölgesi'nden daha iyi bir konumda görülüyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)