Türkiye garip bir ülkedir. Her Türk insanı dünyaya futbol ve ekonomi bilgisi ile donatılmış bir bünye ile gelmektedir. Bu özelliğimiz dünya üzerinde sadece bizim ırkımız için hastır, biçilmiş kaftandır. Kahvede, çay bahçesinde, otobüste, metroda… Kısaca, her yerde insanlarımız bir araya geldiğinde önce futbolu masaya yatırarak ameliyat ederler, akabinde de ülke ekonomisini. Bunu her meslekten insan gerçekleştirebilir. Doktor futboldan, mühendis ekonomiden son derece uzmanlık derecesinde anlar ve argümanlar geliştirir.
Gelelim anlatmaya çalışacağım mevzuya… Birazdan bende biraz merkez bankacılığına biraz da en son geldiğimiz noktaya değineceğim. Bir farkla, en azından meslekten bir insan olmaya çalışarak.Merkez Bankacılığı dünyanın her noktasında en fazla eleştiri alan kurumların başında gelmektedir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası gibi. Geçtiğimiz hafta banka Mayıs ayı olağan Para Politikası Kurulu’nda beklentilerin aksine haftalık repo faizinde 50 baz puanlık indirime gittiğini açıkladı. Yüzde 10 olan politika faizi yüzde 9,50 seviyesine indirildi. Bunun anlamı, bankaların nihai kredi mercii olarak kabul edilen TCMB’den haftalık vadede fonlama ile elde ettikleri TL maliyetlerini artık 50 baz puan daha ucuza alacak olmaları. Önemi var mıdır?
Ocak ayında gerçekleştirilen olağanüstü gece yarısı toplantısı sonrası önden yüklemeli bir şekilde faiz artışına gidilmiş ve karmaşık olarak nitelendirilen Türk Para Politikası biraz daha basitleştirilerek yeniden haftalık repo faizi politika faizi olarak açıklanmıştı. Bankalar, günlük likidite ihtiyaçlarını merkez üzerinden gecelik ve haftalık repo ihaleleri ile karşılamaya çalışıyorlar. Burada ağırlık günlük repo ihaleleri üzerinden gerçekleşmekte. Buna da faiz koridoru deniliyor. Burada ise bankanın borç alma faiz oranı yüzde 8, borç verme faiz oranı ise yüzde 12 seviyesinde bulunuyor. Piyasa yapıcı bankaların ise borçlanma faiz oranı yüzde 11,5 seviyesinde bulunuyor. Yani, koridor üzerinde herhangi bir faiz ayarlaması yapılmaması politika faizi üzerinde yapılan indirimin bir nevi göstermelik olduğu anlamına geliyor. Nasıl mı? Müsaadenizle anlatmaya çalışayım.
Bugün itibariyle ülkemizin tüketici fiyat endeksi yüzde 9,38, çekirdek enflasyon endeksimiz ise yüzde 9,74 seviyesinde bulunuyor. Merkez’in enflasyon hedefi ise yıl sonu için yüzde 5! Karışık gelmediyse bir veri daha paylaşayım. TCMB anketine göre 12 ay sonrasına beklenen tüfe değeri yüzde 7,21. Politika faizi dediğimiz haftalık repo faiz oranımız neydi? Yüzde 9,50. Peki, kurdaki yükselişin enflasyona geçişkenliğinin etkisi azalmış mıdır? Bakalım birlikte…
Ocak ayı sonunda sepet kur seviyesi 2,6516 idi. Ocak ayı enflasyon rakamımız ise yüzde 7,75, çekirdek enflasyon rakamımız ise yüzde 7,59 noktasındaydı. Güncel rakamları enflasyona dair daha önce paylaşmıştım. Bugün sepet kur seviyemiz nerede? 2,48 civarında. Yani, kurdaki aşırı hareket faiz artışı ile birlikte bir miktar törpülenmiş, enflasyon geçişkenliğinde neredeyse sona doğru yaklaşıyoruz. Bunu, merkez bankası yönetimi de Mayıs ayında zirve noktayı test etmesi ile birlikte TÜFE’nin düşüşe geçeceği beklentisi ile sık sık dile getiriyor. Bugün itibariyle, politika faizimiz ile manşet enflasyon rakamımız arasında 0,12 puanlık bir fark var. Sanmayın sadece faiz oranlarındaki artış ile kurdaki yukarı hareketin sakinleştiğini. Algıdaki yönetim başarısı da burada önemli bir faktör olarak öne çıktı. Nasıl mı? Doğrudan piyasalara, geç de olsa gerektiğinde sert bir hamle ile müdahale edileceği mesajı verildi, biraz da Mart ayı ile birlikte gelişen ülke piyasalarına yeniden likidite akışının hızlanması ile birlikte stabilizasyon sürecine geri dönüş başlamış oldu.
Soru şu; Merkez, yaptığı faiz indiriminde haklı mıydı? PPK üyelerinin tamamı bu ülkenin en üst seviyede iktisat bilgisine sahip olan, bana göre tartışmasız en kaliteli insanlarından oluşuyor. Bu geçmişte de böyleydi, kuşkusuz gelecekte de böyle olacaktır. Ama, bağımsız yönde bir adım atmışlar mıdır bunu birlikte sorgulayabiliriz. 2001 yılından sonra ana odak noktamız her ne kadar 2005 yılına dek örtük olarak gerçekleşse de her daim enflasyon olmuştu. Zaten, tcmb.gov.tr’nin orta en üst kısmında da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir ibaresi yer almaktadır. Bugün ise yaklaşık 2-3 yıldır fiyat istikrarından uzaklarda başka noktalarda fikirler üreten bir noktadayız. Ne gibi? Cari işlemler açığı gibi. Ne gibi? Kredi genişlemesinin önüne geçmek gibi. Ne gibi? Ağır bir faiz indirim baskısı altında çalışmak gibi. Kısacası, algımız başka bir noktada, kağıt üzerindeki hedeflerimiz ayrı bir noktada duruyor. Faiz indiriminin, enflasyonda kalıcı bir düşüş hareketi başlamadan önce yapılmasını sonuna dek tartışıp, konuşmakta herhangi bir ters durum görmüyorum. Evet, bende faiz indiriminin çok erken olduğu kanaatindeyim. O toplantının üyelerinden birisi olsam kesinlikle muhalefet eder, hayır oyu kullanırdım. Merkez Bankası’nı bu nedenlerle belirli bir saygı çerçevesinde eleştirebilir miyiz? Kesinlikle.
Peki, siyasi baskının en üst safhaya çıktığı bir noktada bürokrat olarak görev yapmak nasıl bir his? Her gün uygulanan politikaların eleştirildiği, kabul görmediği, sen dalga mı geçiyorsun denildiği bir ortamda? Elbette ki çok zordur. Yaşamadım, yaşamak da istemem açıkçası.
Anlatmaya çalıştıklarım benim kendi doğrularımdır, dünyamın penceresinden yansıyanlarıdır. Katılırsınız, katılmazsınız bu da sizlerin doğrusudur. Ancak, bir meslek dalını temelini oluşturan yörüngede eleştirmek daha doğru olacaktır. Unutmayalım ki, TCMB bu ülkenin para politikasına yön veren en üst makamdır. Bağımsızlığı, yasalar ile sağlanmıştır. Politikalarından memnun kalınmadığı ortamda kan değişikliğine gidilmesi de yine o ekibi atayanların en doğal hakkıdır. Kuşkusuz, Türkiye son 10 yılda ekonomik gelişim olarak çok büyük bir yol kat etti. Bunu, yabancı yatırımcıların algısını değiştirerek başardı. Gemi, hepimizin gemisi. Algının bozulması, pamuk ipliğine bağlı yabancı bakışını tek bir gecede değiştirebilir. Küresel sermayenin rüzgarına dün de ihtiyaç duyduk, yarın da duymaya devam edeceğiz. Bu duruma Çin’de mahkum, ABD ekonomisi de.
Sağ duyunun tüm eleştirel yorumlara yansıması ümidi ve dileğiyle,
Sabrınız için teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder