9 Haziran 2015 Salı

Seçim çok mu kötü bir şey? Hikayede özet isteyenler için...

Mahalli İdareler, Cumhurbaşkanlığı derken Türkiye bir seçimi daha geride bıraktı, Genel Seçimler. Bırakmasına bıraktık da piyasalarda hikaye yeni mi başlıyor yoksa mevcut hikayede iktidara kimin gelip gittiği fark etmez mi haydi gelin birlikte konuşalım.

Öncelikle şu konuyu netleştirerek sohbete başlayalım; bir ülkeye ait fiyatlamalarda gelecek dönem içerisinde sandığa gidilecek olması dünyanın hangi köşesinde olursanız olun belirsizlik ortamının oluşmasına zemin hazırlar. Bunu geçmişte Hindistan'da da, Brezilya'da da, Yunanistan'da da gördük, tecrübe ettik. Demek ki neymiş? Seçimin telaffuz edilmesi belirsizlik ortamı demekmiş, not edelim. Peki, bu ortamı yurtiçi piyasalarda da gördük mü? Gördük. 8 Haziran sabahının belirsizlik ortamı, 6 Haziran'dakinden çok mu farklıdır? Bunun cevabı resime hangi köşeden baktığınıza göre değişir, konuşalım.

Farklı değildir... Ülkede seçime gidilirken her türlü senaryonun sandıktan seçmen kararına saygı duyulacak şekilde çıkabileceği masadaydı. Zaten ülkede ekonomi anlamında işler son zamanlarda çok da iyi gitmiyordu; Türk Lirası değer kaybediyordu, büyüme yavaşlıyordu, Merkez Bankası üzerindeki siyasi baskı da zaman zaman şiddetini artırıyordu. 

Farklıdır... Tek parti iktidarı tecrübesine 13 yıldır alışan piyasa oyuncuları ve yatırım yapmak için elinde sermaye bulunduranlar belirsizlik ortamından haz etmezler, yatırım kararlarını ertelerler, en az 6 ay bekle ve gör moduna geçerler. Kaybeden iş gücü piyasasında sırada bekleyenlerdir, yatırımlardır, bir yerde de sermaye sahipleridir.

Söyledim ya en başta; resime hangi köşeden baktığınıza, daha doğrusu bakmak istediğinize göre değişir. Ama ben size şimdi daha teknik konulardan bahsetmek istiyorum, olabildiğince basit ve anlatması elzem olan.

Ülkede enflasyon düşmüyor... Hangi yıldan alırsanız alın, ister 2006, ister 2008'den bu yana ortalama enflasyon rakamlarımız %8 düzeyinde yapışmış kalmış durumda. Enflasyon ile mücadele eden, bu yolda tüm araçları sorgusuz sualsiz kullanabilen bir Merkez Bankası yönetimimiz bulunmuyor. Bozulan enflasyon görünümü halkta algının kaymasına, yeniden dolarize olunmasına ve yerel para birimine alternatif ikameler aranmasına neden oluyor. Bu durumun tek cümle ile açıklaması şu; fiyat istikrarı konusunda konsanstrasyonumuz kaybolmuş durumda.

Ekonomik büyüme zayıflıyor, yukarı yönde umut yok... Tıpkı enflasyon gibi ekonomideki büyüme hızı ortalamalarını da nereden alırsanız alın %3'ler seviyesinde takılmış, kalmış durumdayız. Aktivite artmaktan uzak bir görüntü sergilerken, zayıflama riski de hala masada bulunuyor. Daha kötüsü de şu; ülke, ekonomik büyüme modeli açısından yeni bir nefese ihtiyaç duyuyor. Mevcut büyüme stratejimiz artık bize yetmiyor. Yetmedikçe de işsizlik oranımız düşmüyor, borçluluk oranlarımız artıyor, kredi kartını kullanma sıklığımız yükseliyor.

Türk Lirası değer kaybediyor, faizlerdeki yükseliş sürüyor... Yerel para birimimiz değer kaybettikçe bunun yansımalarını hem enflasyon hem de ekonomik büyüme cephesinde tek tek görüyor olacağız. İthalat fiyatlarının artması, ithalata dayalı ihracat tabanlı büyüme modelimiz nedeniyle üretim üzerinde maliyet baskısı yaratırken, satın alma gücünün de azalmasına neden oluyor. Yani, kur yükseldikçe teknolojik ürünlerin fiyatı artacak ve çeyiz yapma planlarında maliyet kalemi bir basamak daha yukarı yuvarlanacak. İşimiz iş yani!

Sandıktan çıkan kararla Merkez Bankası'nın kazandığı yorumları yapılıyor... Eğer sağlıklı bir ülkede henel seçimlerin hemen ardından böyle bir yorum yapılıyorsa o ülkede sağlıktan, sağlıklı bir ortamdan bahsedilemez. Suçlu kimdir? Suçlu, Merkez Bankası gibi saygın bir kurumun para politikalarını çay, kahve içip tavla zarı yuvarlarken sohbetlere konu yapan düşünce tarzıdır. Normal şartlar altında (NŞA) aklı başında bir ülkede konuyla uzaktan yakından alakası olmayan iki insan bir araya geldiğinde Merkez Bankası'nın uyguladığı para politikasını tartışmaz, konu üzerine kafa yormaz. Böyle bir ortam varsa şayet, vay ki ne vay halimize!

Peki, her şey bu kadar kötü mü? Aslında her şey gerçekten de bu kadar kötü ama çözülmez değil. İktidarda A ya da B partisinin veya A ve B partilerinin birlikte yer alması ihtimali yukarıda anlatmaya çalıştıklarımın çözülmesine engel değil. Yeter ki yepyeni bir ekonomi ve hukuk reformu paketi hazırlansın, istek ve heyecanla yeniden ülke menfaatine dair bir şeyler yapılmaya çalışılsın. Tıpkı 2001 krizi sonrasında sergilediğimiz duruş gibi. 

Millet kararı her türlü ekonomik modelin, iktisadi teorinin üzerindedir. Ve yine o milletin verdiği karar en iyisini bilir.

Sabrınız için teşekkürler.


1 yorum:

Taylan COBAN dedi ki...

Guzel bir yazmissiniz elinize/akliniza saglik, TCMB'nin bagimsizligina iliskin su yaziyi okumadiysaniz ben dikkatinize sunayim dedim.
http://www.bloomberg.com/news/articles/2015-06-08/basci-one-of-few-winners-after-erdogan-turkey-election-setback