Merkez Bankası yılın 3.enflasyon raporunu açıklayarak 2010 yılı sonu tahminlerini enflasyın konusunda %0.9 puan düşürerek %7.5 seviyesine çektiğini medya ile paylaştı.Aynı toplantıda Başkan Yılmaz,krizden çıkış stratejisi kapsamında alınan önlemlerden küresel ekonomideki toparlanmanın ışığında vaçgeceklerini birkez daha yüksek sesle duyurmuş oldu.
Yılın 3.enflasyon raporunun açıklandığı bu toplantı birçok faktör açısından önem taşıyor.Dışarısı toparlanmadan faizlerde artırım olmayacağı söylemi özellikle borsa ve faiz üzerinde etkisini hızlı bir şekilde gösterdi.Faizlerde 2010 yılında artırım olmayacağı,aksine indirim beklentilerinin yaratılması gösterge faizde %8 seviyesinin altının test edilme ihtimalini yıl içerisinde artırdı.Bu demeç 2010 yılında olağanüstü bir durum yaşanmadığı sürece faizlerde çift haneli seviyelerin denenmesi ihtimalini düşürdü.En son yazımda Merkez Bankası tarafından 2010 yılında herhangi bir faiz artırımına gidilme ihtimalini düşük bulduğumu,2011 yılını beklediğimi paylaşmıştım.Açıklanan rapor görüşlerimi birkez daha destekler nitelikte!
Yapılan açıklamalar borçlanma maliyetlerindeki düşüşün bu yıl içerisinde de devam edeceğini bizlere gösteriyor.Bunun bankacılık kesimine yansıması ise ellerinde bulundurdukları bono/tahvil portföylerinden bilançolarında kar yazmalarıdır.Bu düşüncemi destekler nitelikte ilk hareket borsada mali sektör kağıtlarında yaşandı.Açıklamayı takip eden ilk 1-2 saat içerisinde banka kağıtlarındaki primler dikkat çekti.
Başkan Yılmaz ve ekibinibu yönde açıklamalar yapmaya iten koşulların başında kuşkusuz gıda ve enerji fiyatlarında aşağı yönlü revizyonlar yapmaları etkili oldu.Enflasyon tarafında herhangi bir baskı unsuru olmaması Merkez Bankası'nı faiz konusunda elini rahatlatan bir konuma taşıdı.2011 yılından önce faiz artırımı düşüncesinin olmadığının beyanı ve artırım sürecinde küresel toparlanmanın bekleneceğinin açıklaması Türkiye'nin ekonomik kararları almanın eşiğinde FED,ECB,BOJ gibi dünyanın en büyük merkez bankalarını beklemesi bir yerde gurur verici bir durum.Türkiye kabuğunu kırmaya başlamıştır.Türkiye 2001'in Türkiye'si değildir.Bu gurur yaşanasıdır!Kısacası,bu ülkede her zaman kötü şeyler olmamaktadır.
Toplantı sırasında kur politikalarına yönelik gerek hükümet içerisinden gerek medya ve iş dünyasından gelen eleştirilere ise Merkez Bankası başkanı her zamanki sükunetini koruyarak,soğuk kanlı yanıtlar verdi ve piyasadaki dolar fonlaması sonucu oluşan aşırı likiditeyi çekecekleri mesajını verdi.Takip eden süreçte hemen ertesi gün döviz bazında karşılık oranları %9.5'ten %10.00 seviyesine çekilerek %0.5 puanlık artırıma gidildi.Yapılan artırım kararının hem döviz rezervini sağlamlaştırma konusunda,hem de piyasadan fazla doların çekilerek kurda değerlenmeyi önleme açısından önemi büyük.Ancak şu aşamada tek başına yeterli olacağı kanısında maalesefki değilim.Depo ihaleleri yolu ile yapılan günlük alım ihalelerinde alım miktarının artırılması biraz daha yardımcı olabilir.
Kim ne derse desin Durmuş Yılmaz ve ekibini son 1.5 yıldır yaptıkları icraatlar konusunda tebrik ediyorumm.Eleştiri noktasında ise,Merkez Bankası'nın bir ekip tarafından yönetildiğini,kişileri baz alarak eleştiri yapmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.
paylaşılan her düşüncem tarihe kendi adıma düştüğüm bir nottur.düşüncelerim kendimi bağlamakta olup, yatırım tavsiyesi taşımamaktadır.
31 Temmuz 2010 Cumartesi
20 Temmuz 2010 Salı
Avrupa'nın "Stres"i
Stres her zaman bünyeye zararlı değildir.Tıpkı AB'ne üye ülkelerden 91 bankaya uygulanan stres testinin sonuçlarının beklendiği son 1 hafta içerisinde eur/usd paritesindeki toparlanma gibi.Toparlanma diyorum,çünkü paritede göz ardı edilemeyecek ölçüde.1.20 seviyelerinden kırılma noktası olan 1.30'lara doğru bir yükseliş yaşanmakta.Yükselişin açıklanabilir tek nedeni ise şu an için stres testi sonuçlarının sanılanın aksine çok olumsuz olmayacağı beklentisi.
Piyasalarda fiyatlanmakta olan beklentinin gerçekleşmesi durumunda parite uluslararası para piyasalarında 1.35 seviyelerine doğru atak yapabilir.Paritenin yukarı doüru toparlanma senaryosu içeride mutlaka 1.50 seviyelerine kadar $/TL'de fiyatlama gözlemletecektir.İhracat yapan Türk firmalarının uzunca bir zamandır ucuzlayan Euro'dan yakınmalarınıda düşündüğümüzde Türkiye'nin ithalat/ihracat rakamlarına da etkisi kuşkusuz pozitif yönlü izlenecektir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım veriler kısa vadeli takip edilmesini beklediğim gelişmeler olarak öne çıkmakta.2010 yılı perspektifinde bakarsak şayet,Euro'da değer kaybının sürmesini beklemek şaşırtıcı olmaz.Alınan bütçe kısma önlemleri,birliğe üye ülkelerde büyüme rakamlarını mutlaka olumsuz etkileyecektir.
Makro anlamda Avrupa'da hızlı bir toparlanma gerçekleşmesi ihtimal dışı.Macaristan'dan gelen IMF ,le anlaşmada sorun yaşandığı haberi beklentiler güçlendirmekte.Uluslararası Para Fonu ile anlaşmak,aynı masaya oturmak,para hattının açılmasını sağlamak vatandaşların düşündüğü kadar kolay değildir.Her önüne gelen acı reçeteye evet demek,yaşanacaklara duyarsız kalmak her baba yiğidin ahrcı değildir.Türkiye 2001 yılında içine düştüğü zor durumdan,önüne konulan acı reçeteye sonuna kadar sadık kalarak çıkmayı başardı ve bugün Avrupa'da en yüksek büyüme rakamını göstermesi beklenen,kamu borcu Mastrich kriterlerinin de altında olan,yüz yılın krizi denilen Subprime Mortgage krizinde tek bir bankası iflas etmeyen,aksine Avrupa'lı meslektaşlarını fonlar durumda olan bir ülke konumuna geldi.Uzun ve zorlu bir süreç oldu belki ama meyvelerinin toplanması katlanılan acılara kıyasla çok hoş bir resim ortaya çıkardı.Peki Macaristan ne yaptı?Bütçe kısma önlemleri konusunda IMF ile anlaşamadı.IMF masadan kalktı ve şu anda belirsizlik ortamı ülkenin yanı başında ellerini avuşturarak beklemekte.IMF anlaşması imzalamak sadece milyarlarca dolar parayı ertesi sabah ülkenin merkez bankası hesaplarında görmek değildir.
2010 yılında gelinen ekonomik görünüm noktasında 2001 ve sonrasında tüm mali oyunculara,siyasi otoritelere teşekkür etmek,bir yerde vatandaşlık görevidir.
Piyasalarda fiyatlanmakta olan beklentinin gerçekleşmesi durumunda parite uluslararası para piyasalarında 1.35 seviyelerine doğru atak yapabilir.Paritenin yukarı doüru toparlanma senaryosu içeride mutlaka 1.50 seviyelerine kadar $/TL'de fiyatlama gözlemletecektir.İhracat yapan Türk firmalarının uzunca bir zamandır ucuzlayan Euro'dan yakınmalarınıda düşündüğümüzde Türkiye'nin ithalat/ihracat rakamlarına da etkisi kuşkusuz pozitif yönlü izlenecektir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım veriler kısa vadeli takip edilmesini beklediğim gelişmeler olarak öne çıkmakta.2010 yılı perspektifinde bakarsak şayet,Euro'da değer kaybının sürmesini beklemek şaşırtıcı olmaz.Alınan bütçe kısma önlemleri,birliğe üye ülkelerde büyüme rakamlarını mutlaka olumsuz etkileyecektir.
Makro anlamda Avrupa'da hızlı bir toparlanma gerçekleşmesi ihtimal dışı.Macaristan'dan gelen IMF ,le anlaşmada sorun yaşandığı haberi beklentiler güçlendirmekte.Uluslararası Para Fonu ile anlaşmak,aynı masaya oturmak,para hattının açılmasını sağlamak vatandaşların düşündüğü kadar kolay değildir.Her önüne gelen acı reçeteye evet demek,yaşanacaklara duyarsız kalmak her baba yiğidin ahrcı değildir.Türkiye 2001 yılında içine düştüğü zor durumdan,önüne konulan acı reçeteye sonuna kadar sadık kalarak çıkmayı başardı ve bugün Avrupa'da en yüksek büyüme rakamını göstermesi beklenen,kamu borcu Mastrich kriterlerinin de altında olan,yüz yılın krizi denilen Subprime Mortgage krizinde tek bir bankası iflas etmeyen,aksine Avrupa'lı meslektaşlarını fonlar durumda olan bir ülke konumuna geldi.Uzun ve zorlu bir süreç oldu belki ama meyvelerinin toplanması katlanılan acılara kıyasla çok hoş bir resim ortaya çıkardı.Peki Macaristan ne yaptı?Bütçe kısma önlemleri konusunda IMF ile anlaşamadı.IMF masadan kalktı ve şu anda belirsizlik ortamı ülkenin yanı başında ellerini avuşturarak beklemekte.IMF anlaşması imzalamak sadece milyarlarca dolar parayı ertesi sabah ülkenin merkez bankası hesaplarında görmek değildir.
2010 yılında gelinen ekonomik görünüm noktasında 2001 ve sonrasında tüm mali oyunculara,siyasi otoritelere teşekkür etmek,bir yerde vatandaşlık görevidir.
17 Temmuz 2010 Cumartesi
İlk Yarı Değerlendirme Notları...
Son 1 aydır mali piyasalarda yaşanan türbülansın ardından yapılan yorumlarda en göze çarpan nokta ikinci dip olasılığının yanı başımızda bizi bekliyor olduğuydu.Ülke hazinelerinin genişlemeci maliye politikalarının,merkez bankalarının para politikaları yoluyla desteklenmesi piyasalara gereğinden fazla likidite pompalanmasına neden olmuştu.Geçtiğimiz yıla ait baz etkisi;büyüme rakamlarında,sanayi üretim verilerinde ve ithalat-ihracat rakamlarında başını Türkiye'nin çektiği birkaç ülke ekonomisinde kendini gösterdi.G-20 ülkeleri arasında Çin'den sonraki en büyük büyüme oranını gösteren Türkiye 2010 yılına ait pozitif sinyaller verdi,umutların yeniden yeşermesine neden oldu.İkinci dip tartışmalarına gelecek olursak,kendi düşüncem atlatmaya çalıştığımız krizin şiddetinde bir ekonomik durgunluk yaşanma ihtimalinin olmadığı.Ancak,mutlaka 2009 baz etkisinden ötürü yüksek gelen 1. ve 2. çeyrek rakamlarının yılın geri kalan kısmında sürdürülebilirliğinin zorluğu göz ardı edlilemez.
Amerika'nın önderliğinde krizden çıkış formülleri aranırken,yaşlı kıta Avrupa'nın kendi içerisinden su alması,Yunanistan'a dair haberlerde son 1 ayda eur/usd paritesinde 1.20 seviyelerininde altının test edilmesine neden oldu.Takip eden süreç içerisinde tüm Avrupa bankalarına stres testlerinin uygulanacağının yarattığı olumlu düşüncelerle parite kendini 1.25'nde üzerine atarak 1.30 sınırına dayanmış oldu.Paritedeki değer kaybının en fazla yaraladığı ülkelerden biri konumundaki Türkiye'de ise ihracat rakamlarındaki azalma göze battı.Dolar ile borçlanıp Euro ile işlem yapan Türk ihracatçısı içeride zarar etmiş oldu.1.30-1.37 arasındaki paritenin içeriye etkisinin olacağı görüşümü hala taşımaktayım.
Anlatmaya çalıştığım zorlu 1 ay içerisinde gösterge borsa niteliğindeki Dow Jones Sanayi Endeksi'nin 10 bin puan seviyelerini aşağı yönlü kırarak 9 bin'lere indiği süreçte,İMKB-100'ün en dip olarak 54 bin'lerde tutunmuş olmasını son derece olumlu buluyorum.Altını koyu renkli bir kalemle çizerek ihtimali düşük olsada 2010 yılında Türk ekonomisine ilişkin gelebilecek bir not artırım haberinin borsayı 65.000-67.000 puanlara kadar taşıyabileceği görüşündeyim.65 bin senaryosunun desteklenmesinin dış konjoktürün fazla bozulmamasına ve referandumun sorunsuz atlatılmasına bağlamayı da unutmadan belirtmek istiyorum.
Son açıklanan enflasyon verileri ışığında,2010 yılında beklediğim faiz artırımı haberlerini belki yeniden gözden geçirilebilir şeklinde değiştiriyorum.H ve I endekslerinde henüz bozulma olmaması ve mevcut durumun enflasyon tarafında henüz bozulma olmaması ve orta vadeli planlara paralel hareket etmesi mevcut durumun enflasyon tarafında Merkez'i fazla sıkıştırmadığını da düşünürsek,yılın son çeyreğinde olumsuz bir durum yaşanmadığı takdirde faiz artırım sürecini 2011 yılında göreceğimiz ufukta gözükmekte.Enflasyonda yaşanan bu gelişmeler gösterge faizin de %8 seviyelerine yakın seyrinin gözlenmesine neden oldu.Buralardan belki bir miktar kar satışı gelebilir ancak tek haneli rakamların korunacağı kanısındayım.
Maliye Bakanlığı'nın son açıkladığı verilerde faiz dışı fazla kaleminde göze batacak bir atışın yaşandığı,bütçe disiplininden taviz verilmediğini bizlere anlatıyor.Referandum sürecinde de disiplin anlayışı korunabilirse Türkiye Avrupa'nın önde gelen ekonomileri arasından mutlak suretle sıyrılacaktır.Ekonomik toparlanmanın paralelinde,vergi gelirlerindeki düzenli artış da düşüncemi desteklemekte.Türk bankacılık sektöründe yurt dışından sağlanan sendikasyon kredilerinde sorun yaşanmaması,önde gelen devlet bankalarından birisinin balkanlarda banka almak için arayışta olduğu haberleri 2001 sonrası ne denli düzenli bir yola girdiğimizin adeta resmidir.
Yurt dışında Avrupa ve Amerika'da 2 farklı temel senaryo izleneceği görüşündeyim.Amerika'nın olası büyümesinin yavaşlasada devam edeceğinin,konut sektöründeki sorunların ise henüz bitmediğini düşünüyorum.Mali reform eğer yasalaşabilirse,yatırımcı üzerinde abartıldığı kadar baskı yaratmayacağının altını çizmek istiyorum.Konunun Avrupa ayağında ise hala sorunlar var.Balkanlardan,Portekiz ve İspanya'dan gelen negatif sinyaller 2010 yılının sorunlu geçeceğini göstermekte.Alınan bütçe kısma önlemleri,kredi notu indirimlerini engellesede gelecek açısından sürdürülebildiği takdirde olumlu.Ancak 2010 yılında büyümeyi vurmadan etkisini göstermesi imkansız.
Amerika'nın önderliğinde krizden çıkış formülleri aranırken,yaşlı kıta Avrupa'nın kendi içerisinden su alması,Yunanistan'a dair haberlerde son 1 ayda eur/usd paritesinde 1.20 seviyelerininde altının test edilmesine neden oldu.Takip eden süreç içerisinde tüm Avrupa bankalarına stres testlerinin uygulanacağının yarattığı olumlu düşüncelerle parite kendini 1.25'nde üzerine atarak 1.30 sınırına dayanmış oldu.Paritedeki değer kaybının en fazla yaraladığı ülkelerden biri konumundaki Türkiye'de ise ihracat rakamlarındaki azalma göze battı.Dolar ile borçlanıp Euro ile işlem yapan Türk ihracatçısı içeride zarar etmiş oldu.1.30-1.37 arasındaki paritenin içeriye etkisinin olacağı görüşümü hala taşımaktayım.
Anlatmaya çalıştığım zorlu 1 ay içerisinde gösterge borsa niteliğindeki Dow Jones Sanayi Endeksi'nin 10 bin puan seviyelerini aşağı yönlü kırarak 9 bin'lere indiği süreçte,İMKB-100'ün en dip olarak 54 bin'lerde tutunmuş olmasını son derece olumlu buluyorum.Altını koyu renkli bir kalemle çizerek ihtimali düşük olsada 2010 yılında Türk ekonomisine ilişkin gelebilecek bir not artırım haberinin borsayı 65.000-67.000 puanlara kadar taşıyabileceği görüşündeyim.65 bin senaryosunun desteklenmesinin dış konjoktürün fazla bozulmamasına ve referandumun sorunsuz atlatılmasına bağlamayı da unutmadan belirtmek istiyorum.
Son açıklanan enflasyon verileri ışığında,2010 yılında beklediğim faiz artırımı haberlerini belki yeniden gözden geçirilebilir şeklinde değiştiriyorum.H ve I endekslerinde henüz bozulma olmaması ve mevcut durumun enflasyon tarafında henüz bozulma olmaması ve orta vadeli planlara paralel hareket etmesi mevcut durumun enflasyon tarafında Merkez'i fazla sıkıştırmadığını da düşünürsek,yılın son çeyreğinde olumsuz bir durum yaşanmadığı takdirde faiz artırım sürecini 2011 yılında göreceğimiz ufukta gözükmekte.Enflasyonda yaşanan bu gelişmeler gösterge faizin de %8 seviyelerine yakın seyrinin gözlenmesine neden oldu.Buralardan belki bir miktar kar satışı gelebilir ancak tek haneli rakamların korunacağı kanısındayım.
Maliye Bakanlığı'nın son açıkladığı verilerde faiz dışı fazla kaleminde göze batacak bir atışın yaşandığı,bütçe disiplininden taviz verilmediğini bizlere anlatıyor.Referandum sürecinde de disiplin anlayışı korunabilirse Türkiye Avrupa'nın önde gelen ekonomileri arasından mutlak suretle sıyrılacaktır.Ekonomik toparlanmanın paralelinde,vergi gelirlerindeki düzenli artış da düşüncemi desteklemekte.Türk bankacılık sektöründe yurt dışından sağlanan sendikasyon kredilerinde sorun yaşanmaması,önde gelen devlet bankalarından birisinin balkanlarda banka almak için arayışta olduğu haberleri 2001 sonrası ne denli düzenli bir yola girdiğimizin adeta resmidir.
Yurt dışında Avrupa ve Amerika'da 2 farklı temel senaryo izleneceği görüşündeyim.Amerika'nın olası büyümesinin yavaşlasada devam edeceğinin,konut sektöründeki sorunların ise henüz bitmediğini düşünüyorum.Mali reform eğer yasalaşabilirse,yatırımcı üzerinde abartıldığı kadar baskı yaratmayacağının altını çizmek istiyorum.Konunun Avrupa ayağında ise hala sorunlar var.Balkanlardan,Portekiz ve İspanya'dan gelen negatif sinyaller 2010 yılının sorunlu geçeceğini göstermekte.Alınan bütçe kısma önlemleri,kredi notu indirimlerini engellesede gelecek açısından sürdürülebildiği takdirde olumlu.Ancak 2010 yılında büyümeyi vurmadan etkisini göstermesi imkansız.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)