2008 yılında Amerikan Merkez
Bankası (FED) tarafından başlatılan parasal genişleme programının sonuna
gelindiğine ve olası sıkılaştırma hamlesinin ne zaman başlayabileceğine dair
dünya piyasalarında hissedilen bekleyiş öncesinde 4 önemli ekonomik veri ile
konuya netlik kazandırmak istiyoruz. FED tarafından da yakından takip edilen
veriler para politikasının belirlenmesinde amiral gemi olma konumunda
şekilleniyor.
Büyüme
ABD ekonomisi çeyrek bazda takip
edilen GSYH verilerine bakıldığında özellikle 2010 yılı sonrasında konut
krizinin yaşandığı 2008 yılı öncesi dönem performansını yakalamış durumda
görünüyor. 2000-2007 yılları arasında çeyrek başına ortalama yüzde 2.5 GSYH
büyümesi gösteren ekonomi, 2008-2009 yılları arasında yüzde 1.44 gerileme
gösterirken, 2010-2014 arası dönemde yüzde 2.14, 2013-2015 arasında ise yüzde
2.42 düzeyinde büyüme momentumunu yakaladı.
İşgücü Piyasası
Aylık takvimde açıklanan tarım
dışı istihdam rakamlarına 2000-2007 yılları arası ortalama çeyrek dönem
performansı üzerinden baktığımızda 75 bin kişi düzeyinde artış gözlemlerken,
2008-2009 döneminde 400 bin kişi azalış, 2010 sonrası dönemde ise son 15 yılın
en yüksek değerlerine ulaşıldığını görüyoruz. Buna göre 2010-2014 döneminde 160
bin kişi, 2013-2015 döneminde ise 196 bin kişilik ortalama istihdam yaratıldı.
İşsizlik oranı 2008 krizi öncesi
dönemde (2000-2007) çeyrek başına ortalama yüzde 5.04 seviyesinde
gerçekleşirken, 2008-2009 döneminde yüzde 7.54, 2010-2014 yılları arasında ise
yüzde 8.04 düzeyine yükseliyor. 2013-2015 periyoduna baktığımızda ise yüzde
6.51 ortalamasına geri çekilen bir performans karşımıza çıkıyor. Benzer şekilde iyileşme part-time çalışan
kesimin oranlarında da etkisini hissettirir konumda. 2010-2014 döneminde çeyrek
başına ortalama yüzde 6.01 olan tam zamanlı çalışmama oranı, 2013-2015
döneminde yüzde 5.54’e gerileyerek kriz öncesi seviyesi olan yüzde 5.14’e doğru
yakınsama gösteriyor.
Ücretler
Ücretler kalemi FED tarafından
yakından takip ediliyor. Ortalama saatlik kazançlar 2007-2008 yılları
arasındaki çeyreklik ortalaması olan yüzde 3.31 yıllıklandırılmış artışın yaklaşık
1 puan gerisinde seyrediyor. 2008-2009 yılları arasında yüzde 2.83 artış
gösteren veri, 2010-2014 döneminde zayıflıyor ve yüzde 2 seviyesinin aşağısına
geriliyor. 2013-2015 döneminde ise yüzde 2.02 ortalama ile yoluna devam ediyor.
Ücretlerin FED’in beklediği kadar iyi bir performans sergilememesi 16-17 Eylül
2015 tarihleri arasında düzenlenecek olan FOMC toplantısından parasal
sıkılaştırmaya yönelik bir karar çıkmayacağını savunanların en önemli
argümanlarının başında geliyor.
Enflasyon
FED tarafından enflasyon
göstergesi olarak çekirdek PCE kalemi takip ediliyor. 2014 yılının ortasından
bu yana hızlı bir düşüş gösteren emtia fiyatları ülkede enflasyon baskısının
oluşmasına ve banka tarafından belirlenen yüzde 2 seviyesine ulaşılmasına engel
oluyor. Hedeften uzak kalınmasında enerji fiyatlarının düşüşü ağır basarken,
ücretler kaleminden baskı oluşmaması da etkili oluyor. 2000-2007 yılları
arasında çeyreklik ortalama yüzde 1.91 artış gösteren enflasyon, 2008-2009
döneminde yüzde 1.59 seviyesine, 2010-2014 yılları arasında ise yüzde 1.55
artışa dek gerileme hareketi içerisinde oluyor. 2013-2015 aralığına bakacak
olursak karşımıza yüzde 1.49 ortalama düzeyinde bir performans ile
karşılaşıyoruz. Tıpkı ücretler kaleminde görülen zayıf performans gibi
enflasyonun da hedeften uzak seyretmesi parasal sıkılaştırma düşüncesine karşı
çıkanların listesinde ilk sıralarda yer alıyor.
FED’in para politikalarını
belirlerken ön planda tuttuğu 4 ana kalemin kriz öncesi dönem, kriz sonrası ve
son 3 yıllık performansları yukarıda özetlemeye çalıştığımız şekilde
sonuçlanmış durumda. ABD ekonomisinde parasal sıkılaştırma adımının atılması
için büyüme ve iş gücü piyasasında yeterli kanıtlar fazlası ile yer alırken,
ücretler ve enflasyon kalemindeki resim nispeten ılımlı düzeyde şekilleniyor.
Ancak unutmamak gerekiyor ki söz konusu iki veri birbiri ile ilişkili şekilde
hareket etmektedir. Geride kalan 1 yıl içerisinde başta enerji fiyatları olmak
üzere emtia fiyatlarının genelinde bir düşüş hareketi ile karşılaşmamış
olsaydık belki de bugün her iki verinin de yeterli ikna düzeylerine ulaştığı
çıkarımını yaparken kendimizi bulacaktık.
Öte yandan parasal genişlemenin,
yani bir diğer tanımla sıfır faiz politikasının para politikaları açısından önce
ABD’ye, akabinde ise diğer ülkeler açısından “akıl tutulması” denilen olguyu
hayata geçirdiği şüphe götürmez bir gerçek. Bol likidite ortamının gelişmekte
olan ülke piyasalarına sermaye akışını hızlandırması birçok ülkede cari
işlemler dengesinin olumsuz etkilenmesine, para politikalarının olması
gerekenden daha gevşek belirlenmesine ve enflasyon hedeflemesi gibi büyük resmi
ilgilendiren kavramların unutulmasına yol açtı. Aralarında Türkiye’nin de
bulunduğu gelişmekte olan ülke kategorisindeki ekonomiler açısından FED ve
gelecek dönem para politikasına dair belirsizliğin Mayıs 2013 döneminden bu
yana ne boyutta tahribatlara yol açtığı farklı ekonomik veriler üzerinden teyit
edilebilir konumda yer alıyor.
16-17 Eylül 2015 tarihleri
arasında gerçekleştirilecek olan FED/FOMC toplantısından Çin ekonomisindeki
momentum kaybı, para ve sermaye piyasalarında görülen oynaklığın artış
göstermesi, Euro Bölgesi’nin parasal genişleme programına ancak 2015 yılında
başlangıç yapabilmesi gibi dünyanın geri kalanına dair bazı olumsuzlukları
ileri sürerek parasal genişleme ortamının sürmesini savunan düşünce gruplarının
diğer yandan gelişmekte olan ülkelerin belirsizlik ortamında tabiri caizse
yaprak misali oradan oraya savrulmasını da dikkate almaları gerektiğini düşünüyorum.
Eylül veya Aralık 2015… Parasal sıkılaştırma
hamlesine yönelik başlangıcın 1 ay erken veya geç atılmasının fiyatlamalar
açısından ekstra bir katkısı olmayacağı aşikar. Nasıl bir yeni dönem
haritasının belirleneceği ve kamuoyu ile paylaşacağı dünyanın geri kalanı için
daha önemli bir sorun olarak masadaki yerini korumaya devam edecek.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder