Merkez Bankası tarafından yılın son Enflasyon Raporu'nun sunumu yapıldı. Rapor'a göre beklenildiği ve beklediğim üzere kur geçişkenliği nedeniyle yukarı yönde revizyonlar söz konusu. Güncelleme hem 2015, hem de 2016 yıllarını kapsıyor.
Bir süredir blog üzerinden yayınladığım yazılarımda Türkiye'nin yeniden, 2002 sonrası dönemde olduğu gibi enflasyon odaklı para politikasına geri dönüş yapması gerektiğini belirtmeye çalışıyorum. Konu hakkındaki düşüncelerimde şu an için herhangi bir değişiklik yok. Hatta geçmişe kıyasla daha hızlı bir şekilde bu düşüncenin hayata geçirilmesi kanaatindeyim. Bu kanaatimi destekler en net ifade İstanbul'da gerçekleştirilen sunum sırasında Başkan Başçı'nın son 7 yıllık TÜFE ortalamasının yüzde 7.9 seviyesinde gerçekleşmiş olduğunu belirtmesi ile geldi. Evet, rakamlar ve matematik asla yanıltmaz, yüzde 7.9 seviyesinde gerçekleşen enflasyon ortalaması doğrudur. Bu rakamın anlamı şu, enflasyonda yapışık bir görüntü ile karşı karşıyayız. Daha basit anlatımı ile, mevcut seviyeden, geride kalan 7 yıl içerisinde bir adım geri gitmeyi başarabilmiş değiliz. Adım atmak konusunda vakit kaybetmeye devam edecek olursak da enflasyon ile ilgili riskler gelecek dönemde yukarı yönde bulunmaktadır. Neden mi? Anlatmaya çalışayım.
Yaklaşık 10 yıldır enflasyon hedeflemesi yapan bir merkez bankamız var. Hedeflemenin yapılması ile ilgili hiç bir sorunum bulunmuyor.Öncelikle bu konunun bilinmesini isterim. Fakat, hedeflemenin masaya konulması halinde akabinde atılacak adımların bu doğrultuda uyumlu olması gerekmektedir. Ne gibi? Büyümenin desteklenmesi noktasında politika karmaşası yaşamamak gibi. Ne gibi? Diğer ülke merkez bankalarının ne yönde adım atacağına göre politika bileşimini oluşturacağınızın kamuoyu ile paylaşılmaması gibi. Devamında ne olur? Gün gelir, piyasa nezdinde teste tabii tutulur, emsal olarak belirtilen diğer ülkelerden negatif yönde ayrışır, büyüme için ihtiyaç duyduğunuz yabancı sermayeyi ülke sınırları içerisine çekmek konusunda ciddi sıkıntılar yaşarsınız. Anlatmaya çalıştıklarıma en basit örnek olarak Mayıs 2013 dönemi sonrasında Fed Başkanı Bernanke'nin yaptığı açıklamadan bugüne dek geçen süreyi vermek mümkün.
Peki, ne diyor bize yılın son Enflasyon Raporu? Özetle, Temmuz ayından bu yana geçen süre içerisinde gıda fiyatları ve kur gelişmelerinin, banka beklentilerinin üzerinde bir enflasyon oluşmasına zemin hazırladığı ve bu sebeple de içerisinde bulunduğumuz yıl ve gelecek yılın enflasyon beklentilerinin 1.0 puan yukarı yönde revize edilmek zorunda olunduğunu belirtiyor. Az önce yukarıda emsal ülke gruplarından negatif ayrışmaya dair bir şeyler anlatmaya çalışmıştım ya hani, işte onlardan birisine dair verilebilecek en büyük örnek Türk lirasının hızlı değer kaybıdır. Dikkat edin, fazla ifadesini kullanmadım, hızlı ifadesini tercih ettim. Çünkü, zamana yayılmış, kontrollü bir değer kaybı yaşasaydık, hem içerisinde bulunduğumuz yılın, hem de gelecek yıllara ait kur geçişkenliğinin etkilerini daha az ve kontrollü bir şekilde hissediyor olabilirdik. Merkez Bankası, kur geçişkenliğine dair, iç talebin geçmiş yıllara kıyasla daha düşük olması ve ekonomik aktivitenin ivme kaybetmesi nedeniyle sınırlı düzeyde olacağını düşündüğünü belirtiyor. Tamam da, 2015 ve 2016 yılları için döviz kuru gelişmeleri kaynaklı yukarı yönde yapılan toplam revizyon oranı nedir? 2.0 tam puan düzeyidir. Eğer ki mevcut talep ve ekonomik aktivite koşullarında 2.0 puanlık bir ek katkı ile karşı karşıya kalıyorsak, söz konusu rakam göz ardı edilemeyecek kadar ciddidir. Koşulların terse döndüğü bir noktada ne düzeyde bir geçişkenlik olabileceğini merak etmek de en doğal hakkımızdır. Yön gösterici olması açısından belirli hesaplama yöntemlerim olmakla birlikte, ben, o kadar da düşük olduğu düşüncesinde değilim.
Yıllardır yüzde 5.0 seviyesinde hedef olarak gösterilen enflasyon oranına ulaşmak ise Rapor'a göre 2017 yılı öncesinde zor. Yıl içerisinde en az iki kere yukarı yönde revizyon yaptığımızı düşünürsek, 2017 yılı geldiğinde söz konusu rakamın nerede gerçekleşeceğini merak etmemek elde değil.
Enflasyon ile mücadele konusunda Türkiye'nin yeniden, 2002 sonrası dönemde olduğu gibi enflasyon odaklı para politikasına geri dönüş yapması gerektiği su götürmez bir gerçektir. Enflasyona göre belirlenen para politikasına sıkı sıkıya tutunmak, hem bugünü hem de gelecek dönemi kurtarmak anlamına gelmektedir. Refahın dağıtımının yeniden sağlanması, ekonomik kalkınmanın belirli bir düzeye artarak gelmesi ve fiyat düzeylerinin kontrol altında tutulması vasıtası ile spekülatif atakların engellenmesi hep enflasyon konusu ile alakalıdır. Bu heyecanın yeniden ve hızlı bir şekilde yakalanması gerekmektedir. Temmuz ayı Enflasyon Raporu sunumundaki heyecan ve istek, Ekim ayı sunumunda gözlenmemiştir. Bu ayrıntıyı önemle belirtmek isterim.
Enflasyon konusunda maalesef kaybedecek zamanımız bugün, düne kıyasla daha az.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder