8 Mart 2016 Salı

Sermaye Piyasalarımız Neden Gelişmiyor? Eleştirel Bakış.

Uzun zaman olmuş bir şeyler karalamayalı, fikirlerimi, aklımdan geçenleri bir bir sıralamayalı. 

Blogda son güncellemeyi 6 Kasım 2015'te yapabilmişim. İş yoğunluğu, biraz üşengeçlik biraz da bölge özelinde memleket halinin ruhsal yansımaları derken sanırım kendime epey bir bahane bulmuşum yazmamak için.

Bu kez ekonomide herhangi bir konu başlığından, merkez bankalarına yönelik beklentilerden ya da unutulan enflasyon kavramından dem vurmak istemiyorum. Aslında bir süredir kendi kendime kaldığım zamanlarda sıklıkla düşünüp, tartışmaya çalıştığım bir konudan bahsetmek istiyorum; Türk sermaye piyasalarının gelişememesinde sistemin içinde yer alanlar ne kadar suçlu? Yani, bizler. 

Evet, bu blog yazısı bir tür sistem eleştirisi içermektedir!

Malumun ilanında herhangi bir sakınca olduğu kanısında değilim. Yurtiçi piyasalarda her gün eline kalem alıp finansal varlıklara neyin, nasıl etki ettiğini anlatmaya çalışıyorum. Sistemin içerisindeyim, bizzatihi elini taşın altına sokan ender insanlardan birisiyim. Bu yüzden de okumakta olduğunuz yazıyı içten, samimi duygularımla, kendimi de eleştirerek yazıyorum.

Uzun yıllardır süre gelen klasik bir klişedir; Türkiye'de sermaye piyasaları gelişmiyor! Peki, gelişmiyor da biz, kendi üzerimize düşen görevleri ne kadar yapıyoruz? Biz derken kastettiğim; tüm bankacılar, yatırım danışmanları, portföy yöneticileri, analistler, ekonomistler, ünvanı, konumu ne olursa olsun finansal piyasalar içerisinde kendisini etkili gören herkes.

Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yazılıp çizilen, yorum yapılan, yatırım tavsiyesi niteliği taşıyan işlere yönelik bir süre önce çok önemli gördüğüm bir düzenleme çıkarıldı. En basit haliyle hazır sırası gelmişken sormak isterim; sistem içerisinde kaç kişi 1 saatini ayırıp bahse konu düzenleme ve tebliğleri düzgün bir şekilde okudu? Haydi tebliğler uzun, ayıracak vakit yok, iş yoğunluğu çok, sık sık dünyaları kurtarıyoruz diyelim. Özetini, ilgili birimlerden gönderilen uyarı içerikli mailleri, yapılan konuşmaları kaçımız dikkate aldık? Kaçımız gerektiği şekilde uyguluyoruz? Mailleri okumadan sildik mi? Haydi, samimi olalım; yapmıyoruz, çok yoğunuz, eh biraz da her şeyin en iyisini biz biliyoruz. Malumunuz, toplum olarak dünyaya futbol ve ekonomi konularında doktora derecesinde üstün bilgiler ile donatılarak gönderiliyoruz, saygın bir konumdayız.

Türk sermaye piyasalarının gelişmesindeki en önemli sorun başlığı yetersiz ürün ve/veya finansal okur yazarlık eksikliği değildir bana göre. Konunun esas problem kaynağı bilgi düzeyi yetersiz sistem çalışanlarıdır. Bizler gerektiği düzeyde -burada gerektiği düzeyde kavramı ile zaten olması gereken durumdan, bir tür elzemden bahsediyorum- bilgi sahibi olmadan bunu piramidin tavanından tabanına yani sokaktaki adamdan büyük şirketlerin finans yöneticilerine nasıl anlatacağız? Kaçımız artık finansal sistemin, finansal dünya koşullarının ekonomiden siyasete, ürün bilgisinden anlık haber akışına, entellektüel bilgi düzeyinden en basit şekilde karşımızdaki kişiye bilgi aktarımına dek geniş bir yelpazede şekillenmeye başladığını, hatta trenin artık yavaş yavaş kaçmak üzere olduğunu biliyoruz? Haydi, samimi olalım; çoğunluğumuzun bu saydıklarımdan haberi dahi yok. Haydi be sende diyor musunuz? Ama gerçek bu. Önce eleştiriye kendimizden başlamak zorundayız.

Gelelim sisteme... Sistemin aksaklıkları yok mu? Tabi ki de var. Bence sistemin takıldığı en önemli nokta yeterli iş tecrübesine sahip olmayan çok genç arkadaşların -ki bir zamanlar kendim de dahil olmak üzere- önemli kartvizit ünvanlarıyla finansal sistem içerisine dahil olmalarıdır. İş için gerekli görülen sınavlar geçilip belgeler alınabildiği takdirde artık siz de sistemin bir parçası oluyorsunuz. Peki ya risk kavramı? İş tecrübesi? Her şey sınav mı? Bu kadar basit olmalı mı? Yaşasın hepimiz traderız, varlık yöneticisiyiz, Warren Buffet'ız! Yaşasın!

Bir zamanlar -ki bir zamanlar ile şair burada 7-8 yıl öncesinden bahsetmektedir- sistem kendi içerisinde stajyerlikten kendi personelini yetiştirir, kurum kültürünü aşılar, el pratiğini, teorinin inci gibi işlenerek gerçek hayatta uygulamaya geçirilmesine imkan tanırdı. Ben de kendimi çok şükür ki bu trenin son yolcularından olabildiğim için hep şanslı görmüşümdür. Maalesef artık iyi bir üniversite ismiyle mezunsanız ve gerekli belgelere sahipseniz sistem içerisine erkenden katılabilme şansına sahip olabiliyorsunuz. Hazır yeri gelmişken; mesleği öğrenmemde üzerimde emeği olan ilk müdürüm Sevil Hanım'a selam olsun! İyi ki bir gün bir yerlerde yollarımız kesişmiş. İyi ki sistem içerisinde sistemin kendi personelini yetiştirmesi gerektiğine inanan ender insanlardan birisi olmuşsunuz. Ben iş hayatımın sonraki bölümünde de eğitime, bireysel gelişime önem veren ender yöneticilerle karşılaşma ve hala daha çalışabilme şansına da sahip olduğum için mutluyum. 

Yazı biraz fazla mı iç karartıcı geldi? Gelmesin. En başta da demiştim ya; bu blog yazısı sistem eleştirisi içermektedir! Bizler daha iyi finansçılar olmak istiyorsak üzerimize düşen sorumluluklardan kaçınmamalıyız. Üzülerek söylemek zorundayım ki mevcut düzenin dünyadan bir haber finansçılarla uzun yıllar sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin mümkünatı yoktur. Her krizin bir kenarında sistem içerisindekilerinin de payı vardır. Ama az, ama çok. Geleceğe ekilen her tohumun birer çınara dönüşmesi sanıldığı kadar da kolay değildir. Rüzgar bir şekilde eser, mesele kalıcılığını sağlayabilmek. 

Sabrınız için teşekkürler.

1 yorum:

Unknown dedi ki...

güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık Hisse girişim olarak sizi ve finansal okur / yazarlığı destekliyoruz teşekkürler...