İçimden geçenleri ilk satırda anlattıktan sonra gelelim asıl konumuza. Dünya FED'i, FED'de kendisinin atacağı ilk adıma vereceği karar için uygun anı bekliyor. Konumuz malum; FED'in parasal sıkılaştırma olarak tanımlanan faiz artışı hamlesi.
Mayıs 2013 döneminden bu yana adım adım parasal sıkılaştırma yolunda ilerliyoruz. Her ay FED tarafından gerçekleştirilen FOMC toplantılarını heyecanla takip ediyor, başkanların ağızlarından çıkacak iki çift cümleye odaklanıyor, tarım dışı istihdam verisi açıklanmadan önce heyecan içerisinde ekranlarımıza bakıyoruz. Evet, FED adım adım parasal sıkılaştırma yolunda ilerliyor. Peki bu sırada biz ne yapıyoruz? Yaptıklarımız, yapacaklarımızın gerçekten teminatı mı, yeterli mi?
Açık konuşalım; biz elle tutulur, somut hiç bir şey yapmıyoruz. Toplantılarına benim de katıldığım TCMB yönetimi çok saygıdeğer insanlardan oluşuyor. Hepsi konularında son derece uzman kişiler. Ancak o kişilerin kendi inandıklarını yapabilecekleri ortamı kendi ellerimizle ortadan kaldıralı epey bir zaman oluyor. Suçlu kim? Suçlu belki hepimiz, suçlu belki spesifik bir kaç kişi, Ali, Veli... Şahıslar önemli değil.
FED'in faiz artırması önemli bir konu. Hem de epey bir önemli konu. Kendi şahsi beklentimi paylaşayım ki konu ileride tekrar açıldığında kim hangi noktadaymış şimdiden netleşmiş olsun. Ben 2014 yılının Haziran döneminden bu yana FED cephesinde ilk faiz artışının 2015 Eylül döneminde geleceğini düşünüyorum. Tahminim tutar, tutmaz. Ama kendi beklentim bu. Ayrıca bu adımın öyle Türkiye'de bizlerin alışık olduğu şekilde 100-200 baz puanlık önden yüklemeli ya da 50 baz puanlık ve kademeli şekilde olacağını düşünmüyorum. Neden düşünmüyorum? Çünkü bizler gelişmekte olan bir ülkenin bankacılarıyız. Bizim merkez bankamızın atacağı bir parasal adım dünya çapında çok büyük etkilere sahip değil. Peki FED sahip mi? Evet, sahip. Oradan başlayacak en küçük adım -yönü ne olursa olsun- dünya üzerinde kayda değer etkiler yaratabilir. Nedir buna en basit örnek? 2008 yılı sonrasında başlanılan parasal genişleme hamlesi, bollaşan ucuz ABD Doları ve bizler gibi gelişmekte olan ülkelere fon akışı, bizlerin de hesapsızca nereden finanse edildiğini bilmediğimiz ve düşünmek istemediğimiz harcamalarımız. Hangi harcamalarımız? Kredi kartlarımız, tüketici kredilerimiz, vb. Eee peki Eylül ayında bana göre FED ne yapacak? Ay konusunu tutturabilirsem eğer atılacak ilk adımın sembolik bir faiz artışı olacağını, sonrasının ise piyasayı ve diğer ülke ekonomilerini yakından takip ederek bir süre nötr biçimde izleyerek geçirileceğini düşünüyorum. Sembolik olması demek bizim hiç bir hazırlık yapmamamızın gerekçesi olabilir mi? Tabi ki hayır.
Genel seçimler sonrasında yaklaşık 2 aydır siyasi iktidar konusunda belirsizlik yaşıyoruz. Koalisyon görüşmelerinin ilk turu daha yeni geçtiğimiz hafta içerisinde gerçekleştirildi. Olası erken seçimde 2015 yılının üzerini çizmiş olacağız. 2016 ise hala muallakta. Dünyada yeni döneme hazırlık yapan ekonomiler var. Faiz konusunda daha agresif, ülkeden çıkacak olan yabancı fonları ikna konusunda daha istekli, yapısal reformlar konusunda daha iştahlı. Okuduğunuz 3 örneği şimdi de bizim için düşünün... Düşündüyseniz devam edebilirim.
Enflasyon ve faiz arasındaki hiç yoktan bir tartışma ile bu yılın ilk 4-5 ayını feda ettik, üzerini çizdik. Tarım sektörünü yok ettiğimiz ve gıda politikamız olmadığı için enflasyondaki gıda kaynaklı yükselişe önlem alma konusunda geç kaldık. 1 sene önce gıda komitesi kurduk, somut adımları bekliyoruz. Kabul edelim; gıda konusunda ilk sinyal bundan yıllar önce kırmızı et fiyatları yükseldiğinde bize gelmişti ama biz bunu öngöremedik. Kabul edelim!
Yeni dönem, yeni dönem dediğimiz şey nedir? Ucuz ve bol ABD Doları'nın artık olmama riski ile karşı karşıya kalacağımız gerçeğidir. Sermaye olarak tanımlanan sıcak para, dünya üzerindeki hareketini belirsizliklerle dolu gelişmekte olan ülke ekonomilerinden gelişmiş ülke ekonomilerine doğru yol almaya başlayacak. Bu bir risk midir? Sizi bilmem ama benim açımdan bir risk. Bizde durum ne? Bir şeyler, bir yerlerde yanlış yapılıyor. Günler, aylar hatta yıllar büyük hatalar içerisinde geçiriliyor. Para politikamızı futbolcu nezdinde tartışıp, uygun faiz seviyesini aramakla en verimli zamanlarımızı geçiriyoruz. Belki gözden kaçmıştır ama geçenlerde bir konu benim epey bir aklıma takıldı. Malumunuz P5+1 ülkeleri ile İran arasında nükleer konusunda uzlaşıya varıldı. Burada taraflardan birisi de Avrupa Birliği idi. Aynı günlerde Birlik Yunanistan'ın borç konusuyla da uğraşıyordu. Hani ben dahil o çok eleştirdiğimiz Avrupa kıtası ne yaptı biliyor musunuz? İki konuyu da ayırarak yönetmeyi başardı. Bizim böyle bir odak problemimiz var. Bir şekilde bu beceriye sahip değiliz (ben dahil).
Dünya hızlı bir değişim içerisinde. Ve tabi ki biz de bu değişime bir köşesinden ayak uydurmak zorundayız. Belirsizliği sevenlerden misiniz bilmiyorum ama "fast money" olarak tanımlanan küresel sermaye bu durumdan pek hoşlanmaz. Hem kısa hem de uzun vadede dış borçlara ihtiyaç duyan bir ekonomiyiz. Bunu ben söylemiyorum, rakamlar söylüyor. Mayıs sonu itibarıyla ülkenin 1 yıla kadar ödemek zorunda olduğu kısa vadeli dış borcu 125.1 milyar dolar. Kaynak, TCMB. 2015 yılının ilk çeyreğini baz alırsak ülkenin toplam dış borç stokunun 71.3 milyar dolarlık kısmı ABD Doları cinsinden. Uzun vadelide ise bu rakam 163.2 milyar dolar. Toplam dış borcumuz da 392.8 milyar dolar.
Demek ki neymiş? ABD Doları'nın da, FED'in de ne yaptığı bizi epey bir yakından ilgilendiriyormuş.
Sabrınız için teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder