31 Aralık 2008 Çarşamba

Krizin Adı:2008

Futbol ile ilgilenenlerin çok iyi bildiği bir tabir vardır:

“Fırtına gibi geldi geçti!”derler seri ve atak top oynayan,ayağında ki topu kaptırmadan rakip takım defansı arasına sızmayı başarabilen futbolcular için.
Elbette gönül bu satırları yazmaya başladığı zaman 2008 yılı için de aynı benzetmeyle söze girmek isterdi.Olmadı,daha doğrusu ne yaptı ne ettiyse olduramadı…2008 yılı geldi,geldi,geldi..Ama bir türlü geçmek,bitmek bilmedi!

İşte Dünya Ekonomileri için de böyle bir yıl oldu 2008.Ekonomik kriz resmen ben geliyorum nidaları eşliğinde 2007 yazında yola çıktı ve 2008 yılında kendini buluverdi.Bu kriz öyle bir krizdi ki adeta hem ekonomistlere hem de yatırımcılara ezber bozdurdu,Merkez Bankaları’na yepyeni krizle mücadele yolları açtırdı…

Kendimce geride bırakmaya hazırlandığımız yılın dikkatle irdelenmesi gereken olaylarından birisi Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulu en büyük yatırım bankalarından beşinci sırada ki isim olan Bear Sterns şirketinin bir gece de en yakın rakibi JP Morgan Chase yatırım bankasına hisse başına 2$ gibi komik bir rakama satılarak iflasın eşiğinden döndürülmesiydi.Aslında bu hareket küresel bazda iflasların başlangıcı niteliğindeydi.Ki nitekim aynı yıl içerisinde yine Amerika da hiçbir yatırım bankasının “yatırım bankası”sıfatı ile işlem yapmadığı ve yatırım bankacılığının ömrünü tamamladığı bir ortamla karşılaştığımız unutulmamalı.Elbette ki en büyük 5.yatırım bankası en yakın rakiplerinden birisine satılabilirdi.Ama hem krizin başlangıç boyutunu göstermek hem de olayın vahametini kanıtlamak açısından odaklanılması gerekilen nokta aynı şirketin satışından bir yıl önceki piyasada hisse başı fiyatının 180$ oluşuydu.Sadece bir yıl içerisinde şirket değerinde bu kadar büyük bir çöküşün yaşanması ve bu çöküş yaşanırken piyasa aktörlerinin hiçbir önlem almaması,karşıdan freni patlak bir şekilde yaklaşan kamyonu fark edememiş olmasıydı.Sonuçta,mortgage ve para piyasaları ilk kilitlenme noktasını bu iflasdan sonra yaşadılar.

Yine aynı yıl içerisinde yaşadığımız diğer bir ilginç olay ise,küresel bazda petrol ve gıda ürünleri fiyatlarının anormal bir yükseliş yaşaması idi.Birçok ülkede temel gıda fiyatlarında yaşanan artışlar sonucu halk sokaklara döküldü,açık denizlerde gıda yüklü tankerlerin spekülatörler tarafından fiayat artışlarının yaşanması amacıyla bilinçli bir şekilde bekletildiği iddiaları ortaya atıldı.Diğer yandan ise petrol tarihi zirvesi olan 140$’lı seviyeleri çok kısa bir süre içerisinde test etti.Fakat göz ardı edilen durum,ne petrol tüketiminde yaşanan normal olmayan bir artışın söz konusu oluşu,ne de arz yönlü bir sıkıntı yaşanmasıydı.Kısaca ortada fiyatların artışını destekleyici hiçbir faktör yoktu.Yine aynı yıl içerisinde tarihi zirveleri test eden petrol fiyatları 35$ seviyelerinden işlem görürken birçok yatırımcının bu geri dönüş esnasında büyük kayıplara uğradıkları haberleri kulaktan kulağa dolaşır vaziyette.2008 yılı insanlara artık klasik ekonomi derslerinde verilen arz-talep denklemlerinin gerçek hayatta o kadar da realiteyi yansıtmadığının anlaşılmasını sağladı.Küresel hedge fonlar ve spekülatörler artık kafalarına estiği doğrultuda her türlü tüketim maddesinin fiyatında akıl almaz marjlar yaratabilir duruma gelmişlerdi.Yani,gelecek insanlık için düşünülenden çok daha zor geçicekti.

Amerikan Merkez Bankası’nın efsanevi başkanı Alan Greenspan’den koltuğu kucağında patlamaya hazır bir Mortgage Bombası ile devir alan Ben Bernanke yönetiminde ki FED,birçok ekonomiste ezber bozduran,ekonomi kitaplarında ki yerini almaya uygulanmaya başlandığı an hak kazanan Merkez Bankacılığı adımları attılar adeta.Belki de bunlardan en ilginci tarihinde uygulanmamış bir yöntem olan banka dışı sektörlere de bankanın borç verme penceresinden yararlanma hakkı verilmesiydi.Fed,bu sayede para piyasaları içerisinde işlem yapan yatırım bankalarına ve hedge fonlara likidite desteği sağlayarak akışın devamını sağlamayı ve olası bir nakit sıkışıklığının önüne geçmeyi planlıyordu.Ayrıca,FED’in neredeyse bir ara gelenek haline gelen haftasonu banka batışlarına yaptığı müdahaleleri,şok denilebilecek büyüklükte yaptığı faiz indirimlerini ve iflasın eşiğinde ki şirketlerin piyasaların aşırı tepkiler vermemesi için öncülük ettiği satışlarını da unutmamak lazım.

Hazır banka batışlarından konu açılmışken bahsetmeden geçersek mutlaka ayıp edeceğimiz iki banka batışı var ki bunlardan birisi evlere şenlikti.İlki 119 yıllık bir mazisi olan Amerika’nın en büyük mevduat bankası konumunda ki Washington Mutual bankasının batışıydı.Yine klasik bir haftasonu müdahalesinin ardından 1.9Milyar$ karşılığı WaMu’da JP Morgan Chase yatırım bankasına satılmıştı.JP Morgan Washington Mutual’ı da tıpkı Bear Sterns gibi hisse başına 45Cent gibi komik bir rakama satın almıştı.Mart ayında yine aynı bankayı satın almak için 8$ öneren JP Morgan satın alma işlemini gerçekleştirememişti.

Veee gelelim yüzyılın iflasına…Bu iflas öyle bir iflasdı ki tüm dünyada para piyasaları kilitlendi,büyük buhrandan bile daha kötü yorumları yapılmaya başlandı.Tüm dünyada yatırımcılar panik içerisinde güvenli liman aramaya başladılar,peşpeşe şirket iflaslarının geleceği dedikoduları Libor faizinde sert yükselişler yaşattı,bankalar arası para piyasası kilitlendi,kimse diğerine borç vermez hale geldi.İflasın adı LEHMAN BROTHERS yatırım bankasıydı…158 yıllık finans devi Lehman Brothers, en sonunda teslim bayrağını çekti ve iflas başvurusunda bulunacağını açıkladı,olanlar oldu.Merkez Bankaları bilançolarını gözardı ederek likidite saçtılar,tüm dünyada toplu faiz indirimleri yapıldı.Artık enflasyon ikinci plandaydı.Ülkeler açısından yeni gözdelerinin adı Resesyon’du…

Dünya ekonomileri bunca dert ile mücadele ederken Merkez Bankaları arasında öncülüğünü FED’in çektiği bir grup banka faizlerinde sıfır faiz dönemine doğru adımlar attılar.Tüketici fiyatlarında yaşanan yüksek düşüşler ve talep kayıplarının da verdiği destekle yüzlerini enflasyondan ekonomik istikrar ve büyümeye çeviren banka yöneticileri sıfır faiz politikası ile şirket ve piyasaları fonlayarak üretim ve büyümenin devamını sağlanması varsayımı ile bu krizden çıkma yolunu seçtiler.Fakat,unutulmaması gereken konu Japonya da yaşanan Deflasyon sürecinin asla göz ardı edilmemesi ve tüketici güveninin mutlaka yeniden sağlanmasına yönelik adımlar atılması.Aksi takdirde deflasyon zamanla bunalım’a dönüşebilir ve uzun sürebilecek ekonomik durgunluklar ülke ekonomileri açısından söz konusu olabilir.

Ekonomistler arasında genel kanı,2008 yılında atılan küresel çapta krizle mücadele adımlarının çok kısa zaman içerisinde etkisini göstereceği ve 2009 yılının 3.çeyreği gibi ekonomik toplarlanmanın yavaş yavaş başlaması yönünde.1. ve 2.çeyreklerin özellikle Amerika da gelecek açısından büyük sinyaller vereceği ve kriz de en azından yatırımcı için önünü görebilir bir seviyeye yaklaşacağımız beklentiler dahilinde.

5 Aralık 2008 Cuma

Kriz Bize Uğrarken

Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkeler İkinci Dünya Savaşı’nın ardından gördükleri en büyük finansal kriz olan,kimi iktisatçılar tarafından 1929 Ekonomik Buhranı’ndan bile daha yıkıcı etkisi olduğu ifade edilen yüzyılın ekonomik krizini dolu dizgin yaşamaya devam ediyorlar.

Yüz yılın krizi, Amerika Birleşik Devletleri’nde geçtiğimiz yıl yaz aylarında ilk olarak Subprime Mortgage Krizi olarak baş göstermiş,konut kredilerinin donması ve geri dönüş oranlarının negatife yön çevirmesi ile başlamıştı.Takip eden zamanda kriz konut sektöründen finans sektörüne sıçramış,158 yıllık bir geçmişe sahip en ünlü 5 yatırım bankasından birisi olan Lehman Brothers’ın 2008 Eylül ayında iflasına izin verilmesi ile de geri dönüşü olmayan bir yola girmişti.

Yüz yılın krizi, Konut krizi olarak başlayıp,finans krizine dönüşen ve içinde bulunduğumuz günlerde Global Resesyon seslerinin yükselmeye başladığı ve artan İşsizlik Oranları’nın konuşulduğu bir hal almış durumda.Yer küre üzerinde ekonomik terimler açısından tüm bu olaylar gerçekleşirken Dünya Ülkeleri,özellikle de Türkiye krizi aşma konusunda neler yapmalı?

Açıkçası Türkiye krizi yönetme konusunda biraz geç kalmış durumda.2008 Mayıs’nda süresi dolan Stand-By antlaşması süratle değerlendirilmeli ve krizin önümüzdeki dönemde daha da derinleşeceği Ekonomi Kurmayları tarafından öngörülmeliydi.İçeride dalgalı döviz kurunun daima yeni tehlikelere gebe olduğu ve reel sektörün dış borç finansmanında 2009 yılının özellikle ilk iki çeyreğinde zorlanacağı mutlaka hesap edilmeliydi.Merkez Bankası’nın hali hazırda yayınlamış olduğu verilere göre Türkiye 100 Milyar $ civarı dış borç finansmanına ihtiyaç duyar durumda.Üstelik dolar kurunun geride bıraktığımız son 5 yılın aksine 1.15Ytl seviyelerinden 1.75Ytl seviyelerine doğru yukarı yönlü bir trend içerisine girdiği ve önümüzdeki dönem için henüz bir denge noktası bulamadığı unutulmamalı!

Tüm bu olaylar gerçekleşirken kriz henüz bu denli derinleşmemişken neler yapılmalıydı,şu anda neler yapılabilir kısaca bir bakalım.


Keşke Yapılsaydı Denilenler:

• 2008 Mayıs ayı içerisinde süresi dolan IMF ile imzanlanmış olan Standy-By antlaşması süratle yeniden gözden geçirilmeli,dalgalanmalara açık durumda ki döviz kurunun riski değerlendirilerek yola en az
25-30 Milyar $’lık yenilenen bir Stand-By ile devam edilmeliydi.

• Merkez Bankası’nın dolar bazında ki döviz rezervleri en az 100 Milyar $ seviyesinde hazır tutulmalıydı.Hızlı müdahale ve reel sektörün dış borç finansmanında yaşayacağı sorun göz önünde bulundurularak 1.15 Ytl seviyelerinden kademeli olarak piyasadan gerek doğrudan alım yapılarak,gerek döviz alım depo ihaleleri yoluyla rezerv biriktirilmeliydi.

• Türk Bankacılık Sektörü’nün özellikle yaz aylarında artan libor faizleri ve yurt dışından sağlanacak olan finansmanda olası bir sorun yaşanması riskinden etkilenmemeleri için Merkez Bankası bünyesinde tuttukları döviz (dth) hesaplarının munzam karşılık oranları önceden düşürülmeliydi.Ayrıca bunun yanında,Merkez Bankası’ndan döviz bazında borç alma faiz oranları mutlaka Para Politikası Kurulu’nca aşağı çekilmeliydi.

• Eğer yola IMF ile devam edilmemesi kararı alınması halinde ise Amerikan Merkez Bankası (FED)’ndan doğrudan Swap Hattı kurulmalı ve piyasaya döviz sağlanması konusunda güven aşılanmalıydı.

• Özellikle Gelişmekte Olan Piyasalardan net fon çıkışlarının olabileceği hesap edilmeli,İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda açığa satışların yapılmasına bir süre için yasak konulmalıydı.

• Bono faizlerinde oluşabilecek yükselişin önlenmesi amacıyla mutlaka piyasaya önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin olacağı fikri aşılanmalı ve faizlerin yükselişi önlenerek Hazine’nin piyasadan borçlanma konusunda kolaylık yaşanmasının önü açılmalıydı.

• Krizin Gelişmiş Ülkeler’den Gelişmekte Olan Ülkeler’e sıçrayacağı ve bunun etkisinin çok sert olacağı öngörülmeli,gelecek dönemde işçi çıkarılması olasılıkları göz önünde bulundurularak 3-6 aylık süre ile Sosyal Güvenlik Primleri devlet tarafından karşılanmalı veya ertelenmesi durumu düşünülmeliydi.Özellikle de ihracat yapan sektörler düşünülerek adım atılmalıydı.

• Döviz kurunun yükseliş trendi içerisine gireceği olasılığı değerlendirilerek artacak olan ithal ara mal fiyatları göz önünde bulundurularak yerli malı tüketimi özendirilmeli,en az 6 aylık ithalat kotaları konulmalıydı.


Şu Anda Yapılabilir Denilenler:

• Finans piyasaları oyuncuları tarafından değerlendirilen Merkez Bankası Gösterge Faizi’nin piyasadan borç alma durumundan piyasaya borç verme konumuna teknik bir düzenleme ile getirilmesi ve nakit akışının sağlanması,vatandaşa yansıtılması açısından faiz oranlarının dikkatle değerlendirilerek düşürülmesi,

• Sıkıntı yaşanacağı öngörülen 2009 Yılı’nın ilk 2 çeyreği için iç piyasadan tüketimi canlı tutma düşüncesi ile KDV indirimlerinin bütçe hazırlıkları çerçevesinde değerlendirilmesi,

• Türk Bankaları’nın nakit akışkanlığının devamı ve kredi vermede vatandaşa sorun yaşatılmaması için Türk Lirası bazında Merkez Bankası’nda tuttukları zorunlu karşılık oranları düşürülerek,serbest kalacak olan paranın iç piyasaya geri dönüşünün sağlanması,

• Piyasada nakit sorunun aşılması düşüncesi ile vatandaşın kredi kartı kullanımının aşırı derecede artmasının önlenmesi ve batık oranlarının artmaması için nakit yapılan alışverişlerin cazip kılınması için gereken adımların atılması,

• Olası bir kredi kartı batıklarının oluşması durumunda ise Bankalar Birliği ile görüşülerek 12-24 ay arası taksit imkanı sağlanarak batıkların daha da derinleşmesinin önüne geçilmesi,

• İhracat yapan firmaların daralan Pazar koşullarından etkilenmesi ve sonucunda işçi çıkarmalarının oluşacağının öngörülmesi sonucu,krizden nispeten daha az etkilenecek olan Ortadoğu ve Afrika ülkelerine doğru ihracatın yönlendirilmesi ve yeni Pazar arayışlarının hızlandırılması,

• Teşvik paketleri çıkarılarak işçi alımları desteklenmeli ve vergiden 2 yıl süre ile muaf tutulmalarının sağlanması,

• Bankaların sendikasyon kredilerinin yenilenmesinde gereken tüm özenin gösterilmesi,

Kobi’ler sadece devlet bankaları eliyle desteklenmemeli,bu sürece özel bankaların da katılımlarının sağlanması için girişimlerde bulunulması,

• Otomotiv sektörüne destek amacıyla net satışlarda KDV indirimleri gerçekleştirilmeli ve hurda araç indirimleri için gereken çalışmaların başlatılması,

Gibi iç pazardaki dinamizmin devamlılığını sağlayacak adımlar atılmalı ve ihracat rakamlarının 2009 yılı süresince olası düşüşlerinin en aza indirgenmesi için çalışılmalıdır.

1 Ekim 2008 Çarşamba

Dolar'ın Türkiye Macerası

Özellikle 2001 krizi ardından dünyada ki olumlu gelişmelerinde etkisiyle içeride hem Dolar,hem Euro sepetinde pozitif bir gelişme yaşanmış,kurlar aşağı yönlü agresif hareketler yapmışlardı.

2006 yılında Subprime Mortgage Krizi’nin ayak sesleri yavaş yavaş duyulmaya başladığı zaman dolar kuru yukarı yönlü bir banda girmiş,1,40’lı seviyeleri test etmişti.Takip eden zaman dilimi içerisinde yeniden $/Ytl kotasyonları 1.13’lü seviyelere kadar gerilemiş,Euro/Dolar Paritesi dışarıda 1.60’lı seviyeleri test ederken,bazı iktisatçılar tarafından 1$=1Ytl olur mu sorusu dahi sorulmaya başlanmıştı.

Elbette Dolar’ın bu seviyeleri test etmesinde giderek artan Amerikan Cari Açığı’nın nispeten daha güçlü duran Euro Bölgesi Ekonomisi’ne göre daha riskli pozisyon taşımasının da etkisi mevcuttu.Yavaş yavaş dünya üzerinde ekonomik konjoktürün değişmesi,Küresel Kredi Krizi’nin Euro Bölgesi’nde Amerika’dan daha sert etkilerinin görüleceğinin anlaşılması ile dünya da Dolar Euro’ya karşı güçlenmeye başladı ve Euro/Dolar Paritesi tarihi seviyeleri görmeye başladı.Önce 1.40’lı seviyeleri,daha sonra 1.35-1.40 bandı ve son olarak da 27 Ekim tarihi ile 1.2460’li seviyeleri test etti.Dolar son günlerdeki hızlı yükselişini 1.74 Ytl seviyesi ile son 6 yılın zirve noktasını da gördükten sonra Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın “gerekli görülen tüm adımlar atılacak” mesajı ile kısa bir süre içinde olsa hız kesmiş gibi görünüyor.Merkez Bankası bankalara nakit sıkıntısı çekilmesi halinde gereken fonlamanın kendileri tarafından yapılacağını tekrardan hatırlattı ve gerek düzenlediği ihaleler yolu ile serbest piyasayı gerekse de 7 yıl sonra yeniden açtığı bankalara dolar verme penceresi ile atılması gerekli tüm adımları şu an için atıyorum imajı verdi ve gerilen döviz piyasasını bir nebze sakinleştirdi.

İçeride Dolar bazlı izlenen son hareket de ilk göze çarpan detay,yukarı yönlü hareketin sığ ve hacimsiz oluşu.Nakit sıkıntısı içerisine düşen ve yatırımcılarına ödeme yapma zorunluluğu olan bazı Hedge Fonlar’ın İMKB’de yaptıkları satışları Dolar alarak çıkış yaptıkları söylentileri ve her yükseliş hareketinin yerli yatırımcı tarafından elindeki yüksek seviyelerden maliyetlendiği doları elden çıkarma fırsatı olarak değerlendirdiği yönündeki göstergeler paritenin kısa vade de yukarı yönlü bir hareket izlemesinin mümkün olduğunu gösteriyor.Ancak kimse Dolar’ın hem içeride hem dışarıda eski seviyelerine hızlı bir dönüş yapacağını beklemesin.Dolar’ın dünyada ki tüm para birimlerine karşı güçlendiği bir dönem de,özellikle “Gelişmekte Olan Ülkeler” ‘de sert kur hareketleri yaşanmaya devam edecektir.Çünkü,Hedge Fonlar nakit sıkıntısına düştükleri zaman özellikle borsalardan çıkış yaparken çıkış yaptıkları seviyeleri dikkate almadan çıkış yapıyorlar ve tek düşünceleri nakit oluyor.

Geçmişte spekülatif hareketlerin olduğu dönemde Dolar’a satış yönlü doğrudan müdahale de bulunan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası son dönemde yaşanan hareketlerde henüz bu yönde bir müdahalede bulunmadı.Açıklanan verilerden bildiğimiz Merkez Bankası’nın elinde
78-80 Milyar$ civarında döviz rezervi bulunduğu.Gerçi,dünya üzerinde peş peşe gelen kurtarma paketlerinin toplam maliyetlerinin 3.5Trilyon $’ı bulduğu bir dönemde 80Milyar$’lık bir rezervin ne kadar güçlü bir etki yaratacağı elbette ki şüpheli.

Son olarak,Dolar’ın hem içeride hem de dışarıda ki macerası uzun vadeli düşünüldüğü zaman Amerikan Ekonomisi’nin 2008’in 3.çeyreğinden başlamak kaydı ile Resesyon’a girdiği ve bu ekonomik durgunluğun en iyimser düşünce ile 2009 yılının ilk çeyreğinin sonuna kadar devam edeceği unutulmamalı.Elinde dolar bulunan yerli yatırımcılar bu seviyelerden yavaş yavaş Türk Lirası’na geçiş yapmalı ve ya sabit getirili Bono/Tahvil gibi araçları kullanmalı ya da Dolar/Ytl paritesinde ki kısa vadeli hareketleri dikkatlice takip ederek yola devam etmeliler.

30 Eylül 2008 Salı

Dünya Ekonomisi

“Hükümet "Yatırım Bankacılığı" olayını sonlandırmak da kararlı gözüküyor.Çünkü kredi krizinin patlak vermesinden bu yana geçen süreçte 11 banka battı ve bunların arasından büyük çapta hiçbir banka bulunmuyor.Batan şirketler yerel bankacılık hizmetinin yürüten bankalar ve yatırım bankaları.Aslında krizin sorumlusu olarak da yatırım bankaları gösteriliyor.Çünkü yatırım bankalarının kullandığı kaldıraç oranları yasa gereği diğer bankalardan daha fazla ve bu da daha çok riskin alınmasını tetikliyor.Şu anda ülkede 2 büyük yatırım bankası kaldı.Krizin altın çocuğu Goldman Sachs ve Morgan Stanley.Ekonomistlere göre bu 2 bankanın da tek başlarına ayakta durarak bu krizden sağlıklı bir şekilde çıkmaları imkansız gözüküyor.”

Yukarıda ki paragraf benim 21/09/08 tarihli yazımdan!Dünya ekonomisinin,dünya ekonomisine yön veren şirketlerin,dünya finans sisteminin nereye doğru gitmek de olduğunu anlatmaya çalışmıştım kendimce.Gelin beraberce bir hafta içerisinde neler olduğuna dair bir beyin fırtınası yapalım.

Dilerseniz fırtınamıza krizin altın çocuğu “Goldman Sachs” Yatırım Bankası’ndan başlayalım.Geçtiğimiz hafta Amerikan Merkez Bankası (FED) Yatırım Bankası statüsünde işlem yapan Goldman Sachs ve Morgan Stanley’nin yola Mevduat Bankası statüsünde devam etmeleri için izin verdiğini açıkladı.Yüksek derecede kaldıraç oranları kolaylığından yararlanarak işlem yapan bu iki banka artık bir mevduat bankası gibi işlem yapmaya başlayarak Amerika da yatırım bankacılığı döneminin de kapandığını ilan etmiş oldular.Kaldıraç oranı avantajından faydalanabilmenin anlamı şudur:
Banka her 1$ için yaklaşık 11-12$ borçlanabilmektedir.Fakat aynı 1$ için mevduat bankası statüsünde bulunan başka bir kurum yaklaşık 3-4$ borçlanabilmektedir.Yani,artık bankalar yüksek değerlerle borçlanma koşullarını terk ederek deyim yerindeyse kapı kapı gezinerek sermaye toplayacaklardır!Peki aynanın bir de diğer tarafından bakarsak olaya…
Tüzüğü gereği FED’in yatırım bankalarına kredi kullandırabilme imkanı bulunmuyor.Eğer bu iki yatırım bankasına gereken sermaye imkanı sağlanamasaydı sıradaki kim olacak sorusu kısa bir süre sonra bunlar için sarfedilmeye başlanacaktı.Yani FED piyasalarda tsunami etkisi yaratacak olası bir krizi statülerini değiştirmelerine izin vererek önceden engellemiş oldu.

Hazine Bakanı Henry Paulson tarafından hazırlanan ve hükümetin 2 yıl süre ile sorunlu tüm Mortgage varlıklarını almasını içeren 700 Milyar $’lık kurtarma paketi Amerikan Temsilciler Meclisi’nde tartışıldığı sıralarda Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük mevduat bankası olan “Washington Mutual” 2 Milyar $ karşılığında JP Morgan Chase’e satıldı ve banka aktif büyüklüklerine bakıldığında Citi Grubun ardından ABD’nin en büyük 2.bankası oldu.Hatırlanacak olursa,JP Morgan 2008 Mart ayında Bear Sterns şirketini yine çok ucuz bir rakam ödeyerek bünyesine katmıştı.

ABD´nin varlıklarda en büyük bankası Citigroup yaklaşık 2.16 milyar$’a Wachovia´nın bankacılık operasyonlarını devraldı.

ABD´de varlıklarda 6. sırada olan Charlotte merkezli bankanın hisseleri anlaşmaya göre hisse başına 1 dolarla devredildi. Cuma göre hisseler 10 dolardan kapanmıştı. ABD TMSF´si FDIC´in kontrolünde yapılan anlaşmaya göre göre tüm mevduat sahipleri korunacak.
New York merkezli Citigroup temmüttüsünü yarıya indirmeyi ve Wachovia´nın borçlarının bir kısmını üstlendiğinden 10 milyar dolarlık sermaye arttırımına gitmeyi planlıyor.Satınalmayla Citigroup 21 eyalette 3.300 şube devralacak.

Kredi krizinin ateşinin yanmaya başladığı ilk yer olan Amerika da tüm bunlar olurken acaba ateşin dalga dalga yayılarak gittiği Avrupa kıtasında neler oldu?

İngiltere’nin en büyük bankası olan HSBC’nin sözcüsü Gareth Hewett yaptığı açıklamada ekonomik durum ve 2009'a yönelik temkinli duruşları nedeniyle banka bünyesinde çalışmak da olan 1100 kişiyi işten çıkaracaklarını ve bu işlemin yarısının İngiltere’de ki istihdamlarından olacağını duyurdu.



Dünya’nın en büyük 20 bankası arasında Belçikalı “FORTİS” sermaye sıkıntısı içerisine düştü ve batma sinyalleri vermeye başladı. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg, geçen hafta sonunda mali güçlük içine düşen Fortis;in bankacılık faaliyetlerinin yüzde 49;luk bölümünün 11 milyar avro karşılığı satın alınmasını kararlaştırdığını ve Hollanda;nın bu operasyona 4 milyar avro ile katıldığı bildirdi.Sermaye sıkıntısı yaşadığı söylentileriyle Brüksel borsasında yüzde 29,65 gerileyerek piyasa değerinin neredeyse 3’te birini kaybeden Dexia için acil önlem arayışına giren Belçika hükümetine bu kez Flaman, Valon ve Brüksel otonom bölgelerinden destek geldi.

Almanya’da ise zordaki Emlak Kredisi Bankası “Hypo Real Estate”, bir bankalar konsorsiyumuyla son dakika anlaşması yaparak, iflastan kurtuldu.

İngiliz hükümeti, ülkenin en büyük emlak kredisi bankalarından “Bradford and Bingley”i kamulaştıracağını açıkladı.
Bu kapsamda, Hazine Bakanlığı, ülkedeki ekonomik istikrarı koruyabilmek için, bankanın 50 milyar sterlinlik kredi ve borçlarını üstlenecek.Ayrıca bankanın, perakende bankacılık mevduatlarını ve bazı birimlerinin İspanyol Bankacılık Grubu ‘Banco Santander’a satışı için de 18 milyar sterlin kaynak sağlayacak.

İskandinav ülkelerindeki bankalar da sıkıntıda. İsveç'in Nordea AB ve Danimarka'nın Spar Nord Bank ile Arbejdernes Landsbank, mali sıkıntıdaki Danimarka bankası Roskilde Bank'ın 21 şubesini 108 milyon dolara, mevduat hesabıyla, bankanın kredi hesabını da 3 milyar dolara satın alacakları belirtildi. Bankadan yapılan açıklamada, global finans krizi gerekçe gösterilerek global bankacılık ve piyasa operasyonları biriminin yüzde 4'ünün işten çıkarılacağı duyuruldu.
Dünya bankacılık sisteminde bunlar gerçekleşirken,dünya borsalarının nefeslerini tutarak oylanmasını bekledikleri kurtarma paketi ise Temsilciler Meclisi’nde 29 Eylül 2008 tarihinde 205’e karşı 228 oyla reddedildiğinin ilanından önce tasarının kabul edilmeyeceğinin anlaşılmaya başlamasıyla borsa hızla inişe geçti ve Dow Jones önce 705 puan düştü, ardından düşüş sürdü ve endeks 777.68 kayıpla yüzde 7 yitirdi. 777 puanlık düşüş Dow Jones tarihindeki en büyük kayıp olarak tarihe geçti ve endeks 10.365,45 puandan kapandı. Bundan önceki rekor düşüş 11 Eylül terör saldırılarının ardından gelen günde meydana gelen 721 puanlık kayıptı.Oylamanın hemen ardından yapılan son dakika açıklamalarında paketin 2 Ekim tarihinde yeniden görüşüleceği ve antlaşma sağlandığı takdirde oylanmasına geçileceği bildirildi.

Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere ismini Subprime Mortgage Krizi olarak duyduğumuz kriz dünya genelinde Global Kredi Krizi olma yolunda ilerliyor ve konut sektöründen sonra mali sektör şirketlerini de zor durumlara düşürmeye başladı.Reel sektör şirketlerine ise ne zaman sıçrayacağı henüz belli değil.Krizin Türkiye tarafındaki boyutu ise endişe verici boyutlara ulaşmaya başladı.Zira,Dexia ve Fortis gibi kredi krizindne etkilenen bankaların tüm bankacılık sektöründe de iştirakleri bulunmakta ve nakit sıkıntısı çekmeleri durumunda içeride de söylentilerle beraber satış yönlü baskılar oluşabilir.Bizimse dünya da olan tüm bu gelişmelerden biraz gecikmeli olarak etkilenecek olmamız şüphesiz.Şimdi merakla 3 günlük bayram tatili ardından Cuma günü endeks de nasıl bir seyir izleneceği bekleniyor.Perşembe günü yeniden paketin temsilciler meclisi’nde görüşüleceği ise unutulmamalı…

27 Eylül 2008 Cumartesi

Bankacılıkda krizin 100 yılı

Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk bankacılık krizi 1907 yılında baş göstermiştir.

1907 yılında bir bakır şirketinin iflası ile mevduat sahipleri bu şirkete yüksek kredi vermiş olan mevduat bankalarına hücum etmiş ve mevduatlarını çekmeye başlamışlardır.Bu olay,tüm bankalara sıçramaya başladığında olay Bankacılık Krizi adını almıştır.

Kriz,JP Morgan şirketinin kredi veren bankaların tüm mevduat geri ödemelerini garanti altına aldığını açıklaması ile sonuçlanmıştır.Bunun sonunda son likidite başvuru mercii olarak
Ulusal Para Komisyonu (National Monetary Commission) kurulmuş ve Amerikan Merkez Bankası (FED) bu komisyondan türeyerek 1913 yılında Federal Reserve kanununun kabulü ile görevine başlamıştır.

Bugünkü krizin temeli ise 2005-2006 yıllarında düşük ev kredisi piyasasının
(Subprime Mortgage Market)gelişmeye başlamasına dek uzanmaktadır.2006 yılında bu piyasanın değeri 1.2 Trilyon $ büyüklüğünü bulmuştur.

Yoksulların ev sahibi yapılmaya başlanması ile krizin tohumları atılmıştır.Olay,yoksulların ev sahibi yapılması amacıyla kredi açılması olayı değildir.Açılan kredilerin riskinin şeffaf bir biçimde ortaya konmamış olmasıdır.Buradan sonra bankalar birbirlerini fonlarken risk derecesi bilinmeyen bu kredilerin risklerini de birbirlerine satmışlardır.Daha sonra ki aşamalar da ise olayın adı güven bunalımı olmuş,iyi bankalar kötü bankaları fonlama işlemine son vermiş ve bankacılık piyasasında likidite sorunu ortaya çıkmıştır.Ortaya çıkan likidite sorununu çözmek amacıyla Merkez Bankaları devreye girmiş ve piyasayı fonlama işlemlerini yerini getirmişlerdir. Bankalar bizlerden topladıkları paraları hemen bir başka köşede likidite halinde hazır tutarak daha sonra bize faiz ödemesi yapmazlar.Aksi takdir de faiz geliri elde edemezler.Toplanan mevduatlar bankaların birbirlerine açtıkları fon kanalları vasıtasıyla kendi aralarında pompalanır ve bu yolla faiz geliri elde edilir.

İpotekli ev kredileri,özellikle bunların Subprime olmaları,menkul kıymet haline dönüştürülerek yeniden satılmasıdır.Peki bu işlem nasıl yapılmıştır?

Kredilerin dönemsel ödemeleri bir havuzda toplanmış,bu havuzda toplanan gelir akımları dönemsel ödemeli bir menkul kıymet haline getirilerek satılmıştır.Yapılan olay bir nevi önceden kredi plasmanı yapıp,daha sonradan mevduat toplanmasıdır.

Adım Adım Kriz

* Mevduatı yatıran,havuzda toplanan gelir akımlarının bir bütün olarak ne kadar sürdürülebilir olduğunu bilmemektedir.

* Mevduatı yatıran aslında satın aldığı menkul kıymeti bir başka yatırım fonunun içine varlık olarak koymaktadır.O yatırım fonunun katılım belgesini alan başka bir kimse ise neyi aldığını hiç ama hiç bilmemektedir.

* Bu havuzun içinde hem Subprime olan hem de olmayanlar bir arada bulunmaktadır.Ama işi ilk satış yapandan başka kimse bilmemektedir.

* Bu havuz mevduat sigortası kapsamında değildir.

* Bu havuzun tamamını bugün batmış olan Yatırım Bankaları oluşturmaktadır.

* Sigorta şirketleri ise bu havuzun gelir akımlarının garantörüdür.

* Havuzu inşa eden,mali sorumluluk taşımasa bile moral açıdan sorumlu olanlar banka dışı aracı kurumlardır ve onlarda enkazın altında kalmışlardır.


Bugün kongrede bekleyen tasarı ise sorunlu olan tüm varlıkları kamu eliyle satın almak ve zehirli atıkları temizlemeyi ön görmektedir.Miktar 700 Milyar $ tutarındadır.
Yeterli midir?Bilinmez!Amerikan vergi mükellefine kişi başına 2500 $ ek maliyeti söz konusudur.Amerika Birleşik Devletleri’nin GSYH yıllık 13 Trilyon $ gibi devasa bir rakama eşittir.Uluslararası Para Fonu (IMF)’na göre krizin büyüklüğü 1.3 Trilyon $’dır.Yani GSYH’nın %1’ ne yakın bir rakama denk gelmektedir.Kurtarma Paketi’nin ne kadar etkili olacağı ise şu an için tam olarak bilinmemektedir.

21 Eylül 2008 Pazar

Bırakınız "Batsınlar" Teorisi...

Adam Smith tarafından söylenen Liberalizmin simgesi haline gelen "laissez faire, laissez passer" cümlesi bu günlerde sıkça kullanılır oldu.Neden mi?

Çünkü Dünya'nın en büyük ekonomisi,en büyük tüketicisi,en büyük petrol ithalatcısı ve tartışmasız piyasalara yön veren tek ülkesi olan Amerika 1929 ekonomik buhranından sonraki en büyük krizini yaşıyor.Tıpkı 1929 buhranında olduğu gibi piyasalar yine tek başlarına bırakıldı ve yine
bırakınız batsınlar teorisi gerçekleşmiş oldu.2000'li yılların başında yaratılan Nasdaq balonunun patlamasının ardından içinde yaşadığımız son 1 yıldır da önce adını Subprime Mortgage Krizi olarak duyuran daha sonra giderek Küresel Kredi Krizi adını alan Emlak Balonu patladı.Bütün bu balonlar neden mi patladı?Çünkü liberal sistemde piyasa yapıcılar piyasada olanların ta kendileridir.Piyasalara devlet müdahelesi asla söz konusu değildir.Eee çobansız bir sürünün başına elbet günün birinde birşey gelmesi de kaçınılmaz bir durumdur!Önce 2008 17 Mart'ında kara pazartesi yaşandı.Amerikan hükümetinin ülkenin en büyük yatırım bankalarından Bear Sterns' e el koyması ile dünya borsaları bir günde çöktüler.O zamanlar kimse krizin bu noktalara geliceğini tahmin bile edemiyordu.Herkes acaba bu ilk mi yoksa son mu tartışmasını yaparken dağın başından gelen kar topunun çığ etkisi yaratması aslında sanılandan o kadar da uzak değildi...
Bu o kadar büyük bir krizdi ki 12 Trilyon $ tutarında büyüklüğe sahip Amerikan Mortgage Piyasası tamamen krizden etkilenmekteydi.Krizin boyutu ve nerelere ulaşabileceği konusunda bugün de dahil olmak üzere hiçbir ekonomist tahminden öte hiç bir yorum yapamıyor.Mortgage Piyasası'nın 2 büyük ismi
Fannie Mae ve Freddie Mac devlet eliyle kurtarıldılar.Ki eğer kurtarılmamış olsalardı bugün böyle bir sistemin ismini dahi anıyor olmazdık.Bu iki şirket ülkedeki Mortgage Piyasası'nın %50sini sadece tek başlarına karşılamaktaydılar.Yani batmaları durumunda düğümün çözülmesi aylar belki de yılllar alıcaktı!Amerikan Merkez Bankası (FED) piyasalara devamlı likidite enjekte etmekte fakat her yeni gelen enjeksiyon paketi bir diğerinden fazla olmakta.Şimdi akıllarda ki soru bir gün FED kurtarılma ihtiyacı duyacak mı acaba?

15-19 Eylül tarihleri arasında İngiltere de işlem gören
Libor faizleri FED'in hedeflediği %2 lik faiz' in üzerine kat be kat çıktı ve bankalar birbirlerine borç vermeyi kestiler.Yani kredi krizi güven krizine dönüşmeye başladı.Dünya'nın önde gelen 5 büyük Merkez Bankası bir araya gelerek piyasalara kısa bir süre içerisinde para pompaladılar ve krizin daha da derinleşmesini önlediler.Şimdilik!
FED in çok hızlı bir şekilde faizi indirerek %2 seviyelerine çekmesi ile Amerikan Ekonomisi alınan önlemlerin de etkisiyle EURO Bölgesi'nden çok daha güvenilir bir hale geldi.EURO Bölgesi ülkelerinden
İngiltere,İspanya,İtalya gibi büyük ekonomiler bugün resesyonun eşiğinde.Bölgenin tartışmasız en büyük sanayiisi Alman Ekonomisinde üretim 2008 rakamlarına göre düşmekte!Çok inatçı bir faiz politikası yürüten Avrupa Merkez Bankası (ECB) bu politikasında daha da fazla inat etmeye devam ederse asıl kurtarılması gereken ekonomi haline gelmesi kuşkusuz!
Tüm bunlar olurken elbette ki Amerikan halkının etkilenmemesi imkansızdı.Her yeni batan bankanın,her yeni devlet eliyle kurtarılan şirketin maliyeti halka vergi borcu olarak geri dönücekti.Hükümet üzerinde ki baskıların git gide arttığı bir dönemde aslanların önüne bir şirketin atılması artık kaçınılmazdı.Kaçınılmazdı çünkü bu yıl Amerika'da seçim yılı.Yani ekonomik krizin bir de siyasi boyutu var!!!!
158 yıllık bir finans devi,asyadan avrupaya iştirakleri olan bir şirket "Lehman Brothers" kurtarılmadı ve iflas bayrağını çekmeye zorlandı.Aslında bu davranış biz de ki açıklaması ile ibret-i alem olsun diye kurtarılmadı.Hükümet piyasalara siz batın ben kurtarırım anlayışı artık bitti demeye getiriyordu işi.Piyasaların tepkisi elbette ki çok sert oldu!Aslında işin komik yanı 13-14 Eylül tarihlerinde Lehman Brothers 'ı kurtarmak için biraraya gelen kuruluşların arasından 2 bankanın birleşme kararı almasıydı. dünyanın en büyük yatırım bankalarından Bank Of America Merrill Lynch'i 50 Milyar $ tutar kaşılığında satın aldı.

Hikaye ilginç,ilginç olduğu kadar da sistemin nerelere geldiğinin bir kez daha tartışılması gerektiğinin göstergesi niteliğinde.Olay Amerika'da şuraya gelmekte.Hükümet "
Yatırım Bankacılığı" olayını sonlandırmak da kararlı gözüküyor.Çünkü kredi krizinin patlak vermesinden bu yana geçen süreçte 11 banka battı ve bunların arasından büyük çapta hiçbir banka bulunmuyor.Batan şirketler yerel bankacılık hizmetinin yürüten bankalar ve yatırım bankaları.Aslında krizin sorumlusu olarak da yatırım bankaları gösteriliyor.Çünkü yatırım bankalarının kullandığı kaldıraç oranları yasa gereği diğer bankalardan daha fazla ve bu da daha çok riskin alınmasını tetikliyor.

Şu anda ülkede 2 büyük yatırım bankası kaldı.Krizin altın çocuğu
Goldman Sachs ve Morgan Stanley.Ekonomistlere göre bu 2 bankanın da tek başlarına ayakta durarak bu krizden sağlıklı bir şekilde çıkmaları imkansız gözüküyor.Zaten Morgan Stanley'den birleşme de dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada değerlendirildiği haberleri hergün gelmekte.
Amerikan Borsasında
3 Ekim tarihine kadar açığa satış yasaklandı.Hem bu kez sadece mali sektör kağıtları için değil tüm işlem gören kağıtlar için getirildi bu yasak.Yangının biraz olsun sönmesi için önlemler peşpeşe gelmekte ve Amerikan Merkez Bankası (FED) ders kitaplarına konu olucak bir biçimde krizin yönetiminde Hazine Bakanlığı ile beraber inanılmaz bir ortak çalışma yürütüyor.Çalışmayı sadece ülke içerisi ile sınırlamıyor dünyanın diğer büyük merkez bankalarını da çalışmalara dahil ediyor.İşte Amerika da bu nokta da kazanıyor zaten.Olaylar sonuçlanmadan gelmek yerine bizzatn olay sırasında sahanın içerisinde olmayı tercih ediyor.İngiltere de açığa satış Ocak 09 tarihine kadar yasaklandı.Lehman Brothters gibi bir yatırım bankasının batması elbetteki Amerika kadar İngiltere'yi de etkiledi.Çünkü Londra Borsası'nda en çok işlem yapan tek yabancı kuruluşun ismi "LEHMAN BROTHERS" idi...

Peki küresel kredi krizinde gelinen son nokta ne?Amerikan Hazine Bakanlığı tıpkı Türkiye'de 2001 krizinin ardından kurulan TMSF tarzı bir şirket kurarak sorunlu tüm mortgage alacaklarını üzerine alarak sorunu çözmeyi planlıyor.TMSF'den farkı ise bu kuruluş uzun süreli olmuyor Amerika'da.Kriz bittikden,sorunlar çözüldükten sonra kendisini tasfiye yoluna gidiyor tıpkı 89 da olduğu gibi.Şirketin büyüklüğü ise
700 Milyar $ değerinde olucak.Dünya borsaları cuma gününü ralli havasında geçirdi ve tavan yaptılar.Türkiye de bu havaya katıldı ve Vadeli Kontrat tarihinde bir ilk yaşanarak fiyatlar tavan yaptı!İMKB-100 tarihinin 7.büyük yükselişini göstererek %12.89 artışla kapadı 19 Eylül 08 tarihini. Kuşkusuz bu krizden etkilenmememiz makro ekonomi çapında imkansız.Çünkü,ihracatımızın büyük çoğunluğunu AB ekonomosi ülkelerine yapmaktayız ve bu ülkelerin ekonomileri daralmakta.Daralan bir ekonomiye ihracatın bir noktaya kadar yapılması ve bu durumdan dış ticaret açığımızın etkilemmesi kaçınılmaz.

Son söz:Karşıdan gelen her kar topunun çığ olma riski vardır!

28 Ağustos 2008 Perşembe

Gelişen Dünya Ekonomileri ve Türk Yatırımcısı

2000 krizi sonrası ağır bir darbe yiyerek mali piyasalara veda eden,zaten üç kuruş olan tasarrufunu da yastık altı diye tabir edilen en güvenli yatırım aracına bağlayarak yaşayan türk insanı devletinden yeniden mali sektöre dahil olabilmek için teşvik adımları beklerken hiç beklemediği kanunlarla karşılaştıkça gitgide daha da uzaklaşıyor yatırım araçlarından...

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası dünya ekonomisi de tıpkı devletlerin politikaları gibi yeniden şekillenmeye başladı.Büyük hedge fonlar daha güvenli limanlara doğru yelken açarken dünyaca ünlü yatırım bankaları da "Gelişmekte Olan Piyasalar" diye gruplandırılan ülke borsalarına yöneldiler.

Gelişmekte olan piyasalar sepeti içerisinde ekonomisi 90'lı yıllarda dip noktasını gören ve özellikle Putin sonrası uykudan uyanan RUSYA,yüksek kur-faiz,dış ticaret açığı ve IMF gibi birçok başlığın alt alta sıralandığı BREZİLYA ve 3Kasım 2002 seçimleri sonrası yeniden ülke ekonomisini inşa etmeye çalışan TÜRKİYE yer almaktaydı.İsterseniz gelin grup içerisinde sıralanan üç devletin son beş yılda neler yaptıklarını beraber incelemeye çalışalım.

Gelecek 15-20 yılın dünya ekonomileri açısından en zor ve aşılması imkansız engelinin "enerji" olduğunu anlayan Rusya işe en büyük enerji firmalarını devletleştirmek ile başladı.Enerji kartını çok iyi kullanmak isteyen Rusya özellikle son 2 yılda artan enerji hammade fiyatlarının da katkısıyla ekonomisini iyice toparladı ve yeniden dünya arenasında ezeli rakibi ABD'nin karşısına dikildi.

Türkiye ekonomisi gibi dışarıdan gelecek finansman kaynaklarına bir dönem için muhtaç yaşayan Brezilya ise tıpkı Rusya gibi enerji kartını masaya yatırdı.Petrol üretimine ağırlık veren ülke ekonomisi son 3 yıl içerisinde yeniden toplarlandı ve önce uluslararası para fonu IMF ye olan tüm borçlarını ödemekle işe koyuldu.Bir zamanlar dış ticaret açığı veren ekonomi zamanla toparlandı ve dış ticaret fazlası verme noktasına geldi.Devlet parası ülke içerisinde ki tüm yabancı paralara karşı kurda değer kazandı ve faizler merkez bankası tarafından hızlı bir şekilde aşağı doğru çekildi.

Veee son olarak filmin esas oğlanı durumunda olan TÜRKİYE...
Tek parti iktidarı olarak başa gelen AKP ile ülke ekonomisi dünya konjoktürünün de etkisi ile yeniden toparlanma süreci içerisine girdi.%125 gibi olağanüstü rakamları gören bono faizi
%15'nde altına geriledi ve ülke parası Dolar ve Euro gibi yabancı paralar karşısında değer kazandı.Ülkenin en büyük şirketleri hızlı bir özelleştirme süreci içerisine girdi ve mali piyasalara döviz enjekte edildi.Fakat ülke ekonomisi hızlı bir şekilde dış ticaret açığı vermeye başladı.Son olarak 2008 yılı tahminleri 50 Milyar $ civarında açık konusunda.Elbette ki son yılllarda anormal bir artış gösteren hammade enerji fiyatlarından Türkiye'de nasibini aldı.Enflasyonun hızlı bir düşüş sürecine girmesi ile beraber ne yazık ki Merkez Bankası'nın aynı hızla faizleri aşağı çekmemesi nedeniyle yurtdışına ihracat yapan yerli firmalar kur riski ile karşı karşıya kaldılar ve başını tekstil sektörünün çektiği bir çok firma bu savaşta yenik düşerek kepenklerini kapatmak zorunda kaldılar.İç pazara yönelik tüm dünyayı iyice etkilemeye başlayan ÇİN tehlikesi de bir diğer unsur oldu.

Dünya ekonomilerinde tüm bunlar olurken dünyanın en büyük tüketicisi olan Amerika'da bazı işlerin aslında o kadar da yolunda gitmediği anlaşılmaya başlandı.Sorunun adı "Subprime Mortgage Krizi" idi.Amerika da yatırım bankalarının uçsuz bucaksız dağıttıkları Mortgage Kredileri karşılık bulmamaya başladı ve kredi batakları oluştu.Ülke tarihinde 1929 ekonomik buhranından sonra görülen en büyük krizdi bu.8 yatırım bankası devlet eliyle kamulaştırıldı.İçeride yükselen enflasyon ve resesyon korkuları iyice gün yüzüne çıkmaya başladı ve Amerikan Merkez Bankası FED %5 olan borçlanma faizlerini %2 seviyelerine kadar çekti.İç piyasaya bir şekilde nakit enjekte etmeye çalıştı ve açıkçası bunda da başarılı oldu.Yangın henüz söndü mü?Hayır!Fakat büyümesi önlendi.Bir çok ekonomiste göre yangının 2010 yılına kadar kontrollü bir şekilde sürmesi bekleniyor.Dünya'nın en büyük yatırım bankalarından Merrill Lynch ve Lehman Brothers'ın batma söylentileri çıktı.Arap,Körfez ve Asyalı yatırımcılar iki büyük bankanın sermaye yeterliliğini karşılamaya devlet eliyle davet edildiler.

Peki tüm bunlar olurken biz neler yaptık?Biz aslında bu süreçte tıpkı biz gibi davranmaya devam ettik,kaldığımız yerden...Yabancı yatırımcıya %0,yerli yatırımcıya %10 stopaj getirdik mali piyasalarda.Yabancı payı İMKB de %70 seviyelerine yükselirken zaten 90'lı yılların sonunda dili yandığından hızlı ve öfkeli bir şekilde kaçan yerli yatırımcıları bir de biz elimizle itledik,gelmeyin dedik.İçeri de devam eden siyasi güç savaşlarını hiç saymıyorum bile.
Ülke borsamız tarihi rekorları üst üste kırarken Almanya da vatandaş ekonomisine güvenmeyince önce bizim borsamız düştü.Amerika da Mortgage Kredileri karşılıksız kalıp ödenemez hale gelince yine önce bizim borsamız düştü.Yanisi en kırılgan,hassas ruhu okşanası hale geldi bizim kıymetli borsamız.Borsada ki son durum ne mi şimdi?Kapanış 39,703!Tarihi zirvemiz ise 59 binli seviyeler...