paylaşılan her düşüncem tarihe kendi adıma düştüğüm bir nottur.düşüncelerim kendimi bağlamakta olup, yatırım tavsiyesi taşımamaktadır.
30 Eylül 2014 Salı
Ve Dolar'ın tatili biter...
Herkesin dilinde bir klişe almış başını gidiyor; gelişen dünya, globalleşen dünya…
Peki, dünya değişmesine değişiyor da, globalleşmesine globalleşiyor da biz tüm bunlar olurken ne yapıyoruz?
Öncelikle açıklayalım:
Türk Dil Kurumu’na göre değişmek kelimesi başka bir biçim veya duruma girmek anlamına geliyor. Globalleşme kelimesi ise küreselleşme olarak tanımlanıyor.
2008 krizi bir çok iktisat teoreminin silindiği, bilinen para politikalarının rafa kaldırıldığı, merkez bankacılığının ekonominin doğrudan içerisine müdahil olduğu bir dönemin kapısını araladı.
Teminat olarak alınan varlıkların değerlerinde ani ve sert düşüşlerin yaşanması sonucu likidite sıkışıklığına düşen finansal kesim, hane halkları ve reel kesime kredi kanalıyla paranın transferini sağlayamadığı anda devreye para basma yetkisine sahip en yetkili kurum olan merkez bankaları girdi ve likiditeyi sistem içerisine enjekte ederek nefesi kısılan bankacılık sistemine oksijen sağladı, yeniden yaşama döndürdü. Tüm bu gelişmeler olurken bayrağı en önde Amerikan Merkez Bankası (FED) taşıdı ve bilançosunu genişletme yoluna giderek dünya üzerindeki Dolar arzını artırdı. Yaklaşık 6 yıldır aralıksız devam eden bol likidite sürecine zamanla Asya ve Avrupa kıtaları da katıldı ve sermaye gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülke piyasalarına doğru yani değer kazancının daha kolay olduğu ülkelere transfer oldu. Bu süreci iyi değerlendiren ülkelerde yani gelişmekte olanlarda varlık fiyatları tarihi değerlerine yükseldi, yerel para birimleri değer kazandı, sermaye girişleri ile ülkelerin gereksinim duyduğu alt yapı yatırımları gerçekleştirildi. Buraya kadar olan 2008 krizi sonrası gerçekleşen süreci anlatmaya çalıştığım bu bölümü el altında bir köşede tutalım, unutmayalım.
Gelelim 2014 yılına… Son 1 ayın en revaçta hikayesi nedir? Dolar’ın değer kazanması!
Türk insanı futbolu çok sever. O kadar çok sever ki herkes iyi bir orta hakem ve tecrübeli bir teknik adamdır. Türk insanı yatırım yapmayı da çok sever. Yatırım denilince de en çok altını gram ile alıp satmayı ve Dolar alıp Türk Lirası’nın değer kaybetmesini anlar. Bu örnekten de her Türk insanının iyi birer hazine çalışanı olduğunu anlayabiliriz!
Ne diyorduk? Evet, Dolar’ın değer kazanması! Eylül ayının ilk günlerinden bu yana Dolar, Türk Lirası’na karşı değer kazanıyor. Akşam yatıyoruz Dolar/Lira kaç para olmuş, sabah kalkıyoruz Dolar/Lira kaç para olmuş? Aslında olan biten en basit haliyle şu; hani yukarıda el altında tutalım dediğimiz kısım olan 2008 krizi sonrası dönem var ya işte onun devamı olan film yaşanıyor. Bol likidite dönemi FED tarafından sona ermeye hazırlanıyor. Dikkat edin; likidite sona erdi demiyorum, sona ermeye hazırlanıyor diyorum. Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi kriz sonrası dönemde işsizlik oranını yeniden düşük seviyelere çekmeyi başardı, üretimi artırdı, GSYH oranını büyütmeye devam ediyor ve fena sayılmayacak bir seviyede de enflasyon yaratmayı başardı. Bu gelişmeler artık Dolar arzının eski haline dönmesi gerektiği koşulunu doğuruyor. Bu koşulun bir gereği olarak da likiditenin transfer olduğu gelişmekte olan ülkelerden ters yöne doğru bir yolculuk başlıyor. Kısacası, Dolar anavatanı olan ABD’ye doğru yola çıkmak için bavulunu toplamaya başlıyor. Bu dönem içerisinde de gelişen ülkelerin yerel para birimleri değer kayıpları yaşamaya başlıyor, ülke faizleri yani paranın maliyeti yukarıya doğru yükseliyor, yatırımcılar özellikle de yabancı kesim panik havası halinde fakat kararlı bir şekilde varlık fiyatlarında satış gerçekleştiriyor.
Hikaye biraz can sıkıcı gelmiş olabilir. Elbette Dolar’ın anavatanına dönüşü dünya tarihinde ilk defa bu dönem içerisinde gerçekleşmiyor. Daha öncede buna benzer bir çok süreç yaşandı. Üstelik FED, bu süreci iletişim araçlarını sonuna dek kullanarak kontrollü bir şekilde yöneterek geçirme çabasında. Faiz oranlarının artırılması para politikasının normalleşme süreci içerisinde tek araç olmayacak. Yani, Dolar’ın dönüş hızı sonsuz bir sürat ile ve geriye dönüp bakmaksızın bir şekilde gerçekleşmeyecek. Gelişmekte olan ülke piyasaları dönem dönem yine revaçta olacak, yerel para birimleri tekrar değer kazanacak, ülke tahvil faizleri yeniden düşüşler gösterecek. Yaşamakta olduğumuz süreç sadece varlık fiyatlamalarının yeniden gözden geçirilmesi, portföylerin yüzdesel dağılımlarının ülke bazında revize edilmesinden başka bir şey değil. Bu süreç içerisinde ülkeler bir zamanlar görülmek istenmeyen ne kadar riski varsa o riskleri üzerinden yeniden gözden geçirilecek. Kim tarafından? Bir zamanlar Dolar’ı o ülkelere sokan kesimler olan fon yöneticileri tarafından. Nedir bur riskler diye baktığımızda klasik iktisat dersinin bilinen başlıkları öne çıkıyor; enflasyon, cari işlemler dengesi, büyüme oranları ve yerel/jeopolitik risk primleri.
Ev ödevini yapmak için gelişen ülke piyasalarına 6 yıl gibi koca bir zaman tanındı. Kimisi bu dönemi sadece sıcak para olarak tanımlanan sahipsiz likiditeye sırtını dayayarak geçirdi kimisi de hem likiditeyi kullandı hem de mikro ve makro bazda reformları gerçekleştirerek yatırım yapmayı tercih etti. Bugün yaşananlar dünün görülmek istenmeyen ayrıntılarından oluşuyor. Reformları hızlandırma konusunda geç kalmış sayılmayız. Tek handikap şu; maalesef para politikası araçları ile alınan aksiyonların reel ekonomiye yansıması 6-8 aydan önce olmuyor. Kısacası zaman daralıyor…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder