20 Aralık 2009 Pazar

Son PPK ,Trend Enflasyon,2010'a Bakış...


Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 2009 yılının son toplantısını 17 Aralık tarihinde gerçekleştirdi.

Merkez Bankası,yaklaşık bir yıldır global ekonomilerdeki sorunlara paralel olarak diğer ülke merkez bankaları ile eş güdüm içerisinde piyasaları fonlamaktaydı.Bu doğrultuda faizler tarihi dip seviyelere çekilmiş,likidite pompalanması yapılarak ekonomilerdeki daralmanın önüne geçilmeye çalışılmıştı.Kanunda yazılı olarak kendisine atfedilen enflasyon ile mücadele görevi ise tüketicilerin kendi bütçelerini kısması,ham madde fiyatlarındaki maliyet düşüşleri ve ithalat/ihracat rakamlarındaki gözle görülür decedeki azalışlara paralel olarak ikinci plana itilmişti.Kısaca enflasyon bir süre için öncelikle içeride daha sonra ise tüm dış ülkelerde olmak üzere "canavar" olmaktan çıkmıştı.

Ta ki Merkez Bankası tarafından Aralık ayından başlamak üzere 2010 perspektifine dikkat çekilinceye dek.Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına belirtmekde fayda görüyorum;Enflasyon bir süre daha "canavar" olmaktan çok uzak bir görüntü çizecek.Ancak "baz etkisi" nedeniyle Merkez Bankaları artışların sınırlıda olsa görülebileceğini kestirmiş olduklarından mali oyuncuları ve vatandaşları bu konuda uyarmaya başladılar.Zaten uyarmak da görevleri!

Aşağı yukarı 1 yıldır akıllara zarar derece pompalanan likiditeler 2010 yılı ile beraber "exit strategy" kapsamında piyasalardan çekilmeye başlanacak.Bu da faiz indirimlerinin bir çok ülkede sonuna gelindiğinin işareti.Elbette Türkiye'de de! Merkez Bankası son PPK ile politika faizlerinde değişikliğe gitmeyerek borçlanma faiz oranını %6.50 seviyesinde bıraktı ve benden bu kadar mesajı verdi.İstihdam piyasasındaki toparlanmanın kalıcı olmasının uzun zaman alacağı belirtilerek,enflasyondaki gelişmelere paralel faiz oranlarının yeniden gözden geçirilebilir olduğunun ancak uzun bir süre daha düşük seyrini koruyacağının beklentiler dahilinde olduğunun altı çizilmiş oldu.

Şahsi düşüncem %6.00 seviyesine hatta %5.85'lere kadar faiz indirimlerine imkan olduğundan yanaydı.Ancak,MB elindeki kapsamlı veri tabanını kullanarak ve öncü göstergeleride yorumlayarak bu yönde karar aldı.

2010 yılı aslında bir çok açıdan zor bir yıl olacak.Bir yandan "exit strategy" olarak adlandırılan çıkış stratejileri tartışılıyor olacak bir yandan da 2009 yılına kıyasla baz etkisinden ötürü enflasyon oranları yüksek çıkacak.Bir çok şirkette ,global olarak bahsediyorum, yüksek karlar büyük ihtimalle 2009 kadar görülmeyecek ve buda karar vericileri çelişkilere sürükleyecek.Acaba krizden çıkış noktasında neredeyiz soruları çok daha yüksek sesle dile getirilecek.Büyüme oranları,sanayi üretim verileri ve kapasite kullanım oranları her ülkede dikkatle takip edilecek.Beklentilerin altında gelen ülkelerin risk primleri süratle yükselecek ve ulusal paralarında değer kayıpları yaşanacak.

Amerikan Doları ülkenin krizden çıkışta gösterdiği performansa bağlı olarak azalış/artış gösterecek.Hızlı bir büyümenin gözlenmesi halinde Dolar başta Euro karşısında olmak üzere tüm değer kayıplarını telafi edecek ve hareket gelişmekte olan ülke ekonomilerinin paraları üzerinde baskı unsuru oluşturacak.

Değerli dostlar kısaca bitirmek gerekirse yarın bugünden belki daha parlak olacak ancak daha zor ve algıda seçiciliğin artacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Kocaman bir "FITCH" !


Türkiye uzun bir zamandır gerek hükümet yetkilileri gereksede hazine'den yapılan açıklamalarla mevcut kredi notlarının mutlak surette derecelendirme kuruluşları tarafından yeniden gözden geçirilmesi ve artış yönlü revize edilmesi gerektiğini dile getiriyordu.

II.Dünya Savaşı'ndan bu yana içine düşülen en köklü resesyonu yaşamamızla beraber büyük çoğunluğu eski doğu bloku ülkeleri ekonomilerinden gelen çatlaklar,Avrupa'nın orta yerinden İzlanda ekomisinden gelen iflas sesleri de dikkate alındığında Tük Bankacılık sektörünün sağlamlığıda değerlendirmeye alındığından talepler makul düzeyde görünmekteydi.Ancak nedendir bilinmez Türkiye Ekonomisi hiçbir zaman gerektiği desteği dış kaynaklı alamamıştır.

Dış desteğin kaynağı ne derece güvenilirdir orası da ayrı bir noktadır.Hatırlamak gerekirse,158 yıllık bir dev olan uluslararası yatırım bankası Lehman Brothers iflas ettiği zaman kredi notu olarak en üst düzeyde kabul edilerek derecelendirme kuruluşlarınca teyit görmüş pozisyondaydı.Yine aynı bağlamda İzlanda ve Citigroup örnekleri ile konu genişletilebilir.

Elbette ne kadar sorgulanır olursa olsun dışarıdan gelecek "sıcak para" tanımlı dış finansman kaynakları girecekleri ülkelerde derecelendirme kuruluşlarının not görünümlerini dikkate alırlar.Hiçbir bankanın mali sistemde iflas etmediği,aksine pozitif büyüme ivmesi ile yoluna devam ettiği ülkemizde hak edilen ilk kredi notu artışı "fitch"den geldi.Kuruluş,uzun vadeli döviz cinsinden kredi notumuzu iki kademe artırarak bb+ ya yükseltti.Ülke tavanımız ise bb'den bbb-' ye yükseltilmesine rağmen halen uluslararası düzeyde yatırım yapılabilir düzeyde not almış olarak kabul görmemekte.Yapılan iki basamaklı not artışı gecikmiş bir karardır.Hakkımız hali hazırda tam olarak teslim edilmemiştir.İşin bu noktası iredelene dursun "fitch" bazında bbb- ile yatırım yapılabilir ülkelere bakıldığında Hırvatistan ve Brezilya dikkat çekmekte.Yani Türkiye henüz yatırım yapılabilecek güvende bir ekonomi gözü ile görülmüyor.Ülkemiz ile aynı notlara sahip diğer iki ülke ise Romanya ve Mısır!Demek ki ismi geçen ülkeler bizden çok daha sağlam kamu maliyelerine,istikrarlı dış borç ödemelerine,daha derin ve sağlam bankacılık sektörlerine sahipler.En azından bu durum kredi derecelendirme kuruşları özelinde böyle...

Aynayı kendimize çevirmemiz gerekirse sorgulanması gereken gerekli özen ve dikkatle ülke reklamımızın yapılmadığı hususudur.Yurt dışında daha fazla ekonomik panel ve konferanslara katılmalı,ülkemizi geniş perspektifte anlatmalıiyapılanlar yabancı yatırımcılar ile daha ayrıntılı paylaşılmalıdır.Fitch'in ardından diğer kredi notunu belirleyen kuruluşlara gözlerin çevrilmesi gayet doğaldır.Hak edilen notların bu kuruluşlar tarafından da verilmemesi durumu anormal karşılanmamalıdır.Derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliklerinin sorgulandığı bir ortamda üzerimize düşen önümüze bakmak,orta vadeli ekonomik programda belirtilenleri dikkatle uygulamak ve krizden çıkış stratejisi olan bir ülke imajı çizmektir.Gelinen düşük faiz seviyeleri ülke tarihinde bir ilktir ve korunması elzemdir.

1 Aralık 2009 Salı

Kriz mi bitti;kim dedi?




Amerika'nın kriziydi,Avrupa'ya sıçradı...
Japonya 90'lı yıllardan bu yana nasılsa resesyonda;alışık ona birşey olmaz dendi...
Çin yeter ki büyümeye devam etsin,dünya ekonomisine katalizör görevi görsün dendi...
Ortadoğu ülkelerinde "şimdilik sorun yok" hadi gelin size banka sermaye artırımlarımızda hisse verelim dendi...

İyi hoş bunların hepsi söylendi,telaffuz edildi,yaşandı hatta kriz bitti denilirken son yılların en göze batan cazibe merkezi Dubai'den geçtiğimiz hafta gelen haberler herkesin ağzını tadını kaçırmaya yettide arttıda!

Dubai World şirketinin 80 milyar$'lık borcu için erteleme talebi hepimizin aklının görünmeyen kısımlarına,tozlu raflarına kaldırdığı konut krizini hatırlamamıza yeniden vesile oldu.Sadece hatırlamamıza yardımcı vede vesile olmakla kalsa yine zararı yok ama uzun zamandır varlık fiyatlarında oluşmakta olan bir balonun dillendirildiği,borsaların dar işlem hacimleriyle 2009 zirvelerini denediği,ekonomilerin beklenen hızlarda gelişmediklerinin gözlemlendiği ince bir çizgi üzerinde yürünülen bu zamanda oluşan hava aniden bozuluverdi.

Bahse konu olan olay aslında sanıldığı kadar içinden çıkılmaz bir hikayeden oluşmuyor.Dubai World bir inşaat şirketi ve yurt dışından sağladığı ucuz finansman yolu ile uzun zamandır dudak uçuklatacak bir proje üzerinde çalışmakta.Ancak proje umulan satışların gerçekleşmemesi nedeniyle nakit akışı hususunda belli başlı problemler yaşamakta.80 milyar dolar civarında telaffuz edilen borç rakamı ise Dubai hükümeti için gerektiğinde ödenemeyecek bir borç rakamı hiç değil.Küresel borsalarda ve para piyasalarında korku yaratan nokta ise şirkete yurt dışından kaynak sağlayan bankaların ödenmeyen kredileri yıl sonunda zarar yazarak bilançolarına yansıtmaları ve bununda yeniden bir likidite krizine yol açıp açmayacağı hususu!

Borsalar cephesinde ise durum oluşan zirve değerlerinden bir miktar realizasyon yapılmasına tam bir neden arandığı sırada patlak vermesi.İstanbul Borsası'nın bayram tatili nedeniyle kapalı olması içeride ilk etapta yaşanabilecek satış dalgasının önüne şu an için geçmiş gibi gözükmekte.

Dubai'den gelen konut krizi sesleri dünya ekonomilerini yerle bir edecek kadar büyük ölçekte elbette değil.Unutulan,belkide unutturulmaya çalışılan krizin en şiddetli günlerini hatırlatması açısından ise son derece faydalı bile oldu denilebilir.Ülke ekonomilerinde hali hazırda hane halklarının tüketimlerini kısmaları,dış ticaret ve büyüme verilerinin istenildiği ölçüde güçlü ve hızlı bir büyümeyi gösterir derecede gelmemesi gibi sıralanması mümkün olan daha bir çok örneğin verilebilmesi krizden çıkışın kolay ve sancısız olmayacağının en etkili örnekleri.

Körfez Sermayesi olarakda adlandırılan bölge ülkelerinin gerek devlet fonları adı altında,gereksede bizzat ülkeleri yöneten varlıklı ailelerin kendi servetlerine yön veren şirketler vasıtası ile gelişmekte olan ülkelere girmekte olan sıcak paranın son krizden etkilenmemesi elbette içten bile değil.Bölge ülkesi olarakda ilk aklan gelen isim olan Türkiye Ekonomisi'nin "net hata noksan" başlığı altında krizden nasibini ne ölçüde alacağını ise yıl sonunda Merkez Bankası'nın açıklayacağı verilerden gözlemleyerek yorumlama şansımız olacak.

17 Kasım 2009 Salı

Altın'ın "ALTIN" Çağı


Yüksek enflasyon dönemlerinin,ekonomik kargaşanın üst düzeyde olduğu zamanların tartışmasız ilk akla gelen isminden "altın"dan bahsediyorum.

Bir zamanların para değerinin hesaplanmasında kullanılan değerli metalinden,son zamanların en gözde "hedge fon"enstrümanından bahsediyorum.

Ve son olarak annelerimizin bildiği tek doğrudan,bozulmayan ezberlerinden bahsediyorum...

Spot Altın'ın piyasadaki fiyatı klasik iktisat dersi kitaplarının ilk sayfasında anlatıldığı üzere arz ve talep ilişkisine göre fiyatlanmıyor artık.Geçtiğimiz 2008 yılının özellikle yaz aylarında başladığı yükseliş hareketi ile tüm dikkatlerin odağı haline gelmişti altın.Akabinde 700$ seviyesine kadar sert bir düşüş kaydetmiş,ekonomik krizle beraber bir süre o seviyelerde taban arayışında bulunmuştu.700$ seviyelerinden başlattığı yükseliş hareketi 900-950$ bandında soluk almış ardından tekrar 850$ düzeyine doğru ters bir hareket göstermişti.2009 yılına geldiğimizde ise özellikle temmuz ayı ile beraber çıktığı yolda tarihi seviyeleri test etmeye başlayan altın ilk olarak psikolojik bir sınır olan 1000$ direncini tarihinde 2.kez deneyerek başarıya ulaştı ve durdurulamaz bir artış rüzgarınıda arkasına alarak 1130$düzeyine kadar ulaşarak bir nevi kendini dahi aşma imajı çizdi.

Kabul etmeliyizki altın artık sadece küçük yatırımcının finansal enstürümanı olmaktan çıkmış durumda.Küresel ekonomide baş gösteren Hedge Fon'lar petrol,altın gümüş gibi ham madde fiyatlarında Londra merkezli çok sert işlemler yaparak hem krizle beraber kaybettikleri milyarca dolar zararı hem de imajlarını tekrar kazanma çabası içerisindeler.

2009 yılında yükseliş trendinde uluslararası para fonu IMF'nin bünyesinde bulundurduğu altın rezervlerinden satış yapacağını açıklaması,Hindistan hükümetinin 200 ton bu satıştan altın alan ilk ülke olması,dünyanın yükselen ekonomisi Çin'in de altın alımına sıcak baktığı haberlerinin kamuoyunu meşgul etmesi,dünyanın rezerv parası dolar'ın tahtını merkez bankaları kasalarında yeni bir ortak para birimini veya altın'a bırakacağı gibi gündemi meşgul eden haberlerde kuşkusuz etki sahibi.

Amerika merkezli başlayan,ardından tüm ekonomileri etkisi altına alan küresel krizle beraber Amerikan Merkez Bankası FED'in çıldırmışcasına dolar basması,doların sıfır faiz politikası ile carry trade ünvanını japon yeni'nden devralması ve tahtının sallanması,son olarak da euro karşısındaki değer kaybı altında gelinen 1100$ rakamının gelecekte görülebilecek yeni seviyeler yanında komik kalmasının muhtemel olduğunu ortaya koyuyor.

2010 yılında beklenen ekonomik toparlanmanın Amerika önderliğinde,küresel çapta beklenen hızda olmaması ve gecikmesi altının hala adından söz ettirecek bir pozisyonda olacağını gösteriyor.

16 Ekim 2009 Cuma

Merkez'in PPK'sı...

Merkez Bankası aylık olağan para politikası kurulu toplantısını 15 Ekim Perşembe günü gerçekleştirdi ve piyasa oyucunlarının beklentileri dahilinde gösterge faiz oranlarını 0.50 baz puan indirdiğini kamuoyu ile paylaştı.
Yapılan açıklama pararelinde borçlanma faiz oranının 6,75’e,borç verme faiz oranının ise 9,25’e çekildiği bildirildi.Küresel krizin uluslararası para piyasaları üzerinde etkisini en sert biçimde gösterdiği 2008 yılının Ekim ayından bu yana Kurul gösterge faizlerde toplamda 10,00 baz puan indirim yaparak tarihi krizde tarihi kararlar almış oldu.

Türk halkı gibi uzun yıllar boyunca yüksek faizden ciddi boyutlarda karlar elde eden bir toplumda ekonomik canlanmaya katkıda bulunulması amacı ile yapılan faiz indirimleri elbetteki hoş karşılanmıyor.Hemen bu noktada akla gelen önemli bir soruyu buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.Hali hazırda faizden para kazanmaya çalışan ciddi bir kesimin mevcudiyetinin tartışılamaz derecede büyük olduğu ülkemizde alınan faiz indirim kararlarının bankacılık sisteminden nakit çıkışına zemin hazırlayabilme olasılığı acaba var mıdır?Eğer toparlanmanın boyutu Merkez’in beklediği boyuta ulaşmaz ise faizlerde 2010 yılının Ocak ayından itibaren yeni bir indirim sürecine girilebilir mi?

Kurul toplantı sonrası kamuoyuna yapılan açıklamada istihdam rakamları üzerinde sınırlı biçimde bir iyileşmenin yaşanmakta olduğunu ancak bunun kalıcı olup olmayacağının gözlemlenmesi gerektiği belirtti.İstihdam üzerindeki bu iyileşme belirtilerinin mevsimsel gelişmelere bağlı olduğunu ve yakın zamanda hızını kaybedeceğinin hesabını yaparsak kalıcı bir toparlanma hareketinin henüz başlamadığının ve buradan hareketlede sanayi üretimine yansımasının aynı oranda yavaş olacağı sonucunu çıkarmamız kolay olacaktır.

Para politikası kurulunun almış olduğu gecenin flaş haberi ise türk lirası munzam karşılık oranlarının 1 puan düşürülerek %5 seviyesine çekilmesi yönündeki kararı.Bu kapsamda sisteme 3.3 Milyar Tl yeni para enjeksiyonu yapılacak ve böylece bankalardan vatandaşa uzanan kredi kanallarının akışkanlığının sağlanmasına yardımcı olunacak.Tüm dünyada ve Türkiyede küresel toparlanma hareketinin sıkça konuşulduğu bu günlerde alınan bu karar oldukça dikkat çekici.Zira munzam karşılık oranları daha önce yabancı para cinsinden krizin en can alıcı dönemlerinde 2008 yılında düşürülerek piyasaya döviz verilmiş,bir nebze para piyasalarının derdine derman olunmaya çalışılmıştı.Yapılan faiz indirimlerinin geçtiğimiz yılın ekim ayından bu yana barındırdığı iki temel nedenden biri vatandaşa kredi verilmesinin bankalar yoluyla devamının sağlanması bir diğeri ise ekonominin yavaşlayacağı öngörülerek fonlama maliyetlerinin düşürülmesi düşüncesi idi.Karşılık oranlarının düşürülmesi kararının alınması ile krizde 1 yılın geride kalmasına rağmen henüz istenilen düzeyde vatandaşa kredinin ulaşmadığı sonucuna varılıyor.Mutlaka bu kararın alınmasında Merkez’in elini güçlendiren en temel dayanak ise türk bankalarının sermaye yeterlilik rasyolarının %15’li seviyelerde olması ve henüz sistemde herhangi bir mali kuruluşun iflasının yaşanmamış oluşudur.Enflasyonda hızlı bir düşüş trendinin yaşandığı içinde bulunduğumuz ekonomik ortamda Merkez Bankası bir zamanlar klasik bir hal alan “para basarak piyasayı fonlama yolunu” ret ederek daha aktif bir rol üstlenmeyi tercih etmiş,2001 krizinin ardından sağlam bir bankacılık sistemi oluşması amacı ile getirilen düzenlemelerinde elini rahatlaması vasıtasıyla karşılıklarda indirime gitmiştir.Kuşkusuz alınan bu karar ve ekstradan sağlanan 3.3 Milyar TL iç borçlanmada Hazine Bakanlığı’nı da rahat bir nefes aldıracaktır.

Kısa vadede faizlerde gözlenen tarihi seviyelerin %6 da bir süre için son bulacağı görüşündeyim.Kanaatim Merkez’in yılın son iki para kurulu toplantısında sırasıyla 0,50 ve 0,25 baz puan faiz indirime gideceği ve bir süre köşeye çekilerek etkilerini gözlemleyeceği yönünde.Ekonomide beklenen toparlanma trendinin tersine bir hal alması yada beklentilerin altında bir hız ile seyretmesi durumunda yeniden indirimlere gidileceği ise uzun perspektifte beklentilerim arasında.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Biraderlerin Sessiz Vedası...


Batar mı denildi,battığı duyuldu,olanlar oldu...

158 yıllık bir bankadan bahsediyorum.İsmi Lehman Brothers!Türkçesi,Lehman Biraderler...
Amerika'nın en büyük 5 yatırım bankası arasında.1984 yılında American Express tarafından satın alındı ve 1994 yılında halka arz edildi.2008 yılında tarihinde ilk kez bir mali çeyreğinde zarar açıkladı ve açıklamış olduğu bu zarar onun son ettiği zarar olarak tarihdeki yerini aldı.(2,8 Milyar Dolar)İflasının ardından Amerikan kamuoyuna 26,000 yeni işsiz daha sundu.Olağanüstü kaldıraçların kullanıldığı,kolay paranın kazanıldığı devirlerin bir nevi geride kalışının resmi,krizin simgesi oldu.Battı mı yoksa batırıldı mı diye şehir efsaneleri ortaya atıldı.Kimileri bu durumu diğerlerine ders olması gerektiği yönünde yorumladı,kimileri ise çıkar çatışması diyerek.Neden mi?

Lehman'ın battığı hafta dönemin Hazine Bakanı Henry Paulson'ın Goldman Sachs Ceo'su ile 1 hafta içerisinde 24 kez telefonda görüştüğü ortaya çıktı.İlginç mi?Henüz değil!

Henry Paulson kim mi?1974 yılında işe başladığı Goldman Sachs Yatırım Bankası'ndan 2005 yılında Ceo olarak ayrılan ve Hazine Bakanı sıfatını üstlenmiş bir şahsiyet.O hafta dünyanın en büyük sigorta şirketi AIG iflasın eşiğinde.Hükümet tüm olumsuz eleştirilere rağmen 85 milyar dolar tutarında mali yardımda bulunuyor.Ve Goldman piyasaların kilitlendiği bir anda AIG'den 14 milyar dolar parasını kurtarabiliyor.Peki şimdi ilginç mi?Tam olarak değil!

AIG devletten yardım almayı başarıyor ancak tüm dünya piyasalarında pozisyon taşıdığı bütün ekonomik oyuncularca bilinen Lehman Brothers'ın iflasına göz yumulabiliyor.Fotoğraf şimdi canlandı mı peki?Tamam şimdi oldu!

Dünyanın tüm ülkelerinde bankalar kurulur,bankalar iflas eder.Ülkeler finansal krizler yaşar.Daha fazla önlem,daha fazla mali denetim ile yola devam ederler.Geçmişte Asya Finans Krizi'nde de,2001 Türkiye Bankacılık Krizi'nde de işler hep bu şekilde hal oldu.O halde Lehman Brothers'ın iflasındaki hikaye neydi?Hikaye tam olarak şu aslında.Dünya üzerindeki tüm para ve sermaye piyasaları bir anda kilitlendi.Finans sektörüne olan tüm inanç ve güven yok oldu.Bankalar birbirlerini fonlamaz,borç para alıp vermez oldular.Borsalar tarihi düşüşler yaşarken,devlet garantili bono ve tahvillerin faizleri tavan seviyeleri test eder duruma geldiler.CDS'ler zirve seviyelerine doğru hareket ettiler.Merkez Bankaları koordine olmakta geciktiler,gecelik fonlama maliyetleri arttı ve bankalar kredi musluklarını kapatarak kredi vermez bir tutum sergilediler.Dünyanın en gelişmiş borsası olan Wall Street'e olan tüm güven sona erdi ve kolay para kazanma devri kapanmış oldu.

Kısaca özetlemeye çalıştığım tüm bu maddeler aslında finans krizi yaşamakta olan bir ülke için normal sayılacak gelişmeler.Hikayede ilginç sayılacak bölüm ise tüm bunların dünyanın merkezi olarak kabul edilen Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanıyor oluşu.

İyisiyle kötüsüyle,her haftasonu artık klasik bir hal alan banka batışlarıyla,çılgınlar gibi piyasaya pompalanan merkez bankası paralarıyla,dip seviyelerin görüldüğü enflasyon rakamlarıyla,zirve noktaların birer birer aşıldığı işsizlik oranları ile 2.Dünya Savaşı'ndan sonra dünyanın yaşadığı en büyük finansal krizin 1 yılını doldurduk.Artık Amerika'da yatırım bankacılığı dönemi tamamen kapanmış oldu.Tüm yatırım bankaları ya başka bir banka tarafından devir alındı ya da ticari banka statüsü kazanarak yoluna devam etmeye çalıştı.Hikaye mutlu sonla olmasada bir şekilde nihayet bulma yolunda emin adımları ile ilerlemekte.En kötü geride kaldı,büyümeler dünya üzerinde yavaşda olsa emareler göstermeye,tüketici güvenleri artmaya başladı.Ve tarih bir krizi daha sorumlusu olan olmayan herkes ile beraber birkez daha yazmış oldu...

30 Ağustos 2009 Pazar

Merkez'den Kısa Kısa...

IMF ile imzalanması şüpheli hale gelen stand-by anlaşması için bitmeyen sevdamız mı desek,şehir efsanesi mi desek daha doğru olur orası bilinmez ama para politikasına yön verenler artık geniş perspektifde önlerini görmek konusunda her türlü yolu deniyorlar.Bunun en somut örneklerinden birisini ise geçtiğimiz Cuma günü yayınlanan 18 Ağustos tarihindeki Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti'nin satır aralarında bulmak mümkün.Kurul üyeleri 20 maddede özetledikleri toplantı tutanaklarında hükümete orta vadeli program konusunda birçok kez seslenerek;uygulamaya çalıştıkları para politikasının ekonominin istikrara kavuşması yolunda tek başına yeterli olmayacağının vurgusunu yapmaktalar.

Kurul "Enflasyon Gelişmeleri" başlığı altında sıraladığı maddelerde,öncelikle mevsimsel etkilerden arındırıldığında hala enflasyonda ana eğilimin düşük düzeylerde seyretmeye devam ettiğini belirtiyor.Buradan hareketlede,enflasyonun ana hedeflerle uyumlu ve düşük seviyelerde devam ettiği değerlendirmesinde bulunduklarını belirterek,yapılan faiz indirimlerinin henüz enflasyon cephesinde korkulacak bir durum yaratmadığını da kamuoyu ile paylaşmış oldular.

Son zamanlarda açıklanan ekonomik verilerin yarattığı iyimserliğin kalıcı olmadığına inandıklarını düşündüğüm Merkez Bankası,son rapor ile bir nevi benide teyit etmiş oldu.Bu savımı destekler nitelikte bir açıklama özet raporunda dikkat çekmekte.Haziran ayı sanayi üretiminde hızlı bir toparlanma gözlemlendiği şeklindeki değerlendirmelerin sağlıklı olmadığı net bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmış.Bu doğrultuda en önemli gösterge ise uzunca bir aradan sonra tüketici güven endekslerinin Temmuz ayında gerilemiş olması.İç talebin hala daha toparlanmada başı çekeceği konusu ise tartışılmaz!Son dönemde otomobil iç piyasa satışlarının belirgin olarak gerilemesinde yaşanmakta olan krizin yanısıra ÖTV indirimlerinin bir kısmının geri alınmış olduğu gerçeği de gözardı edilmemeli.Gerilemeye devam eden ihracat ve ithalat verileri ile de toparlanmanın beklenenden yavaş olacağı açıkça ortada.Talep belirsizliğinin içeride halen yüksek düzeylerde seyrinin devam etmesi üretim tarafında ihtiyatlı davranılmasına,bu durumda stok oluşturma düşüncesinin gerileyerek istihdamı olumsuz etkilemesine neden olmaktadır.

Para Politikası açısından ise,Kasım 2008 tarihinden bu yana 900 Baz Puanlık indirimin kredi piyasası üzerindeki sonuçlarının henüz beklenenden az bir etki yaratmış oluşu,2009'un son çeyreğine umutların taşınmasına,toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağına yönelik bir izlenim oluşturmakta.

Merkez Bankası en açık ve net görüşlerinden birisini ise yazımın en başında da belirttiğim üzere orta vadeli ekonomik programın hala da açıklanmaması hususunda belirterek,faizlerde gelinen tarihi düşük seviyelerin uzun dönemde kalıcı olmasının tek koşulunun,mali disiplinin devamının sağlanarak bu durumun piyasa oyuncuları tarafından kabul görecek bir program ile desteklenmesi mevzuu...

11 Ağustos 2009 Salı

U'mu diyelim V'mi diyelim?

Haziran ayında Sanayi Üretim Endeksi'miz geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %9,7 azalırken,Mayıs ayına göre %7,3 artış göstermiş.

Tüm dünyada krizin dibi görüldümü yoksa henüz göreceğimiz yeni dipler mevcutmu diye süre gelen tartışmalar akıllardaki soru işareti özelliğini korurken Türkiye tarihi daralmaların gözlemlendiği sanayi üretim verilerini artık geride bıraktığının ilk sinyallerini yavaş yavaş vermeye başladı.

Mevcut durumda kriz henüz son bulmadı;ancak yavaşlama süreci içerisine girdi.Bunun ilk sinyalleri ise Sanayi Üretim Verileri ve Kapasite Kullanım Oranları yardımı ile alınmaya başlandı.Hali hazırda ülke borsaları krizden çıkılmışcasına çılgınca primler yapsada dünya ülkeleri yüz yılın krizinden tek çırpıda kurtulucak gibi görünmüyorlar.

Neredeyse tüm ekonomistlerin ortak tartışma konusuna gelecek olursak,krizden çıkış W'mu,V'mi yoksa U'mu olacak diye alfabeden bir harf arana dursun,kendi görüşüm krizden çıkış sürecinde ülke ekonomileri geniş tabanlı bir U harfi şeklinde performans gösterecek.Şu an içinde bulunduğumuz durumda U harfinin tabanında az da olsa yukarı doğru bir hareket gösterme eğiliminde.Kısaca,halk dilinde "toparlanma" şeklinde kolayca tabir edilebilecek bir durum yaşanmakta.Fakat bu durum büre daha yavaş seyrini devam ettirecek ve kriz psikolojisi tamamı ile akıllardan silininceye dek insanlar temkinli davranışlarını koruma eğiliminde olacaklardır.

İşin finansal piyasalar tarafında ise,alfabenin V harfi şu anki durumda ilk gözüken...Dünya borsaları dip olarak tanımlanan noktalarını test etmelerinin hemen ardından Mart ayında İngiltere'nin Londra kentinde yapılan G-8 toplantısının sonuç kararlarınıda arkalarına alarak fütursuzca yükselme trendine girdiler.Şu an gözlemlenen krizin borsalara o kadar da fazla uğramadığı.Dikkat edilmesi gereken nokta,borsaların gelecekte yaşanması muhtemel beklentileri satın aldığı gerçeğidir.Yani,bugünün gerçeklerini yansıtma noktasında endikatör olarak değerlendirilecek bir finansal araç olmadıkları borsaların aklımızın bir köşesinde mutlaka olmalıdır.

Türkiye ucuzlayan fonlama maliyetlerini akıllıca kullanmalı ve gelecek ile ilgili projelere yatırım yapmak için elini mutlak surette çabuk tutmalıdır.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Türkiye'de Merkez Bankacı'lık Versiyon 2.0.0.9

Global bazda yaşanan ekonomik krizin ardından Türkiye'de çok daha aktif ve piyasaları eskisinden daha yakından izleyen bir Merkez Bankası ile karşılaşacağımızın sinyalleri alınan radikal faiz indirim kararları ile kendisini iyice belli etmeye başlamıştı.

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz 3.Enflasyon Raporu'nu açıkladığı gün Para Politikası Kurulu'nun önümüzdeki 3 yıllık perspektifde faiz artırım düşüncesi olmadığını belirterek tüm piyasa oyuncularını ters köşeye yatırmıştı.Banka yönetimi açıkça tek haneli faiz rakamlarının sahneyi aldığı yepyeni bir Türkiye yaratması düşüncesini alenen ilan etmişti bir bakıma...Bahsettiğimiz yeni bir Türkiye'nin sağlam temellere dayanmasının olmazsa olmaz koşulu tüm iktisatçıların hem fikir olacağı gibi,geçmişte yapılan hataların tam aksine değersiz bir Türk Lirası pozisyonunun alınmasıdır.

Bu bağlamda 3 Ağustos Pazartesi sabahı beklenen açıklama Ankara merkezli olarak tüm kamuoyu ile paylaşıldı.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada güçlü döviz rezervi sahibi olmanın banka'nın bir politikası olduğu belirtilerek,olumlu beklentilerin ve risk iştahındaki artışın son zamanlarda giderek güçlendiği,sermaye akımlarının gelişmekte olan ülke ekonomilerine doğru yeniden artmaya başladığı ve döviz piyasasının göreceli olarak yeniden istikarara kavuştuğunun gözlemlendiğinin altını çizerek;Ekim 2008'de ara verilen döviz alım ihalelerine 4 Ağustos 2009 tarihinden itibaren yeniden başlanmasına karar verildiğini bildirdi.Alınan karar doğrultusunda yapılacak ihalelerde günlük alım tutarı ise opsiyon hakkı ile birlikte toplam 60 Milyon$ olacak.

Tabiki bankayı bu kararı almaya doğru götüren süreçte global bazda meydana gelen pozitif gelişmelerin etkisi tartışılmaz.Cuma günü krizin başlangıç yeri olan Amerika'dan gelen 2.çeyrek büyüme rakamının bekleti olan %1.5 daralma değerinin altında %1.0 olarak gerçekleştiğinin açıklanması,ülke ekonomi yönetimlerinin çok daha rahat uzun perspektifli düşünebilmelerinin önünü de açmış oldu.Uzun zamandır Euro/Dolar paritesinde gözlemlenen Dolar aleyhine gelişmeler tüm dünyada risk iştahının yeniden artmaya başladığı düşüncesinin oluşmasının ilk sinyallerini vermişti.Bu süreç kapsamında uzunca bir zamandır 1.52-1.57 TL bandında sıkışan $/TL paritesi de ilk adımda 1.50 seviyelerini tes etmiş,daha sonraki süreçte de 1.47'li rakamlara doğru hareketlenmeye başlamıştı.Yani Dolar gelişmekte olan ülke paralarına karşısında olduğu gibi TL karşısında da değer kaybetmeye başladı.Geçmiş yıllarda ihracatın rekorlar kırdığı süreçte ülkedeki tüm sanayiciler ile birlikte hükümetten de bazı isimlerin TL'nin mutlaka değer kaybetmesi gerektiği yönündeki görüşlerini kamuoyu ile defalarca paylaşmışlardı.

Görülen o ki,Merkez Bankası geçmişten gereken derslerin tümünü oldukça fazlası ile çıkarmış.Alınan bu kararın parite üzerinde kısa vadede çok güçlü bir etkisi olması beklenmemeli.Döviz satım ihalelerinde de öncelikle dolar/türk lirası kuru 1.83 seviyelerine doğru hareket etmiş daha sonra değer kaybetme süreci içerisine girmişti.Bu süreçtede ters bir hareket yaşanması ilk safhada olumsuz olarak görülmemeli.Burada önemli olan nokta Merkez'in piyasalara verdiği psikolojik mesajdır.Açıkça,ben ilerideki süreçte $/TL'nin bu değerlerin altına inmesini istemiyorum mesajı verilmesi kayde değerdir.

Yaz aylarında turizm sektöründe yaşanan pozitif hareketlilikten ötürü Türkiye Ekonomisi döviz piyasası açısından her yıl rahat bir dönem geçirmektedir.Alınan bu kararın ileriki süreçte yaşanabilecek olumlu yansımalarının arasında turizm'den kazanılan döviz gelirlerinin türk lirası ile ödenmesinin sektöre verdiği zararların önüne geçilmesi ve dış ticarete de destek vereceği unutulmamalı.Cari açık tarafında ihracat daralmasının da önüne geçilebilecek olması ilk akla gelenler arasında.Ayrıca,iç piyasada türk lirası sıkışıklığı yaşanmasının günlük piyasadan alınan 60Mİlyon $ ile vatandaşa rahat bir nefes aldıracağı da karşı karşıya kalınacabilecek pozitif gelişmeler arasındaki yerini almaktadır.

2 Ağustos 2009 Pazar

Krizi Fırsata Çevirebilmek

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın 3.enflasyon raporunu açıklamasının ardından soru-cevap kısmında verdiği yanıtlar ekonomi gündemine adeta damgasını vurdu.Başkan hükümete yönelik seslenerek:"Tek haneli faizlerin sürmesi kapsamlı bir orta vadeli ekonomik program ve mali disiplin ile mümkün olabilir" dedi ve vergi indirimlerinin etkisinden arındırılmış değerlerin ana eğilimin enflasyonda aşağı yönlü olduğunu gösterdiği sonucunu da kamuoyu ile paylaştı.

Bu bağlamda Merkez Bankası 2009 yıl sonu enflasyon tahmininde revizyon yaparak %5,9 olacağı varsayımında bulundu.Önümüzdeki 3 yıllık perspektif çerçevesinde enflasyon oranlarının öncelikle 2010 yılı sonunda %5,3,2011 yılı sonunda %4,9 ve son olarakda 2012 ylı sonunda %4,8 olmasını beklediklerini belirterek kriz döneminde uzun dönemli beklenti yönetimi hususunda geminin dümenine geçen ilk Merkez Bankası oldu.

Durmuş Yılmaz'ın toplantıya asıl damgasını vuran açıklaması ise,bu tahminlerin politika faizinde bu yıl bir miktar indirim ve 2010 sonrasında sabit kalacağı varsayımı altında yapıldığı hususu idi.Başkan'ın tüm bu olumlu açıklamalarının ilk yansıması aylardır 8.50 baz puan net bir faiz indirimine gidilmesine rağmen yaprak kıpırdamayan ikinci el bono faizlerinde görüldü.Gösterge faiz %11 bileşik değerinin altını hızla görerek tarihi dip seviyelerini test etme sürecine girmiş oldu.

Teknik olarak Durmuş Yılmaz ve Merkez Bankası yönetiminin kriz esnasında takındıkları tutumu oldukça cesaretli ve pozitif olarak yorumlamak lazım.Hatta biraz daha ileri gitmek gerekirse,kriz süreci boyunca ülkede üzerine düşen görevden çok daha fazlasını üstlenmeye çalışan tek kurum olduklarını da söylemek pek de yanlış bir ifade olmasa gerek.Bu bağlamda akıllardaki düşünce kendi görüşüm,bir zamanlar dünya'nın en yüksek devlet faizini veren ülkeler sıralamasında ilk 5'de ki yerini asla bırakmayan Türkiye imajını yıkma düşüncesidir.Ve bu düşünce tarzı oldukça doğrudur!Buradan yola çıkıldığı takdirde,hükümete açıkca seslenerek faizlerin tek rakamlı hanelerde kalması,yayınlanmasında oldukça geç kalınmış olan orta vadeli program ve size bağlıdır diyerek bir bakıma serzenişte bulunmuştur.

Başkan ve yönetimini tebrik etmek gerek.Tüm piyasa oyuncuları faiz indirim sürecinde artık sona gelindiğini düşünmeye başladığı bu zamanda herkesi ters köşeye yatırarak akıllardaki faiz artırım kararları ne zaman başlar sorusunun da yanıtını kameralar karşısında vermiş oldu.3 yıllık perspektif açıklayarak "ben faizleri indirme hususunda kendime yeterince güveniyorum.Sizlerde bu duruma göre pozisyonlarınızı almaya başlasanız gayet iyi olur"telkininde bulunarak beyin frtınası yaratmayı başarabilmiş oldu.

Şayet kriz sonrası dönemde yaratılmak istenen ekonomik kapsamda çok daha güçlü ve sağlam bir yapıya sahip Türkiye ise atılması gereken adımlar bu ve bunun gibileridir.Faizlerde tek rakamlı hanelerin görülmesi ve bu durumun uzun soluklu bir hal alması borçlanma maliyetlerinde eş zamanlı bir düşüş yaşatırken,faiz dışı fazla verilmesi ve kamu borç stoku yönetiminde pozitif yönlü hareketler yaşanmasının önünü açar.

Unutulmaması gereken faize ödenen her bir kuruşun yatırımlardaki milyonlarca lira azalmaya neden olabilecek bir etki yaratmasıdır.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

2009 I.Çeyrek...

Literatürde çeyrek bazda iki dönem art arda küçülme ekonomide yaşanmakta olan Resesyon” ‘un tanımı olarak geçmektedir.


Türkiye İstatistik Kurumu’nun kendi görüşüm oldukça geç olarak açıkladığı 2009 yılı 1.çeyrek büyüme rakamlarına göre Türkiye Ekonomisi yeni yılın ilk 3 ayında önceki yılın aynı dönemine göre -13.8% küçülerek tarihi bir daralma yaşadı.Amerika Birleşik Devletleri’nde milli gelir hesaplamaları bir önceki çeyrek ekonomik verileri ile karşılaştırma yapılarak incelenirken Avrupa ve Türkiye de bir önceki yıl baz alınarak bu hesaplama yapılır.Her iki yöntem ile de inceleme yapılmak istendiği takdirde:


Türkiye Ekonomisi 2008 yılının son çeyreğinden 2009 yılının ilk çeyreği sonuna kadar geçen zaman dilimi içerisinde -7.6% büyüklüğünde bir küçülme gösterdi.Yine Türkiye Ekonomisi 2008 yılının ilk çeyreğine göre yapılan inceleme sonucunda ise yılın ilk 3 ayında -13.8% büyüklüğünde bir küçülme göstererek en son 1945 yılında yaşanan II.Dünya Savaşı’ndan bu yana ki en büyük daralmasını yaşadı ve teknik olarak Resesyon’a giren ülke ekonomileri arasındaki yerini almış oldu.Her iki inceleme yolundan da gidilerek elde edilen sonuçlar ışığında somut bir gerçeklik önümüze çıkmakta.O da,krizin asıl çıkış yeri olarak gösterilen ABD Ekonomisi ve onun türev araçlarını kullanan Avrupa Birliği Ülkeleri’nden çok daha kötü bir ekonomik başarı göstermiş olduğumuz gerçeği.

ABD Ekonomisi bu yılın ilk üç ayında -2.5% dolayında bir küçülme ve 9.4% seviyesinde bir işsizlik oranı yaşadı.Türkiye’nin ise işsizlik oranı aynı dönemde 15.8% seviyesi ile tarihi büyüklüklere ulaşmış durumda.Bir zamanlar Türkiye ile aynı gelişmekte olan ülkeler sepetinde değerlendirilen Brezilya Ekonomisi ise çeyrek bazda -1.8% küçülme ve 8.9% işsizlik oranı ile sıralamadaki yerini almakta.Ekonomik krizden en ağır ikinci darbeyi yemiş ülke olarak değerlendirilen İngiltere Ekonomisi -4.1% küçülme ve 7.2% olan işsizlik rakamları ile henüz hiçbir finansal sektör kurumunun batmamış olduğu ülkemizden çok daha iyi başarı göstermiş gibi görünüyor.Elbette ekonomimizin bu denli kötü bir performans göstermesinin nedenlerinin en başında ihracata dayalı bir sanayi ekonomisi olma özlemimizin yanında,ithalatımızın dışarıya yapacağımız ihracata dayalı olarak büyümesi,tarım ekonomisi olma vasfımızdan vazgeçme isteğimiz,önce Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Krizi,daha sonra Yerel Seçimler ile ilgilenmekten ekonomiye gereken önemi gösterememiş olmamız gibi birçok nedeni sıralamamız herhalde yanlış olmaz.

TÜİK tarafından açıklanan büyüme(!) verisinin ayrıntılarına gelecek olursak;

Mevsimsellikten arındırılmış rakamlara bakıldığında çeyrek bazda 2008’in ikinci çeyreğinde başlayan düşüş tam gaz devam etmekte.Türkiye Ekonomisi’nin büyüklüğü TL bazda 945 Milyar TL olurken,kişi başına milli gelir 13.218 TL olarak hesaplandı.Ticaret kaleminde yaşanan keskin düşüş yapılan açıklamada ilk göze batan veriler arasında hemen yerini alıyor.Birinci çeyrek daralmasına ticaret kaleminin katkısı %3.2 olurken,ikinci en büyük daralma gösteren kalem ise %1.1 negatif katkı ile büyümeye İnşaat sektörü konumunda.Ticaret kaleminin yıllık bazda düşüşü %23 olurken,inşaat sektörünün daralması yıllık bazda %15.8 değeri ile görülmekte.Sanayi verileri incelendiğinde ise 2008 son çeyreğinde %9.6 daralan sektör yılın ilk çeyreğinde de %17.6 daralarak ekonomik büyümeye %4.8 negatif katkı yapmış durumda.Sabit fiyatlar yöntemi ile hesaplanan büyüme yönteminde şaşkınlıkla karşılanmayan tek ekonomik veri ise Mali Kuruluşlar’ın ilk çeyrekte %10.8 büyüme göstermiş olması.

Üretim tarafında ise tarım sektörü,%3 küçülürken birinci çeyrek daralmasına katkısı sınırlı düzeyde oldu.



IMF Anlaşmasının henüz imzanlanmamış olmasına dayanarak kamu Harcamaları’ndaki artış ilk çeyrekte de sürerek %5.7 olarak büyüme pozitif yönlü katkı sağlamış gibi gözüküyor.

14 Mayıs 2009 Perşembe

IMF Geciktikçe


Küresel Ekonomik Krizin geçtiğimiz yılın Eylül ayından itibaren etkisini sert bir biçimde dünya ekonomileri üzerinde göstermeye başlaması ile Mayıs ayında süresi dolan IMF Antlaşması yeniden gündeme gelmişti.İlk zamanlarda hükümetin antlaşmanın imzalanmasından çok da yana bir tutum izlememesi nedeni ile İMKB diğer ülke borsalarının gördüğü satışlardan çok daha fazla bir satış baskısı ile karşı karşıya kalmış ve özellikle yabancı yatırımcıların aklında bazı soru işaretleri oluşmaya başlamıştı.Ayrıca içeriden gelen makro ekonomik verilerin 2009 yılında ülke dışından gelecek olan sıcak para miktarında azalış olacağını da göstermesi ile tüm bu nedenleri de göz önüne alarak yapılan değerlendirmeler sonucunda antlaşma imzalanmasının zaruri olduğu düşünülerek IMF ile bazı görüşmelere başlandığı duyurulmuştu.

Yapılan karşılıklı görüş alışverişleri nihayetinde kamuoyuna ilk olarak kısa bir süreliğine görüşmelere ara verildiği duyurulmuş,daha sonrasında ise verilen bu aranın düşünüldüğünden daha uzun olduğu ortaya çıkmıştı.İç siyaset açısından çok büyük bir önem taşıyan Mart ayı Yerel Seçimleri’nin atlatılmasının ardından IMF ile beklenen antlaşmanın imzalanacağı düşüncesi yatırımcılarda bahar havası estirmeye başlamış ve İMKB karşılaştırmaya tutulduğu gelişen ülke borsaları içerisinde kendisinden beklenenin oldukça üzerinde bir performans sergileyerek öncelikle 30bin puan sınırını aşmış,daha sonrasında ise 33bin seviyelerine doğru bir yükseliş trendi içerisine girmişti.

Bugünse gelinen noktada neredeyse Mayıs ayının ortalarındayız ve hali hazırda IMF Antlaşması imzalanmış değil.1.80TL seviyelerine doğru atak yapan Dolar kurunun seçimlerin ardından antlaşmanın imzalanacağı beklentisi ile 1.53TL seviyelerine kadar yaptığı geri çekilme de göze alınarak gelebilecek bir IMF haberinin iç piyasaya ne kadar pozitif etkileri olacağı göz ardı edilemez.
Elbette Dolar kurunda yaşanan aşağı yönlü hareketin sebepleri arasında özellikle G-20 Toplantısı ardında Amerikan Borsaları’ndan başlayan risk alma iştahında ki artışın gelişen ülke borsalarını da arkasına alarak katlanarak artması,beklenen bankacılık stres testi sonuçlarının beklentilerden kötü gelmemesi ve de krizde dip görüldü mü sorusunun yavaş yavaş yanıt bulmaya başlaması gibi nedenler unutulmamalı.

Kabul etmek gerekir ki Hükümet IMF antlaşmasında beklentileri yönetme konusunda epey bir çaba harcadı.Ne zaman piyasalar sıkışsa dolapta bekleyen antlaşma haberini ısıtarak tekrardan masaya koydu ve beklentilerin satın alınmasını sağladı.Ancak bu noktadan itibaren piyasalar bu yön içerisinde bir tavrı olumlu karşılamayabilir.Şahsi görüşüm imzalanacak olan bir IMF Antlaşması’nın 2009 yılından daha çok 2010 ve sonrası için faydalı olacağı yönünde.Ayrıca,sonbahardan itibaren görülmesi muhtemel bir toparlanma hareketinde bono ve tahvillerden çıkacak olan paranın ekonomisi güvenilir limanlara doğru yelken açacağı da unutulmamalı.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Nerede Kalmıştık???

Uzun zaman oldu siz dostlarla görüşlerimi paylaşmayalı,bir şeyler yazıp karalamayalı…Kimseler sanmasın bu süre zarfı içerisinde ekonomiden,Bernanke’den,ECB’den uzakta bir yaşam sürdüğümü.
Zaten istesem de bu durum şu an için zor bir ihtimal.Ne ekonomi beni bırakır,ne de ben ekonomiyi…Neyse gelelim biz asıl konumuza!

Oldukça sancılı,bitmek bilmeyen bir sonbahar ve kış geçirdi bu yıl dünyamız.Dünya lokomotifi ülke ekonomilerinin tarihi rakamlara şahit olduğu işsizlik,kapasite kullanımı,sanayi üretim verileri gibi bir dizi ekonomik gösterge ardı sıra gelerek görmekte olduğumuz kabusu daha da korkulur hale getirdi.Adeta kilitlenen para ve sermaye piyasaları,uçsuz bucaksız yükselen libor faizleri ve hiçbir bankanın bir diğerine güven beslemediği bankalararası piyasa fotoğrafının ardından 2009 yılı panikle karşılanan ve krizde en kötünün geride bırakıldığı umudu ile karşımıza çıktı.

Aslında 2009 yılı ilk çeyrek rakamları hali hazırda dünya ülkelerinin yaşamış oldukları türbülansın devam etmekte olduğunu bizlere çok net gösterir durumda.Ancak özellikle Nisan ayından itibaren yansımakta olan veriler ülke ekonomilerinin yavaşlamaya devam ettiğini fakat bu yavaşlamanın eskiye göre bir toparlanma süreci içerisine girmekte olduğunu bizlere göstermekte.Bu da herkesin aklında olan “en kötü geride kaldı mı?” sorusunu bir bakıma cevaplamakta.Şahsi görüşüm 2008 Kış’ında alınan ekonomik tedbirlerin ve uçsuz bucaksız bir şekilde indirilen Merkez Bankaları faizlerinin etkilerini 2009 ilk çeyreğinden itibaren göstermeye başlayacağı,bir yerde dibin görüldüğü yönünde.Ama sakın ola bu sözlerim bir bahar havasının gelmekte olduğu veya ekonomilerin akşamdan sabaha düzelme süreci içerisinde olduğu yönünde düşünülmemeli.

Krizin asıl çıkış noktası olan Amerika Konut Piyasası’nda rakamlar hala daha kötü gelmekte.Gelen veriler kötüye gidişin bir nebze soluk kestiğini ve yavaş yavaş sakinleşme sürecinin başlamakta olduğunu bizlere gösteriyor.Zaten çıkış öncelikle konut piyasası rakamları ile gün yüzüne çıkacak ve bunu da artış trendi içerisine girecek olan enflasyon verileri takip edecek.Tüm bu olaylar ise henüz 2010 yılından önce gerçekleşecek gibi gözükmüyor.FED ve Amerikan Hazinesi’nin sorunlu varlıkların alımına yönelik başlatmış oldukları girişim,bankaların belli koşullar altında stres testine tabi tutulmaları ve de bir nebze düzelme gösteren tüketici güveni ile Wall Street’te başlayan rüzgar diğer dünya borsalarını da arkasına alarak özellikle Mart ayının ikinci yarısından itibaren oldukça sert bir şekilde esmekte.Bu da üst seviyeye gelen risk iştihanı artırmakta,bunun sonucunda da uluslararası sermaye hareketliliği son iki aydır yeniden hız kazanmış durumda.Bu hareketliliğin içeriye yansıması ise bitmek bilmeyen IMF Antlaşması ile desteklenmekte bu da yatırımcıları bir beklenti havası içerisine sokmakta.

Stres testi sonuçlarının kamuoyuna sızan haberler doğrultusunda açıklanmış olması dışarıda meydana gelen hareketliliği beklentilerin gerçekleşmesi ile son buldurabilir.İçeride ise piyasada fiyatlanan rakamların altında imzalanan bir IMF Antlaşması veya piyasa beklentileri doğrultusunda gerçekleşen bir IMF Antlaşması beklentinin gerçekleşmesi ile borsayı yön bulması konusunda zor bir duruma düşürebilir.Dikkat edilmesi gereken husus,2009 yılının yatırımcılara kurda ve borsada yepyeni fırsatlar sunmaya devam edeceği.Kurda hareketlilik mutlaka sürmeye devam edecektir.Euro/Dolar ve Dolar/yen pariteleri ise dikkat edilmesi gereken diğer hususlar olarak not edilmeli

10 Şubat 2009 Salı

Kriz'den Ders ÇI-ka-ran-lar!!!

Amerika Birleşik Devletleri’nde 2000’li yılların başında patlak veren teknoloji balonunun ardından “umarım bu kez gereken ders çıkarılmıştır” nidaları ortalıkta gezinip durmaktaydı.

…Sene 2008 ve dünya 1929 ekonomik buhranından bu yana yaşadığı en büyük ekonomik ve finansal kriz ile baş etmeye çalışıyor.Kriz ile mücadelede geride 2 kocaman yıl bıraktık.Krize karşı sürdürülen mücadele sürecinde 2 rakamı çoğu kimse tarafından yeterince telaffuz edilmekten kaçınılsa da krizin kendini ilk olarak konut kredisi piyasalarında gösterdiği sene 2006 yılı idi.Elbette esas konu krizin kaç yıl önce başladığı değil.Biz gelelim kendi konumuza!

Sermayenin serbest bir şekilde dolaşımının dünya üzerinde artmasından sonra ki süreç de Hedge Fon adı verilen yatırım fonlarının ismi fazlaca duyulmaya başlandı.Kendisini ekonomi ile içli dışlı gören birçok kesimde dahil olmak üzere yaşamakta olduğumuz son global krizin çıkma sebepleri arasında yine bu yatırım fonları gösterildiler.Konut kredisi piyasasında patlak veren balonun şişirilmesinde bu yatırım fonlarının etkisi kuşkusuz tartışılmazdı.2007 yılının yaz aylarında yaşadığımız,Emtia piyasası ürünlerinin varlık değerlerinde yaşanan artışlarda da yine Hedge Fonları’n parmağı vardı.Lehman Brothers yatırım bankasının iflasına izin verilmesinin ardından gelişmekte olan ülke piyasalarından yaşanan para çıkışlarında yine ve yine Hedge Fonlar’a yatırım yapanların güvenli liman olarak krizin asıl çıkış yeri olan Amerika Birleşik Devletleri’ni güven liman olarak görmeleri ve paralarını devlet kağıtlarına yatırmak istemeleri yatmaktaydı…


Ve bana göre krizin tam olarak neresinde olduğumuzu bilemediğimiz şu günlerde insanı hayretler içersinde bırakan bir gelişmeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum.


Yıl 2009 ve krizi hala yaşamakta olan bir dünya mevcut.Geçenlerde okuduğum ve dikkatimi bir hayli çeken bir yazıdan kısaca bir özet:
“ABD`de ölüm tahvilleri kapış kapış ABD'de gerek bankalara olan mortgage kredisi borçları gerekse kredi kartlarında yaşadıkları ödeme sıkıntıları nedeniyle nakde sıkışan vatandaş kendine hızlı bir acil nakit kapısı açtı: Ölüm tahvilleri.
Hayat sigortası poliçelerini satarak hem prim ödemesinden kurtulan hem de toplu nakde ulaşan ABD'liler krizde büyük darbe alan hedge fonların da iştahını kabartmaya başladı. Bir kaç sene önce Avrupa'da çeşitli yatırımcılar tarafından dikkat çekmeye başlayan hayat sigortası poliçeleri bu kez ABD'li hedge fonlar için tam da kriz ortamında yeni bir gelir kapısı oldu. Hedge fonların da hayat sigortası ödemesi pazarına girmeye başladığını yazan Businessweek'e göre, bu sayede poliçenin asıl sahibi olan kişinin ne zaman öleceği üzerine adeta bahse giriliyor ve kısa yoldan nakite ulaşılıyor. Yani bir dönem paraya para demeyen ancak küresel krizin patlak vermesinin ardından elindeki karmaşık yatırım araçları yüzünden zarar eden hedge fonlar umutlarını yerin metrelerce altındaki ölülerin hayat sigortası poliçelerine bağlıyor.”

İşte yatırımcıların,dünya ekonomisinin ve paradan para kazanmayı bir şekilde akıllarına koyan insanların nereye doğru koştuğunun son resmi.Birçok ülkede on binlerce insanın işsiz kaldığı,dünya ülke ekonomilerinin peş peşe resesyona girdiği,uluslar arası para fonu IMF’nin elimizdeki rezervler yardım isteyen tüm ülkelere yetecek düzeyde değil diye açıklama yaptığı,milyarlarca dolar büyüklüğünde ki kurtarma paketlerinin hiçbir etkisini göstermediği bir ekonomik krizi yaşarken bir yerlerde hala daha yaşananlardan ders çıkarılmadığı,belki de çıkarılmak istenmediği gözlemlenmekte.Dünya dünya olalı ne bu derecede büyük bir kriz gördü,ne de bu kadar fütursuzca ne yaptığını bilmez yatırımcılar.Mesele yüzyılın krizini yaşamak veya onunla mücadele etmek değil.Bitmeyen hiçbir kriz yoktur.Dünya öyle ya da böyle bu krizi de aşacak,mutlaka yeniden düzlüğe çıkacaktır.Önemli olan kişilerin mentalitesinin değişmesi ve sırf birileri kazansın diye diğer birilerinin yok olacak derecede hayatlarının son bulmamasıdır.


Ve korkarım dünya böyle bir dünya oldukça böyle büyük krizleri yaşamaya mahkum kalmaya devam edecektir.

25 Ocak 2009 Pazar

Faiz'de Tam Sırası

Tüm dünya merkez bankaları adeta yarış içerisinde hangimiz daha önce faizleri sıfırlarız yarışına girmişken,uzaktan yavaş ve emin adımlarla sessizce yaklaşan
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da son para politikası kurulu toplantısında belki de son 5 yılın en doğru faiz kararını vererek bu furyaya katıldığının ilanını resmen yapmış oldu.

Para Politikası Kurulu 2009 yılının ilk toplantısında önümüzde ki dönem içerisinde özellikle iç tüketimde net bir azalış yaşanmasının beklendiğini,bunun da enflasyonda talep yönlü beklentilerin net bir şekilde aşağı çekilmesini desteklediğini ve elde ki tüm veriler ışığında 2009 yılı içerisinde yapacağı faiz indirimlerinin bir kısmını öne çektiğini belirterek gerek enflasyon gerekse de büyüme yönlü kaygıları da göz önünde bulundurarak gösterge faizi 200 baz puan indirdiğini bildirdi.Bu durumda bankanın piyasadan borçlanma faiz oranı %13.00 seviyesine,borç verme oranı ise %15.50 seviyesine çekilmiş oldu.

Şok faiz indirimi toplantı öncesinde yapılan tüm beklenti anketlerinden beklenmedik bir seviyede fazla olduğundan elbette ki ses getirdi.Özellikle döviz piyasalarının indirime vereceği tepki konusunda ortak kanı TL’nin içeride değer kaybetmesi yönünde.Gösterge bono faizinde ise daha önceden piyasa oyuncularının faiz indirimini beklentilere yansıtmış olmasından ötürü pek fazla bir hareket yaşanmayacağı bekleniyor.

Kişisel düşüncem Merkez Bankası’nın hem içeride hem de dışarıda hazır tüm şartlar uygunken elinden geldiğince faizleri indirmesidir.Çünkü,özellikle son 5 yıldır para politikası uygulamasında ki gidişat yüksek faiz-düşük kur ikilemesiydi.Bunun ihracat yapan firmalara getirdiği yük tartışılmazken,ithalatı artırıcı yönde yaptığı olumsuz etki hem dış ticaret açığını tarihi seviyelere getirdi hem de tüketim psikoloji olarak içeride ithal mala doğru bir yönelim oluşumunu destekledi.Hali hazırda tüm dünya da resesyon korkuları dolaşırken,ithalatçı konumunda olduğumuz emtia fiyatları da oldukça ucuz seviyelerdeyken elimizden geldiğince faiz indirimlerine devam edilmeli ve vatandaşın sırtındaki yük hafifletilmelidir.

Elbette merkez bu indirimleri yaparken uluslararası para fonu IMF’den gelmesi beklenen parayı da hesaba katarak hareket etmekte.IMF ile yapılması beklenen antlaşmanın gecikme süresi uzadıkça merkez bankası ya faiz indirimlerinin marjını düşük tutacaktır ya da bir süreliğine indirimlere ara verecektir.Şu an için 20-25 Milyar$ seviyelerinde bir rakamın piyasa tarafından fiyatlandığı aşikar.Bu durum şok faiz indirimlerine rağmen içeride dolar/tl kurunun ani yükseliş hareketlerin de bulunmasını durdurucu etki yapmakta.Mart ayında yapılacak olan yerel seçimlere kadar olası bir IMF antlaşmasının imzalanması ve lanse edilecek olan rakamın piyasa beklentisi yönünde olması halinde beklentim dolar/tl kurunun global konjoktürün de destek vermesi ile aşağı yönlü hareket yapması.Döviz de dikkat edilmesi gereken husus euro/dolar paritesinin global hareketinin gelişmekte olan ülke paralarına yönelik baskıyı artırması ve değer kayıplarını getirme ihtimalinin hala bulunması.