17 Kasım 2010 Çarşamba

FED'in Kelebek Etkisi

   Amerikan Merkez Bankası FED'in uzun zamandır beklenen açık piyasa işlemleri komitesi toplantısından geçtiğimiz hafta 600 milyar dolar tutarında tahvil alım programı paketinin çıkması ve uygulamaya konulacak işlemin haziran 2011 tarihine dek sürecek olması kararının etkileri piyasalarda kendisini hızlı bir şekilde gösterdi.

   Toplantı sonrası global piyasalarda ilk 1 saat içerisinde bir şaşkınlık yaşanması ilginçti.Yatırımcılar adeta ne yapacaklarını bilemediler.Amerikan borsaları aşağı yönlü orta derece satışlarla karşılaştıktan hemen sonra toparlandılar ve altın,petrol gibi emtialarda global trende paralel olarak tarihi zirvelerini zorlamaya başladılar.Derken,takip eden zaman içerisinde açıklanan tahvil alım programının 2. para basma operasyonu olması nedeniyle fed tarafından piyasaya sürülecek fazla paranın amerika içerisinde etkilerini göstermesinden daha çok gelişmekte olan ülkelerde para birimleri üzerinde baskı oluşturacağı gerçeği tartışılmaya başlandı.
Bu tartışmaya göre,ülke sınırları içerisine girecek fazladan her 1 $'ın yerel paralarda değerlenme sürecini başlatacağı,bunu takiben ithalat oranlarında artışların yaşanmasının olası dış ticaret açıklarını yaratma etkisi ve enflasyonu tetikleyebilme ihtimali piyasalarda yıl sonu öncesi huzursuzluk çıkması için fitili ateşlemiş oldu.

   Güney Kore'de toplanan G20 liderler zirvesinden somut ve net bir ortak tavrın çıkmaması,dünyanın lokomotifi Çin ekonomisinde enflasyon korkularının son gelen verilerle desteklenmesi ve Avrupa Birliği içerisinde Yunanistan belası tam çözülmeden İrlanda bankalarına yönelik gelen iflas edebilir söylentileri rüzgarı bir anda ters yöne çevirdi.16 Kasım 2010 tarihi itibariyle Çin Borsası'nın son 3 işlem gününün 2'sini düşüş ile geçirmesi,Euro/Dolar paritesinde 1.41 tarihi zirvesinin denenmesi ve Euro Bölgesi kaynaklı olumsuz haberler ile zirveden aşağı yönlü 1.38 desteğinin kırılması ile iki kez 1.35'lerin test edilmesi,Dow Jones ve SP500 gibi gösterge endekslerin son 3 ayın en düşük seviyelerinden kapanışlar yapması durumun ciddiyetini açıklamaya yeterli.AB Maliye Bakanları toplantısından İrlanda meselesine dönük somut bir açıklamanın gelmemesi dahilinde paritede 1.32 seviyesininde aşağı doğru geçilerek 1.30 ların test edilme ihtimalini yüksek görmekteyim.Çin tarafında enflasyon korkusu nedeniyle faiz artırımı yönünde karar alınmasının etkisi,yatırımcılar tarafında global büyümenin frenleneceği ve emtia tüketiminin azalacağı şeklinde algılanıyor.Nitekim petrol kontratlarında 88 $'ın denenmesinden sonra %7'lik bir düşüş ile Ocak 2011 vadeli kontrat hali hazırda 82 $ seviyesinden geçmekte.

   Dışarıda tüm bunlar olurken TCMB Para Politikası Kurulu son toplantısında tarihi kararlar almaya devam etti.Fed tarafından global likiditenin dolar basılarak artırılması kararına yönelik sıcak paranın ülkeye girme hususundan rahatsız duyulduğu resmi olarak ifade edildi.Politika faizinde değişikliğe gidilmezken teknik faiz ayarlamasına gidildi ve gecelik bankaların merkez'e getirip yatırdıkları paraya verilen faizde 400 baz puan indirim yapıldı.Bunun açıklaması,eldeki fazla likiditenin merkez'in kasasına girmesi yerine bankalar arasında el değiştirmesi ve bu sayede bankaların birbirlerinden borçlanmasının sağlanmasıdır.Ülke içerisine giren sıcak paraya doğrudan bir etkisi olmamasına rağmen mutlaka göz dağı verilmesi yönünden önemli bir karardır.Merkez'e gelmek yerine para yön değiştirerek bono ve tahvillere girebilir.Mevduatlarda vadelerin uzamasının altına birkez daha ısrarla çizen PPK,TL munzam karşılık oranlarında da artırım yaparak kriz öncesi seviyeye gelmiş oldu.

   Değinmeden geçmek istemediğim son husus ise İstanbul'un Finans Merkezi olarak inşa edilmeye çalışıldığı bir süreçte,para piyasalarının bayram tatili nedeniyle 9 gün kapalı tutulması mevzusu.Dünya üzerinde en fazla 1-2 gün borsalar kapalı kalırken,içeride bu kadar uzun süre dışarısı ile irtibatın koparılması yabancı paranın ülke içerisine girmekte tereddüt etmesi için önemli bir neden.Likit olmayan bir piyasa asla tercih sebebi olmaz,olması da beklenmemeli.En azından vadeli işlemlerin elektronik platform üzerinden yapılabilmesi bile kafidir.Şayet yeterli teknolojik alt yapı yoksa acilen kurulmalı ve devreye sokulmalıdır.Yabancı yatırımcıya gelmeleri için tek sebep olarak hiçbir Türk bankasının son krizde iflas riski ile karşılaşmamış olması bir yerden sonra yeterli gelmeyecektir.Pazartesi piyasaların açılışı ile 5 günlük işlemlerin tek bir günde yapılıp,fiyatlanacağı unutulmamalıdır!

2 Kasım 2010 Salı

FED'i beklerken...

  
   Piyasada pozisyonu olsun,olmasın yaklaşık 1 aydır herkes nefeslerini tutmuş Amerikan Merkez Bankası FED'in tahvil alımı konusunda yapacağı açıklamayı bekliyor.Üzerine bir de İngiltere ve Japonya Merkez Bankalarınında FED tarafında pozisyon tutarak ortak hareket etme ihtimalide düşünülürse,olayın önemini açıklamaya gerek yok.

    Merkez bankaları piyasa oyuncularını yönlendirme,beklentileri yönetme misyonuna sahiptirler.Bu sayede geleceğe yönelik risk yönetilebilir bir seviyeye daha rahat indirgenmiş olur.Ancak,geçtiğimiz hafta FED bunun bir adım önünde hareket ederek amerikan bankalarına açıkça ne kadarlık bir tahvil alımı yapsam şeklinde bir soru yöneltti.Yapılan anket belki şeffaflık açısından saygı duyulası fakat piyasaya iplerin kaptırılması anlamında içler acısı.Dünyanın yönlendirmesine ihtiyaç duyduğu bir merkez bankası şahsi kanaatim bu kadar şeffaf olmamalıydı.

    Fed 6-7 Kasım para politikası toplantılarında şayet piyasanın beklentisi doğrultusunda karar alırsa bu piyasadan 500 milyar dolar ve üzeri tutarında tahvili satın alacağı anlamına gelmekte.Atılacak bu yönlü bir hareket sonucu doların zayıflama süreci devam eder ve hem eur/usd paritesinde hemde gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde değer kazanımları şüphesiz bir hal alır.Fed'in enflasyon ayağında hiçbir korku taşımaması hatta deflasyondan çekinmesi,para basmada elinin rahat olmasını sağlıyor.Daha önceki para basma operasyonlarında ortaya çıkan acı gerçek,basılan her 1 dolar'ın sadece 15 cent'inin gitmesi gereken kredi kanalına gittiğini,geri kalan 85 cent'in ise gelişmekte olan ülkelere yatırım fonları vasıtasıyla giriş yaptığı.Burası gerçekten önemli.Çünkü,bu vasıtayla içeride dolar kalmıyor ve enflasyon korkusu yaşatmıyor.

    İçerisinden geçtiğimiz zamanın sahte renklerden oluştuğunu anlamamız için gelişen ülkelere akan fazla paranın ülke yönetimlerini kandırmaması gerekir.İçeriye giren paralara uzun vadeli güvenerek gereğinden fazla borçlanma yapılması son derece yanlış olur ve sonuçları vahim gerçekleşmelere gebedir.

   Son birkaç gündür ABD ekonomisinin Ekim ayına yönelik gelen verilerine bakarak FED'in karar alması durumunda tahvil alım programı piyasanın beklentisi doğrultusunda gerçekleşmez ve borsalara kısa süreli düzeltmeler gelebilir.Dolar tersi yönde hareket ederek yükseliş gösterir ve yıl sonu öncesinde sert hareketlere şahit olabiliriz.

    Kasım ayı FED toplantısı,sonrasında çok sular kaldırabilir.Çünkü banka içerisinde ayrık görüşler olduğunu hepimiz biliyoruz.Bugüne kadar yapılan tüm niceliksel gevşemelerin,halkın tasarruflarını artırması ve bankaların kredi kanallarını hala dar tutmalarından ötürü etkisinin beklenenden az olması,atılacak yeni adımların ölü doğabilme ihtimalini göz önünde tutmamızı mecbur kılıyor.

    Son olarak,FED'in her parasal genişlemesinin gelişen ülke merkez bankaları için mecburen parasal sıkılaştırmaları beraberinde getirmesi son derece normal karşılanmalı!

6 Ekim 2010 Çarşamba

MB,Rezerv,İhracat...

   Hükümetin içerisinden Merkez Bankası para politikasına yönelik gelen eleştirilere nihayetinde Başbakan'da katıldı ve Merkez'in yabancı para rezervlerinin dolar bazında en az 100 milyar$ olması gerektiği açıklamasını yaptı.Doğrudur,ekonomik krizlere karşı sağlam bir altyapı hazırlamak amacıyla dolar rezervleri artırılmalıdır.100 milyar$ rakamı,Türkiye ekonomisinin büyüklüğüne göre yeterlidir.Daha önceleri blog sayfam üzerinden bende rakam telafuz ederek bu hususa değinmeye çalışmıştım.Ancak,etik olarak bağımsız para politikasının uygulandığı bir ülkede hükümetinin başının direktif verir bir şekilde bu konuyu hatırlatması ne kadar doğrudur?

   100 milyar$ rakamı üzerindeki bir diğer önemli konu ise,rezervin artmasını isteyenlerin aynı zamanda ihracatçıların mağdur olduklarını dile getirmelerinin ardından $/TL kurunun yukarı çekilmesi isteğidir.Yani,piyasaya müdahale isteğidir.Tecrübelerim,dolar piyasasına yapılan müdahalelerin günü kurtarıcı etkiler yarattığıdır.Hiçbir zaman uzun soluklu etkiler bırakamamıştır.Buradaki en büyük sebep ise,piyasanın kendi içerisinde dinamiğini sağlaması ve Euro/Dolar paritesininde ülke içerisinde etkili olmasıdır.Çünkü,Türkiye dışa açık ve entegrasyon sürecini hızla devam ettiren bir ülke konumundadır.

   Türkiye'de para politikalarının uygulanmasından tek yetkili olarak Merkez sorumlu olduğundan herkes MB üzerine gitmekte.Mesela ihracatçılar...Kurun istenilen düzeyde olmamasından dolayı zarar ettiklerini her fırsatta beyan etmekteler.Peki ne yapmalı,neler yapılmalı?Tıpkı 1990'li yıllarda olduğu gibi kuru yükseltmeye çalışıp faizi mi serbest bırakmalı?Etkili para politikasından vaz mı geçmeli?Fed,Boj,Ecb tüm bu akıllara zarar yöntemleri uygulamayı bilmiyor mu?ABD Hazine Bakanı Geithner neden hala ısrarla $/Yen pasitesinden dert yanıp kuru sabitlemiyor?Dalgalı kur,Türkiye'nin stabilizasyon sürecinde en doğru atılan adımlardan birisidir.Merkez asla para politikasını yürütmekten vazgeçmemelidir.Bu sayede hazine üzerindeki aşırı borçlanma yükünü hafifletmekte,borçlanma maliyetini aşağı çekmektedir.

   İhracat yapan şirketler Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası'nda işlem yaparak kendilerini "Hedge" etmektense Merkez'e savaş açma yolunu tercih ediyorlar.VOB'da işlem yapmak her gelişmiş ülke ekonomisinde yararlıdır.Yararlarından faydalanmak varken neden uzaktan bakmayı tercih ediyoruz,anlamak zor!

   100 milyar$ rakamı piyasadan tamamlanırken (rezerv olarak) piyasaya verilen TL'nin aşırı likidite yaratma olasılığı üzerinde kafa yorulması gereken diğer önemli bir başlık.Piyasaya verilecek olan likiditenin enflasyon yaratma riski,2010 2.çeyreğinde iç taleple büyüme gerçekleştiren ekonomiz için bir diğer risk unsuru.Piyasadan likiditenin çekilmesi için politika faizlerinde artırıma mı gidilmeli?Artırım yapılması krizden çıkış sürecinde dış faktörleri beklemeden biraz zor gibi!

   Türkiye gibi gelişme gösteren ekonomilerde portföy ve yatırım amacıyla ülke içerisine sürekli olarak yabancı para girişi olması,ülke parasının değerlenmesi sürecini devam ettirmektedir.2009 yılının 3.çeyreğinden bu yana bütçe disiplininin sağlanmış olması uzun vadeli istikrar yönetiminin en son yapılan "anayasa referandumu" ile yeniden güvenoyu almış olması ve her yıl yaz aylarında turizm gelirleri açısından ülkemize sermaye girmesi her daim TL'nin değerlenme sürecinin devamını sağlamaya yeterlidir.Bir ülkenin yerel parasının değer kaybetmesi demek,ülke içerisinde bazı şeylerin yanlış gitmekte olduğu anlamına gelmektedir.Geçtiğimiz haftalarda Japonya Merkez Bankası piyasaya 1$=83 Yen seviyesinden müdahale ederek Japon İhracatçı'lardan gelen tepkilere daha fazla sessiz kalamadı.Şu anda 1$=85 Yen seviyesinde ve operasyon üzerinden 2 hafta geçmiş durumda.Yani,operasyon Merkez Bankası'na yük olmaktan başka hiçbir getiri sağlamadı.

   Kısaca Yunan ekonomisine de değinirsek,ülkede korkulan oldu ve dolarizasyon süreci yavaş yavaş kendisini göstermeye başladı.Euro bölgesinde olması sebebiyle Euro'yu kullanması Yunanistan'a krizden çıkış sürecinde işkence olmaya devam ediyor.Euro'yu kullanmasa,kendi parasını davalüe ederek değer kaybı yaşatabilirdi.Ancak,bu mümkün olmadığından ülkede Euro'ya güven giderek azalıyor.En son gelen haberler ev kiralarında yeniden Dolar'ın kullanılmaya başlandığı.Bu haber son derece ürkütücü bir senaryonun giriş kısmı gibi.Yunanistan Türkiye'nin 2001 yılında yaşadığı krizden çok daha ağırını geçirmekte.Toparlanması çok uzun zaman alacak.

9 Eylül 2010 Perşembe

Mali Kural Nerede?

   Türk ekonomisinde birkez daha bir seçim sürecine daha herhangi bir disipline bağlı kalınmadan girilmekte.Ortada hükümeti mali disipline bağlayacak ne bir IMF anlaşması var ne de bağlayıcı bir Mali Kural!

   Mali kuralın ilk açıklandığı tarihleri hatırlıyorum.Kendimde büyük bir heyecan yaratmıştı.Hele ki peşpeşe iki sandık sürecinin yaşanacağı böyle bir zamanda.Önce referandum,sonra 2011 genel seçimleri...Dünya ekonomisi tarihi günler yaşamakta.Geleceğin ekonomi kitaplarının sayfa sayfa başlıkları gün be gün yazılmakta.Türkiye'de iflas etmiş tek bir mali kurum (banka) yok.Yönetilemez hale gelmiş bir hazine politikası yok.Ülkenin yerel parası hala dış paralara karşı güçlü duruşunu korumakta.Oluşan kayıp ise euro/dolar paritesinin içeriye yansımasından meydana gelmiş.Derken hükümet mali kuralı gündeme getiriyor.Ama ne olduysa önce Ekim ayına erteleniyor.Daha sonrada peşpeşe gelen açıklamalarla 2010 yılında yasalaşması zor gibi görünüyor.Yani birkez daha Türkiye kendi kendini disiplin etmekten aciz bir görüntü çiziyor.Hemde bu tutumunu ısrarla sergilemeye devam ediyor.Oysaki ne gerek var bu gibi davranışlar içerisine girmeye?İlla ki dışarıdan birileri gelip bizlere nasihat mı etmeli,karşılığında yasalar çıkarmamızı mı beklemeli?Elimiz kolumuz bağlı mı kalmalı?İstenilen,özlenilen tablo bu mudur?Türkiye gereken kudreti gösterecek güçtedir.Ama ne oluyorsa bir yerlerde birşeyler yarım kalıyor.Tam da bu noktada insanın aklına ister istemez acaba "seçim ekonomisi" mi uygulanmaya çalışılıyor sorusu geliyor.Düşünmek istemiyorum!Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları 2010 yılında Türk ekonomisini Avrupa kıtasında en hızlı büyüyecek ülke olmasından dolayı dikkatle izliyorlar.Not artışları,görünüm düzeltmeleri gündeme geliyor...Elimizin tersiyle itip,eski usul devam etmeye çalışıyoruz.

   Kriz sürecinde izlenmesi elzem bir politika olmasından ötürü Maliye genişlemeci bir tavır takındı.Akabinde Merkez Bankası para politikası tarafında faizlerde aşağı yönlü bir siyaset izledi.2010 yılında ülkenin ekonomik görünümünde toparlanmamanın olması sebebiylede önce halktan toplanan vergiler tarafında artış gözlendi.Bütçe toparlanmasında hızlı bir döneme girildi.Tüm bu yaşanan gelişmelerin Mali Kural ile desteklenmesi not artışı hususunda elimizi güçlü kılabilirdi.Hem içeride hem dışarıda ülkeye yatırım için bekleyen kesimlerin sisteme girişlerini hızlandırabilirdi.Ama yapamadık!

   Son olarak referandum öncesi ve sonrasında bütçe gerçekleşmelerinin dikkatle takip edilmesinin altını çizmek isterim.Dünyada 2.dip olasılıklarının tartışmalarının tam da ortasında vakit kaybına tahammülümüz olduğu düşüncesinden uzakta,yaşanacak gelişmeleri merakla bekliyorum.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

2010,Faiz,Dış Alem,Enflasyon Raporu...

   Merkez Bankası yılın 3.enflasyon raporunu açıklayarak 2010 yılı sonu tahminlerini enflasyın konusunda %0.9 puan düşürerek %7.5 seviyesine çektiğini medya ile paylaştı.Aynı toplantıda Başkan Yılmaz,krizden çıkış stratejisi kapsamında alınan önlemlerden küresel ekonomideki toparlanmanın ışığında vaçgeceklerini birkez daha yüksek sesle duyurmuş oldu.

   Yılın 3.enflasyon raporunun açıklandığı bu toplantı birçok faktör açısından önem taşıyor.Dışarısı toparlanmadan faizlerde artırım olmayacağı söylemi özellikle borsa ve faiz üzerinde etkisini hızlı bir şekilde gösterdi.Faizlerde 2010 yılında artırım olmayacağı,aksine indirim beklentilerinin yaratılması gösterge faizde %8 seviyesinin altının test edilme ihtimalini yıl içerisinde artırdı.Bu demeç 2010 yılında olağanüstü bir durum yaşanmadığı sürece faizlerde çift haneli seviyelerin denenmesi ihtimalini düşürdü.En son yazımda Merkez Bankası tarafından 2010 yılında herhangi bir faiz artırımına gidilme ihtimalini düşük bulduğumu,2011 yılını beklediğimi paylaşmıştım.Açıklanan rapor görüşlerimi birkez daha destekler nitelikte!
Yapılan açıklamalar borçlanma maliyetlerindeki düşüşün bu yıl içerisinde de devam edeceğini bizlere gösteriyor.Bunun bankacılık kesimine yansıması ise ellerinde bulundurdukları bono/tahvil portföylerinden bilançolarında kar yazmalarıdır.Bu düşüncemi destekler nitelikte ilk hareket borsada mali sektör kağıtlarında yaşandı.Açıklamayı takip eden ilk 1-2 saat içerisinde banka kağıtlarındaki primler dikkat çekti.

   Başkan Yılmaz ve ekibinibu yönde açıklamalar yapmaya iten koşulların başında kuşkusuz gıda ve enerji fiyatlarında aşağı yönlü revizyonlar yapmaları etkili oldu.Enflasyon tarafında herhangi bir baskı unsuru olmaması Merkez Bankası'nı faiz konusunda elini rahatlatan bir konuma taşıdı.2011 yılından önce faiz artırımı düşüncesinin olmadığının beyanı ve artırım sürecinde küresel toparlanmanın bekleneceğinin açıklaması Türkiye'nin ekonomik kararları almanın eşiğinde FED,ECB,BOJ gibi dünyanın en büyük merkez bankalarını beklemesi bir yerde gurur verici bir durum.Türkiye kabuğunu kırmaya başlamıştır.Türkiye 2001'in Türkiye'si değildir.Bu gurur yaşanasıdır!Kısacası,bu ülkede her zaman kötü şeyler olmamaktadır.

   Toplantı sırasında kur politikalarına yönelik gerek hükümet içerisinden gerek medya ve iş dünyasından gelen eleştirilere ise Merkez Bankası başkanı her zamanki sükunetini koruyarak,soğuk kanlı yanıtlar verdi ve piyasadaki dolar fonlaması sonucu oluşan aşırı likiditeyi çekecekleri mesajını verdi.Takip eden süreçte hemen ertesi gün döviz bazında karşılık oranları %9.5'ten %10.00 seviyesine çekilerek %0.5 puanlık artırıma gidildi.Yapılan artırım kararının hem döviz rezervini sağlamlaştırma konusunda,hem de piyasadan fazla doların çekilerek kurda değerlenmeyi önleme açısından önemi büyük.Ancak şu aşamada tek başına yeterli olacağı kanısında maalesefki değilim.Depo ihaleleri yolu ile yapılan günlük alım ihalelerinde alım miktarının artırılması biraz daha yardımcı olabilir.

   Kim ne derse desin Durmuş Yılmaz ve ekibini son 1.5 yıldır yaptıkları icraatlar konusunda tebrik ediyorumm.Eleştiri noktasında ise,Merkez Bankası'nın bir ekip tarafından yönetildiğini,kişileri baz alarak eleştiri yapmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

20 Temmuz 2010 Salı

Avrupa'nın "Stres"i

   Stres her zaman bünyeye zararlı değildir.Tıpkı AB'ne üye ülkelerden 91 bankaya uygulanan stres testinin sonuçlarının beklendiği son 1 hafta içerisinde eur/usd paritesindeki toparlanma gibi.Toparlanma diyorum,çünkü paritede göz ardı edilemeyecek ölçüde.1.20 seviyelerinden kırılma noktası olan 1.30'lara doğru bir yükseliş yaşanmakta.Yükselişin açıklanabilir tek nedeni ise şu an için stres testi sonuçlarının sanılanın aksine çok olumsuz olmayacağı beklentisi.

   Piyasalarda fiyatlanmakta olan beklentinin gerçekleşmesi durumunda parite uluslararası para piyasalarında 1.35 seviyelerine doğru atak yapabilir.Paritenin yukarı doüru toparlanma senaryosu içeride mutlaka 1.50 seviyelerine kadar $/TL'de fiyatlama gözlemletecektir.İhracat yapan Türk firmalarının uzunca bir zamandır ucuzlayan Euro'dan yakınmalarınıda düşündüğümüzde Türkiye'nin ithalat/ihracat rakamlarına da etkisi kuşkusuz pozitif yönlü izlenecektir.

   Yukarıda anlatmaya çalıştığım veriler kısa vadeli takip edilmesini beklediğim gelişmeler olarak öne çıkmakta.2010 yılı perspektifinde bakarsak şayet,Euro'da değer kaybının sürmesini beklemek şaşırtıcı olmaz.Alınan bütçe kısma önlemleri,birliğe üye ülkelerde büyüme rakamlarını mutlaka olumsuz etkileyecektir.

   Makro anlamda Avrupa'da hızlı bir toparlanma gerçekleşmesi ihtimal dışı.Macaristan'dan gelen IMF ,le anlaşmada sorun yaşandığı haberi beklentiler güçlendirmekte.Uluslararası Para Fonu ile anlaşmak,aynı masaya oturmak,para hattının açılmasını sağlamak vatandaşların düşündüğü kadar kolay değildir.Her önüne gelen acı reçeteye evet demek,yaşanacaklara duyarsız kalmak her baba yiğidin ahrcı değildir.Türkiye 2001 yılında içine düştüğü zor durumdan,önüne konulan acı reçeteye sonuna kadar sadık kalarak çıkmayı başardı ve bugün Avrupa'da en yüksek büyüme rakamını göstermesi beklenen,kamu borcu Mastrich kriterlerinin de altında olan,yüz yılın krizi denilen Subprime Mortgage krizinde tek bir bankası iflas etmeyen,aksine Avrupa'lı meslektaşlarını fonlar durumda olan bir ülke konumuna geldi.Uzun ve zorlu bir süreç oldu belki ama meyvelerinin toplanması katlanılan acılara kıyasla çok hoş bir resim ortaya çıkardı.Peki Macaristan ne yaptı?Bütçe kısma önlemleri konusunda IMF ile anlaşamadı.IMF masadan kalktı ve şu anda belirsizlik ortamı ülkenin yanı başında ellerini avuşturarak beklemekte.IMF anlaşması imzalamak sadece milyarlarca dolar parayı ertesi sabah ülkenin merkez bankası hesaplarında görmek değildir.

   2010 yılında gelinen ekonomik görünüm noktasında 2001 ve sonrasında tüm mali oyunculara,siyasi otoritelere teşekkür etmek,bir yerde vatandaşlık görevidir.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

İlk Yarı Değerlendirme Notları...

   Son 1 aydır mali piyasalarda yaşanan türbülansın ardından yapılan yorumlarda en göze çarpan nokta ikinci dip olasılığının yanı başımızda bizi bekliyor olduğuydu.Ülke hazinelerinin genişlemeci maliye politikalarının,merkez bankalarının para politikaları yoluyla desteklenmesi piyasalara gereğinden fazla likidite pompalanmasına neden olmuştu.Geçtiğimiz yıla ait baz etkisi;büyüme rakamlarında,sanayi üretim verilerinde ve ithalat-ihracat rakamlarında başını Türkiye'nin çektiği birkaç ülke ekonomisinde kendini gösterdi.G-20 ülkeleri arasında Çin'den sonraki en büyük büyüme oranını gösteren Türkiye 2010 yılına ait pozitif sinyaller verdi,umutların yeniden yeşermesine neden oldu.İkinci dip tartışmalarına gelecek olursak,kendi düşüncem atlatmaya çalıştığımız krizin şiddetinde bir ekonomik durgunluk yaşanma ihtimalinin olmadığı.Ancak,mutlaka 2009 baz etkisinden ötürü yüksek gelen 1. ve 2. çeyrek rakamlarının yılın geri kalan kısmında sürdürülebilirliğinin zorluğu göz ardı edlilemez.

   Amerika'nın önderliğinde krizden çıkış formülleri aranırken,yaşlı kıta Avrupa'nın kendi içerisinden su alması,Yunanistan'a dair haberlerde son 1 ayda eur/usd paritesinde 1.20 seviyelerininde altının test edilmesine neden oldu.Takip eden süreç içerisinde tüm Avrupa bankalarına stres testlerinin uygulanacağının yarattığı olumlu düşüncelerle parite kendini 1.25'nde üzerine atarak 1.30 sınırına dayanmış oldu.Paritedeki değer kaybının en fazla yaraladığı ülkelerden biri konumundaki Türkiye'de ise ihracat rakamlarındaki azalma göze battı.Dolar ile borçlanıp Euro ile işlem yapan Türk ihracatçısı içeride zarar etmiş oldu.1.30-1.37 arasındaki paritenin  içeriye etkisinin olacağı görüşümü hala taşımaktayım.

   Anlatmaya çalıştığım zorlu 1 ay içerisinde gösterge borsa niteliğindeki Dow Jones Sanayi Endeksi'nin 10 bin puan seviyelerini aşağı yönlü kırarak 9 bin'lere indiği süreçte,İMKB-100'ün en dip olarak 54 bin'lerde tutunmuş olmasını son derece olumlu buluyorum.Altını koyu renkli bir kalemle çizerek ihtimali düşük olsada 2010 yılında Türk ekonomisine ilişkin gelebilecek bir not artırım haberinin borsayı 65.000-67.000 puanlara kadar taşıyabileceği görüşündeyim.65 bin senaryosunun desteklenmesinin dış konjoktürün fazla bozulmamasına ve referandumun sorunsuz atlatılmasına bağlamayı da unutmadan belirtmek istiyorum.

   Son açıklanan enflasyon verileri ışığında,2010 yılında beklediğim faiz artırımı haberlerini belki yeniden gözden geçirilebilir şeklinde değiştiriyorum.H ve I endekslerinde henüz bozulma olmaması ve mevcut durumun enflasyon tarafında henüz bozulma olmaması ve orta vadeli planlara paralel hareket etmesi mevcut durumun enflasyon tarafında Merkez'i fazla sıkıştırmadığını da düşünürsek,yılın son çeyreğinde olumsuz bir durum yaşanmadığı takdirde faiz artırım sürecini 2011 yılında göreceğimiz ufukta gözükmekte.Enflasyonda yaşanan bu gelişmeler gösterge faizin de %8 seviyelerine yakın seyrinin gözlenmesine neden oldu.Buralardan belki bir miktar kar satışı gelebilir ancak tek haneli rakamların korunacağı kanısındayım.

   Maliye Bakanlığı'nın son açıkladığı verilerde faiz dışı fazla kaleminde göze batacak bir atışın yaşandığı,bütçe disiplininden taviz verilmediğini bizlere anlatıyor.Referandum sürecinde de disiplin anlayışı korunabilirse Türkiye Avrupa'nın önde gelen ekonomileri arasından mutlak suretle sıyrılacaktır.Ekonomik toparlanmanın paralelinde,vergi gelirlerindeki düzenli artış da düşüncemi desteklemekte.Türk bankacılık sektöründe yurt dışından sağlanan sendikasyon kredilerinde sorun yaşanmaması,önde gelen devlet bankalarından birisinin balkanlarda banka almak için arayışta olduğu haberleri 2001 sonrası ne denli düzenli bir yola girdiğimizin adeta resmidir.

   Yurt dışında Avrupa ve Amerika'da 2 farklı temel senaryo izleneceği görüşündeyim.Amerika'nın olası büyümesinin yavaşlasada  devam edeceğinin,konut sektöründeki sorunların ise henüz bitmediğini düşünüyorum.Mali reform eğer yasalaşabilirse,yatırımcı üzerinde abartıldığı kadar baskı yaratmayacağının altını çizmek istiyorum.Konunun Avrupa ayağında ise  hala sorunlar var.Balkanlardan,Portekiz ve İspanya'dan gelen negatif sinyaller 2010 yılının sorunlu geçeceğini göstermekte.Alınan bütçe kısma önlemleri,kredi notu indirimlerini engellesede gelecek açısından sürdürülebildiği takdirde olumlu.Ancak 2010 yılında büyümeyi vurmadan etkisini göstermesi imkansız.

16 Mayıs 2010 Pazar

Euro Birlik Peki Ya Avrupa?

  Yunanistan,Euro'nun krizi,birlik olma çabaları...

  Çok değil,şu an kaleme almakta olduğum yazımdan birkaç yazı öncesinde Yunanistan kökenli mali krizin sadece Atine ile sınırlı kalmayacağını kendimce belirtmeye çalışmıştım.Yine aynı süreçte gerek twitter hesabım üzerinden gerekse blog yazılarımdan eur/usd paritesinin mutlak suretle 1.30 altını deneyeceğini,1.38'li seviyelerden bu yana savunmaktaydım.Gelinen noktada paritenin 1.24 seviyelerini kendine taban edinmeye çalışması tezimi güçlendirmekte,beni de mutlu etmekte.

  İstatiski rakamlarla oynayarak derya deniz AB fonlarından nemasını kapan Yunanistan'ın peşinden sıradaki kim soruları ve indirilen kredi notları dünya borsalarında zirve değerlerden "kar"ına satışlar yapılmasına neden oldu.Bir de bunun üzerine Amerika'da geçtiğimiz sene içerisinde yaşanan piyasa hareketlerini hatırlatan tarzda gün içi %10'luk kayıp yaşandığında panik katsayısı tavan noktaya ulaştı.Stop-loss amacıyla konulan satış emirleri ve "şişman parmak"açıklamaları ne denli tansiyonu düşürmeye yetti bilinmez...Düşünülmesi gereken nokta ise stop-loss noktalarının 10bin puan altında bu kadar hızlı devreye girmesi ve yatırımcıların anlık duygusal davranışları.

  Kemer sıkma politikalarını peşpeşe açıklayan İspanya ve Portekiz'de Atina sokaklarında yaşanan görüntülerin tekrarlanma ihtimali oldukça zayıf.Ancak maaşların 2011 yılında dondurulması fikri iç siyasette gerginlik yaratabilir.Perşembe günü yapılan AMB toplantısının hemen ardından kameralar karşısında beklenen yanıtları vermeyen Trichet,Fed ve Obama vari bir agresif kurtarma planının tam ortasında kendisini bir anda buluverdi.Amerika kökenli Subprime Morgage Krizi'nin ilk zamanlarında olduğu gibi AMB birkez daha ağır hareket etti ve siyasi baskılar sonucunda politik bir karar alarak piyasalarda yaşanan kilitlenmeyi çözmek amacı ile 750 Milyar £ tutarında pasa basımına girişmek zorunda bırakıldı.Devlet tahvillerini satın alarak hem yastık altından borç verme işlemi tamamlanmış olacak hem detahvil faizlerinde yaşanan yükselişler önlenerek rahatlama sağlanmaya çalışılacak.Piyasalarda yeteri derecede dolar likiditesi yokmuş gibi Yunanistan sayesinde bir de nur topu gibi euro rezervimiz oldu.Enflasyon endişelerini Amerika ve Çin'den sonra şimdi de yaşlı kıta Avrupa hissedecek.Avrupa'nın kapısında açıklanan ultra büyüklükte kurtarma paketlerinin likiditelerinin piyasadan çekilme sürecinde hükümetler ve merkez bankaları dikkatli davranmazlarsa belkide 6-8 ay sonra ben buradan "enflasyon ile mücadele" konusunda neler yapılabilir başlığını tartışmaya çalışacağım.Yine aynı süreç içerisinde birkez daha altının ons fiyatında akıl almaz değerler görüleceğinden hedef 2000$'mı diye de soruyor olacağım.Şu anda yapılanları herkesin anlayacağı dilde açıklamaya çalışırsak şayet,pembe bir bulut yaratılarak içerisinden geçişler yapılacak,suni piyasa yaratılarak gösterge faizlere doğrudan müdahele edilecek.

  Kurtarma paketine en fazla parayı Alman hükümetinin koyacak olması,hiperenflasyon nediri en iyi bilen yatırımcıların Alman'lar olması ve Almanya kökenli "enflasyonsavar" altın alışları birkez daha altın madeninin ons fiyatında rekorlar kırılmasına şahit olmamıza olanak tanıdı.Dolar paritesi düşer,altının fiyatı çıkar düşüncesinin yıkılması ve tersi hareketlerin yaşanması bazı tabuların yerinde kalmayacağı görüşünü kendimde sağlamlaştırdı.Altın'ın ons fiyatında görülen 1245$ rakamının açıklaması;riskten kaçış ortamında hem dolar hem altın elele nasılda yükselir sorusunun bal gibi yanıtı.Gözlenen durumun Türkiye'ye yansıması çeyrek altının nihayet 100TL psikolojik sınırını aşması ve her altın ve dolar yükselişini sonunda satış yaparak nihayete erdirebilmeyi öğrenen Türk yatırımcısının değişim süreci.Mutluluk verici...Ders çıkarılmıştır,yola devam...İnşallah!

  Dışarıda tüm bu koşuşturmalar yalşanırken ülkemiz sınırlarında "Mali Kural"ın beninsenmesi sürecini yaşadık.Ali Babacan'ın kamuoyu ile paylaştığı bilgiler doğrultusunda önümüzdeki yıldan itibaren kamu borcu/milli gelir hedefi artık %1 olacak.Yine paralelinde yıllık büyüme hedefi de %5 olarak sabitleniyor.Yüksek büyüme dönemlerinde tasarruf yapılarak krizle karşı karşı kalındığında da tasarruf edilen paranın kullanımına izin veriliyor.Finansal ve mali kriz yaşanmadığı halde gecikmelide olsa ilk önce orta vadeli ekonomik program ve şimdi de mali kural'ın açıklanması istikrarlı bir ortamın sağlanmaya çalışıldığının görüntüleri.Bazı eksiklikler olsa da güzel ve alkışlanası hareketler.Bence tek eksik taraf ise sadece Sayıştay ve Maliye'nin denetimine bırakılması.Devreye denetim noktasında özel ve bağımsız bir bir teşebbüsün girmesi hem denetimin güvenilirliğini hem de şeffaflığını sağlardı.Ayrıca belediye harcamalarının denetlemeye girmesini son derece olumlu buluyorum.Umarım uygulama kısmında hiçbir aksaklık yaşanmaz ve daga yönetilebilir belediye borçları olur.IMF anlaşmasından vazgeçilmesinden sonra geçmişte yapılan hatalara tekrar düşülmemesi için kemer sıkma politikalarının uygulanması ve ekonomide her daim bir "çıpa'nın bulunması ve yasa ile konulması son derece önemli.Yine aynı mali kural,kriz sonrası sıcak para akışını kuşkusuz güvenli liman tanımı içerisinde Türkiye'ye getirmeye yardımcı olur.Gelen para yardımı ile içeride dolar/tl paritesinde yaz aylarında klasik turizm hareketinin yardımı ile zayıflama görülebilir.Kuşkusuz iç ve dış risklerin,eur/usd paritesinin izin verdiği ölçütte.

  Mali Kural'ın halka yansımaları ise mutlaka daha fazka kemer sıkma olacaktır.SGK harcamalarında kısıtlama yapılması şüphesizdir.Memur ve işçilerin ileriki süreçte daha refah bir Türkiye adına daha az zam almalarının olasılığı yüksektir.

  Yazımın sonunda altını tekrar çizmek istediğim husus Avrupa Birliği'nin maalesef birlik olamayarak krizin büyümesine seyirci kalması.Yönetilebilir bir krizken sarmal giderek büyüdü ve diğer ülkelere sıçramasına deyim yerindeyse seyirci kalındı,göz yumuldu.Euro'nun itibarı sarsıldı,birliğe olan kamuoyu güveni büyük yara aldı.Dolar'ın büyük buhran sonrası dünya tarihinin yaşadığı en büyük çaplı ekonomik krizde dahi yatırımcıların tercihi olması,rezerv para konumunu koruyacağının garantisi.Avrupa maalesef birlik olamamıştır.Dünya da tek kutup,süper güç Amerika'nın kalmasına hem ekonomik,hem askeri,hem de siyasi açıdan izin verilmiştir.Emeği geçen herkese teşekkürler...Avrupa Birliği'nde ülkeler yüksek kamu borçlarını devam etttirdikleri süre boyunca yangın kontrol altına alınamaz.Yapılan tüm kurtarma operasyonları sadece günü kurtarmak adına olur.Birliğin gelecekte çekilecek fotoğrafı tek renk siyahtan farksız olmayacaktır.

4 Nisan 2010 Pazar

Veda,Son Değerlendirme Notları...

  Yaklaşık 5 yıllık bir süredir kendi halimde ekonomiye,paritelere,borsalara,emtialara dair birşeyler yazıp çizmeye çalıştım...İlk zamanlarda tamamen meraktan kaynaklanan bir giriş sebebiyle bu işlere başlamış olsamda zamanla bir de baktım ki hayatımın tam da merkezine yerleşmiş "bitmek bilmez ekonomi sevdam"...

   Bugün ise gelinen noktada zorunlu olarak vatani görevimi yerine getirmek için askere gideceğimden bu işlere biraz ara verme vakti üzülerekte olsa geldi,çattı...5 koca yıl içerisine neler sığdırmadık ki beraber?
4 yıllık bir üniversite süreci,iktidar partisinin kapatılma davası ve piyasa üzerindeki muazzam baskısı,petrolün varil fiyatının 160 $ seviyelerini zorlaması,II Dünya Savaşı'nın ardından bu yana dünya'nın gördüğü en büyük ekonomik kriz olan Subprime Mortgage Krizi,Dow Jones önderliğinde İMKB ve diğer global piyasaların dip nedir,nerededir,bir gün bulunur mu sorularının cevaplarını aradığı günler,bitmek bilmeyen trilyonlarca dolar basımı,0-0.25 faiz aralıkları,niceliksel gevşeme yöntemleri ve daha bir sürü şey...

    Faizlerin süratle aşağı çekildiği günlerde indirimlerin etkilerini ekonomilerin canlanması üzerinde en erken 8-12 ay içerisinde göstereceğini anlatmaya çalışmıştık.Özellikle Amerika'dan gelen son veri olan Mart ayı Tarım Dışı İstihdam Rakamları ekonomik canlanmanın yavaş yavaş istihdam üzerinde de etkileşim gösterdiğini doğrulamış oldu.Veri,2 yıl sonra 160.000 kişilik artı yönde istihdamı göstermekte.Yine aynı süreçte bilhassa özel sektör firmaları uzun zaman sonra yeniden stokları yükseltme yönünde aksiyon almaya başlamış gibi görünüyorlar.Bu hareket,ülke ekonomilerine ve yönetimlerine bir nevi güven oyu verme anlamına da gelebilir.Şüphesiz ucuz fonlama maliyetlerinin sonsuza dek devam ettirilmesinin mümkün olması imkan dahilinde değildir.FED mart ayındaki faiz toplantısında yine uzun zaman sonra ilk kez tek günlük bir toplantı icra etti ve faiz artırımı hususunda herkesin beklediği "for an extended period"(uzun bir süreye yayılmış) ifadesini tekrarladı.Ancak faiz artırım sürecinde istihdam rakamları üzerindeki gelişmeleri kendisine referans olacağınında altını kalın bir şekilde çizdi.Nisan ayı ile başlayan 2010 yılının ikinci çeyreğinde peşpeşe 2-3 ay güçlü gelebilecek olan istihdam verileri Amerikan Merkez Bankası'na Sonbahar aylarında faizlerin yeniden yükseltilebileceği mesajını verme zorunluluğu getirebilir.

    IMF anlaşmasının yapılmayacağının artık tüm piyasa oyuncuları tarafından bilinmesi ile beraber ortaya atılan felaket senaryoları şu an için havada kalmış gibi.Zira haberin gelişinden bu yana gösterge tahvilin bileşik faizi %9 seviyelerinin üzerinde çok fazla kalıcı olamadı ve gelen alımlar ile beraber yeniden %8.90 düzeyine geriledi.Yaşanan gerilemede Hazine'nin borç çevirme oranınının %95'lere gerileyeceği ve üzerindeki borçlanma baskısını azaltacağı beklentisi etkisini şüphesiz güçlü bir şekilde belli etti.Bir diğer gösterge olarak yorumlayabileceğimiz İMKB-100 endeksi ise 58.350 puan seviyesine kadar mali sektör hisseleri önderliğinde yükseldi.Zirve denemesinde yabancı yatırımcıların alımları ise göze çarpmakta.Takip eden süreçte dünya için gösterge kabul edilen Dow Jones endeksi ise 11.000 puan seviyesine dayanmış durumda.11bin puan kritik bir seviye.Çünkü,düşüş trendinde psikolojik bir sınır olmuştu ve aşağı yönlü kırılması ile 6.400 puana kadar geri çekilme yaşanmıştı.Dolar/TL paritesi ise 1.55 seviyesini üzerinde kalamadı ve 1.50'yi aşağıya doğru kırma eğiliminde.Euro/Dolar paritesinde ise Yunanistan'a bağlı kaygıların eşliğinde Avrupa Birliği'nin kendi üyesini kurtarmanın mevzu bahis olmasında nasıl birlik olamadığının alelade gün ışığına çıkması ile beraber 1.32 seviyeleri test edildi ve yeniden 1.33'ün üzerine kısa vadeli yükseliş gözlendi.Paritede mutlaka 1.30 seviyesinin deneneceğini yaklaşık 2 aydır 1.40 seviyesinden bu yana tekrarlıyorum.Beklentim paritede zayıflamanın süreceği yönünde.

    Kısmet Merkez Bankalarının faizleri nasıl artıracaklarına dair verecekleri mesajları piyasadan uzakta,askeri kıyafet içerisinde takip etmekmiş.TCMB'nin faiz artırım sürecinde mutlaka FED ve ECB'yi  bekleyeceiğini düşünüyorum.Enflasyonda talep yönlü bir baskının kendisini henüz çok sert bir şekilde göstermemiş olması ve para politikası kurulundan yansıyan açıklamalarda enflasyon yükselişinin geçici olmasının beklendiği,sonbahar ayları ile düşüş sürecine yeniden girmesinin beklendiğinin kamuoyu ile paylaşılması bence olumlu.Ve direk gösterge faiz oranında artırım yapılacağını da düşünmüyorum.Reeskont faizlerinin artırılması ile sürece başlanabilir.Belki munzam karşılık oranları yükseltilebilir.

    Boğa piyasası 2 yıl ve fazlası bir zaman dilimine yayılabilir ve bu çok doğaldır.58.000 yukarısında özellikle ülke borsamız için 60 bin ve üzeri denemeler benim için hayal değil.Argümanımı destekleyen en büyük beklentim ise Türkiye'nin baz etkisi nedeniyle ilk çeyrekte 2009 yılına oranla çift haneli büyüme rakamlarını görmesinin ihtimal dahilinde olması.2009 yılının son çeyreğinde beklentilerin altında gelen daralma rakamı bir yerde düşüncemi destekler nitelikte.Dış borsalara korelasyonumuzun yüksek olduğunuda düşünürsek Dow Jones endeksinde 11.200 belki 11.500'lerin denenmesi ve oralardan gelebilecek bir kar satışı aynı şekilde içeride de yansımasını gösterebilr.Kar satışlarında 53.500 seviyesinin aşağı yönlü kırılması belki kısa vadeli trendin değiştiğinin habericisi niteliğinde olabilir,dikkatle izlenmesi elzemdir.

    Bulabildiğim ilk fırsatta yeniden düşüncelerimi paylaşmak üzere burada olacağıma söz vererek ayrılıyorum...

                                                                                                                            Evdil Orkun GÖDEK

10 Mart 2010 Çarşamba

Bu Sevda Bitmez Derken...

 


  Mayıs 2008
...
  IMF ile imzalanmış olan stand-by anlaşmasının son bulma tarihi...
  Mali piyasalarda yangın henüz soluksuz yanmıyor...

  Mart 2010...
  IMF'den gelen bir açıklama:
  "Türkiye ile artık Stand-By üzerinde çalışmıyoruz!"

  Türk Hazinesi'nden başka bir açıklama:
  "Uluslararası Para Fonu madde IV kapsamında olağan ziyaretini Mayıs ayı içerisinde gerçekleştirecek."

  Tüm bu açıklamalar IMF ile yaklaşık 2 yıldır süregelen müzakerelerin,karşılıklı açıklamaların,piyasadaki beklentilerin,fiyatlanmış pozisyonların son bulduğunun resmidir.Zamanlama doğru mudur diye düşünürsek eğer,piyasalar için anlaşmanın imzalanmayacağının bu denli hazır olduğu başka bir zaman dilimi henüz hatırlamıyorum.Zira,uzunca bir süredir artık IMF konusunda herhangi bir agresif tutum içerisine girilmeyeceği kabul edilmişti.Piyasada fiyatlamalar bu düşünce üzerinden yapılmaktaydı.Belkide gelebilecek bir anlaşma haberi,beklentinin gerçekleşmiş olmasından dolayı olumsuz olarak değerlendirilecek ve piyasa üzerinde satış yönlü bir baskı yaratacaktı.Anlatmaya çalıştığım işin sermaye piyasası ayağı.Diğer taraftan ise,Merkez Bankası'nın yılın ikinci çeyreğine kadar faiz artırımlarına başlama ihtimalinin özellikle yüksek gelen Şubat ayı enflasyonu ve yıl sonu beklenti anketlerinin olumsuz yönde bozulmalarına paralel olarak yükseldiği bu zamanda olumsuz bir IMF haberi bono-tahvil piyasasında negatif bir hareket yaratabilir ve piyasada etkin bir rol sergileyen yerli bankalar satış tarafında yer alırlarsa,faizler yükselebilir.Hazine'nin iç borçlanma oranının zaten yüksek oluşu ise bir diğer korktuğum taraf.Buna paralel olarak ülke dış borç riskinin artık "çıpa" olmadan artış göstermesi içeride dolar/tl kuru üzerinde kısa vadelide olsa baskı unsuru olabilir.

  2010 yılı büyüme rakamının %4-4.7 arasında gelme ihtimali artık daha yüksek.Eğer stand-by anlaşması imzalansaydı büyüme üzerine etkisi kabaca 1-1.5 puan olabilirdi.
Türkiye ekonomisi orta vadeli ekonomik programda açıklanan kriterlere sıkı sıkıya sadık kalarak kamu borcunu düşürür ve sıkı maliye politikalarına yeniden başlayabilirse eğer 2010 yılını fazla zorlanmadan atlatabileceğini düşünüyorum.Global çapta büyüme hızınıda arkasına aldığı takdirde artan ihracat rakamları ve üretim verileri IMF'siz bir senaryoyu karanlık olmaktan çıkarır.Bu noktada tek korkum,2011 genel seçimleri ve artması muhtemel kamu borcu.Geride bıraktığımız yerel seçimlerdeki tablonun yeniden sergilenmesi halinde önüne geçilemeyecek bir bütçe açığı verilir ve toparlanması çok zor olur.Hazine çok dikkatli davranarak borçlanmalı ve borç çevirme oranlarına önem göstermelidir.Haberin borsa üzerindeki etkisi ise kısa vadede olumsuz olacaktır.Ancak,piyasa oyuncularının uzun bir zamandır anlaşma olmayacağı yönündeki düşünceleri dahlinde açmış oldukları pozisyonların uzun vadeye yayılacağını düşünmüyorum.

  Panik yapacak bir durum olduğunu düşünmüyorum.Orta Vadeli Ekonomik Program Türk Ekonomisi için pusula niteliğindedir.Doğru okunmalı ve ona göre uygun adımların atılması yeterli olacaktır.Sadece çok dikkatli olmalıyız.Global ekonomi toparlanma sinyalleri vermekte fakat beklendiği kadar sağlıklı ve ayakları yere basar düzeyde değil.Temkinli davranmakta her zaman fayda vardır.Türk ekonomisi artık hiçbir kurumun çatısı altında değil ve suyun üzerinde tek başına yol almaya çalışıyor.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Piyasa “Risk” Sevmez (!)


  

Dünya ekonomik sisteminde seyrine son hız devam eden global likidite tarih boyunca her daim soluklanmak,biraz olsun nefes almak için fazla gürültülü olmayan,sessiz ortamları tercih etmiştir.Bahsi geçen döngü hiçbir zaman rotasından şaşmadı,şaşmayacaktırda!

  Hafızalarımızı biraz olsun yoklayarak egzersiz yapacak olursak,çok değil daha 2-3 hafta öncesine kadar bu kuralın Euro Bölgesi ve Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik kargaşanın aşılmaya çalışılmasında nasıl işlediğini çok iyi hatırlamış oluruz.
(Bir önceki paylaşmış olduğum yazımda olayı basitleştirerek anlattığımı düşünerek,ayrıntılara şu an için fazlasıyla girmenin konunun dağılmaması açısından faydası olduğunu düşünüyorum)

   Komşudan ekonomiye dair gelen negatif veriler ve endişe verici açıklamalar dolayısı ile hem siyasi hem de para birimi açısından üyesi olduğu Avrupa Birliği’ni de zor duruma soktu.Finansal piyasalarda oluşan kaos ortamı kısa sürede ülke borsalarını 2010 yılındaki zirve değerlerinin altına çekti ve euro/dolar paritesi 1.35 li seviyelere kadar geri çekilme yaşadı.Avrupadan gelen haberlerden anladığımız kadarıyla traderlar Euro’yu Dolar’a karşı satış yönünde aşırı büyüklükte açık pozisyonlar açarak düşüşte taraf rol oynamışlar.Yani Dolar, Euro’ya tercih edildi.Yine aynı süreç içerisinde gösterge olarak kabul ettiğimiz Amerikan Dow Jones Sanayi Endeksi’nin 10.500 puan seviyelerinden aşağıya doğru sert bir satış dalgası ile beraber 10.000 puan ve altı seviyeleri test ettiğine tanık olduk.

            

    İç ekonomik gündeme baktığımız zaman ise, 2009 yılının son günlerinde gelen kredi notu artırımı ve olası IMF anlaşması haberlerinin 2010 yılına yansımasına paralel olarak hem dolar/tl paritesinde hem de borsada olumlu hava seyrini sürdürmekteydi.Komşudan dünya ekonomik gündemine yayılan olumsuz haberlerinde etkisiyle dalgalı seyir içeride endişe verici olmayan boyutlarda, en azından konrol altında olan bir resim çizmiş vaziyetteydi.



    Böyle bir ortamda tercih edilmeyen son seçenek nedir diye düşünürsek eğer; cevabı bir ülkede “siyasi risk/endişe” yaşanmasıdır ve esas konu bu başlık altında başlamaktadır.Dolar’ın Türk Lirası’na karşı son 7 ayın zirvesine tırmanarak 1.55 seviyelerini zorladığı bir ortamda, borsa paritedeki etkiye paralel 3 günlük kaybını %6 seviyelerine taşımıştır.Ve 3 günlük vadeli kontratların net satış tarafında olan yatırım şirketleri yabancı bankalardır...Sebebi gayet açık ve nettir; artan siyasi risk!


      Global likidite karışık durumları,siyasi risk çekişmelerini,gürültüyü patırtıyı sevmez.Bunu hem 2 yıl önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde ve 27 Nisan e-muhtırasında yaşadık hem de genel seçimler öncesi.Mevcut iktidarın yönetime geldiği ilk günlerde ekonominin hızlı bir toparlanma yaşamasında kullandığı en önemli etken tek parti istikrarı ve piyasaya verdiği güvendi.Uygulaya geçirilen ekonomi politikalarının tek tek burada anlatılmasına ve tartışılmasına hiç gerek yok.Ancak ilginç olan nokta Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinden sonra ilk kez bu hafta yabancı yatırım bankalarının Türkiye bürolarının yayınladığı raporlarda ne cari açık riski,ne kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı,ne de 2010 yılında büyümenin ne düzeyde olacağının altı tek başına çizilmedi,yanına bir de artan siyasi risk katsayısı eklendi.Bahsedilen mevzunun üzerinde durulmalı  ve itinayla düşünülmesi gerekmektedir.Dolar kuru bugüne dek genellikle euro/dolar paritesi ve global ekonomik sorunlara doğru orantılı tepkiler vermiş, yansıması İMKB ’de gözlenmişti.Ancak son 3 gündür uzun zamandan sonra ilk kez siyasi gündeme paralel olarak yukarı yönlü artış göstermekte.Sevinilmesi gereken husus bu noktada halkın henüz dolarizasyon etkisine kapılarak kurun yukarı gitmesine etkide bulunmamış olmasıdır.Neyse ki şu an için kur sınırlı bir yükseliş sürecine girmiştir.

   Süreç dahil olan tarafların karşılıklı açıklamaları ile bir nebze yumuşatılabilirse, kayıplar hem türk lirasında hem de borsada hızlı bir şekilde telafi edilerek yerlerine tekrar konulabilirler.Biraz daha karşılık saygı ve özverili hareketler,belki halkı daha fazla bilgilendirici bir tutum hem kutuplaşmayı önler hem de piyasada sert hareketlerin önlenmesi yönünde bir davranış olur kanaatindeyim.

2 Şubat 2010 Salı

Komşu bir "kanat çırpsa"?

 Komşu Yunanistan 1981 yılında Avrupa'nın birlikteliğine katıldı.Birliktelik üyelik ile kalmadı daha sonrada ortak para birimi olan "euro"yu ülke sınırları içerisinde kendi para birimi yerine kullanmaya başladı.Birlikten 27 yılda tam 85 Milyar€ tutarında fon kullandı..

 Avrupa'ya ortak olmak,üyesi konumunda söz sahibi olmak,politikasına yön verebilir olmak tartışmasız bir güç göstergesi hem ekonomik hem de siyasi açıdan.Yunan ekonomisi sanayi üretimine dayalı bir ekonomi olmaktan çok hizmetler sektörüne ve bu bağlamda turizmdeki gelişmelere bağlı bir ekonomidir.Ülke nüfusu 11 milyon olmasına rağmen ülkedeki devlet memuru sayısı 1.5milyon civarındadır.Neredeyse her 1 vatandaşa ortalama 9 memurun düştüğü bir ülkede ikinci dünya savaşından sonra yaşanan en büyük ekonomik kriz sürecinde yapılan genişlemeci maliye ve para politikaları çerçevesinde kamu borçlanmasının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı %12 lere dayandı.Geçtiğimiz yıllara nazaran düşen turizm gelirlerininde etkisiyle yüksek kamu borçluluk oranı bir bakıma risk primi oranlarını artırdı ve buda yaşlı kıta avrupası ekonomisinin sorgulanmasına neden oldu.

 Geride bırakılan son 1.5 yılda başta Amerikan Merkez Bankası önderliğinde olmak üzere faizler sıfır düzeylerine kadar çekildi.Piyasalara uçsuz bucaksız paralar saçıldı ve ekonomilerin yaşam destek makinesine bağlı olarakda olsa yaşatılması sağlandı.2010 yılına girilmesi ile de krizden çıkış stratejileri tartışılmaya,en önde bayrağın hangi ülke tarafından taşınacağı tartışmaları başladı.Tam da bu süreçte AB üyesi Yunanistan'ın üyelik sürecinde bazı "istatiski" rakamları doğru olarak açıklamadığı belli oldu ve yunan ekonomisi iflasın eşiğine kadar geldi.Olay o kadar ciddiydi ki Avrupa Birliği Yunanistan hükümetinden "bağımsız istatistik ofisi"kurulmasını talep etti!

 Peki avrupanın küçük ekonomilerinden olan komşunun bir kanat çırpması diğer ülkelerde kelebek etkisi yaratabilir mi?Sorunun cevabı kısa ve net:
Evet yaratabilir!
Nasıl mı?

 İşin iflas boyutunun Yunanistan ile sınırlı kalmayacağı yönünde bazı öngörüler var...Sıradaki diğer üye ülkelerin Portekiz ve İspanya olabileceği kulislerde konuşulmakta ve oldukça sık bir düzeyde tekrar edilmekte.Bunun sonucunda Avrupa Birliği ve para birimi Euro'nun kredibilitesi sorgulanır bir hal alacaktır.Zira,son 1 haftada eur/usd paritesi iflas korkuları ile beraber 1.43 düzeylerinden 1.38 lere kadar gerileyerek değer kaybetti.Paritedeki hareketlilik global piyasalarıda yanına alarak Çin'den Amerikan borsalarına kadar belli düzeyde aşağı yönlü düzeltme hareketleri yaşanmasına neden oldu.Yani komşu bir kanat çırpsa ardına aldığı rüzgar dalga dalga kıta avrupası ve dünyayı sallayabilecek düzeyde.Bu hususda bir örnek daha...
Yunan tahvillerini en fazla bünyesinde bulunduran AB ülkesi Almanya!Ekonomisindeki herhangi bir bozulma sanayi devi Almanya'yı da etkileyebilir.

 Yunan hazinesi geçtiğimiz hafta adı tahvil ihalesi olan aslında herkesin apaçık bildiği bir şekilde "borç bulma"çabasına girişti.Kısmende başarılı oldu.Söylentiler Çin hükümetine telefonla 25 Milyar€ tutarında tahvil alması teklifinde bulunduğu yönünde.Her ne kadar iki ülke tarafından da yalanlanmış olsada,tartışma bu noktalara kadar gelmiş durumda...

30 Ocak 2010 Cumartesi

2010 HIZLI BAŞLADI !

 2009 yılını tam bitirmek üzereydik ki aralık ayının son günlerinde bir IMF haberi daha geliverdi,son dakika şeklinde...Tıpkı 2008 yılının Mayıs ayından bu yana olduğu gibi!Habere göre görüşmelerde pürüz kalmamıştı,son aşamadaydı hatta anlaşma haberi birkaç gün içerisinde geliyordu.

 2010 yılı başladı,Ocak ayı neredeyse bitiyor,haber hala yok..Kim ne derse desin siyasi iradeyi IMF konusunda şüphesiz tebrik etmek gerek.Piyasalarda ne zaman bir stres oluşumu gözlense,yabancı çıkışı kaydedilse IMF haberi sonuna kadar kullanıldı.Zaten önemli olanda mali piyasalarda beklentilerin yönetimi değil midir?Sonuna kadar bu beklenti yönetilmiş midir?Sanırım hayır diyen yoktur!O halde tebrik etmek elzemdir...

 Krizin en sancılı günlerinde,piyasaların nakit darlığına düştüğü anlarda,dış ticaret açığımız küçülürken,dolar almış başını 1.80 lere giderken IMF ile anlaşma imzalanmadıysa şu dakikadan sonra gerek var mıdır?Bence yoktur,hatta gereksizdir...Anlaşma yapılsa Türkiye'nin karı ne olur diye düşünürsek eğer;2010 yılı ekonomik büyümesine kağıt üzerinde 1-1.5 puan ek katkı yapacağı şüphesizdir,tartışılmaz bir gerçektir...Son zamanlarda "dünyaca ünlü" kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen gerek görünüm düzeltimi,gerekse de not artırım haberleri ile de kanımca gerekli kredibilite sağlanmıştır,ülke ekonomisi hakkında bir kuşku kalmamıştır...Orta Vadeli Ekonomik Program'ın kamuoyuna duyurulması ile de ekonomi yönetiminin neler yapacağı,yapmak için kendini bağlayıcı hangi şartlar altına gireceğide şeffaf bir şekilde belirtilmişse şu dakikadan sonra olası bir stand-by anlaşmasının ülkemize ekstra bir katkısı olacağına inanmak biraz güç.Bu noktada özel sektör için dış borçların ne olacağı hususunu gündeme taşımak biraz komik gibi sanki...Zira,2009 yılında türk özel sektörünün dış borç servisinde aşırı bir güçlük yaşamadığı gerek Merkez Bankası verilerinde gerekse de sektörden gelen açıklamalar ile teyit edilmiş oldu.O halde işin bu tarafında sorun olmadığına göre?

1 Ocak 2010 Cuma

2010 YILI “DOLAR” IN OLSUN;MESELA…




 Varsayalım ki 2010 yılı dünyanın rezerv parası olarak nitelendirilen “amerikan doları’nın” altın yılı olsun ve bu düşünce üzerine birkaç mantık yürütmeye çalışalım.

 2008 ve 2009 yılları dünya ekonomilerinin iflasın eşiğine dayanmaları sonucu girişilen likidite operasyonları ile geldi geçti.Merkez Bankaları FED önderliğinde politika faizlerini tarihi seviyelere(%0-0.25 aralığı) kadar çektiler ve piyasaları canlı tutma çabası içerisinde oldular.Tüm bu yapılan kriz operasyonları sonucunda da Amerikan Dolar’ı Avrupa Birliği’nin ortak birimi Euro ve diğer ulusal para birimleri karşısında hızla değer kaybetti.Öyle ki Japon Yen’i için kullanılan “carry trade” benzetmesi artık Amerikan Dolar’ı için kullanılır hale gelmişti.

 2010 yılına girişimiz ile beraber temel senaryo aslında değişme sinyalleri  verme zorunluluğu içerisinde.Artık çok büyük banka ve özel şirket iflasları, riskin her daim var olması ile beraber, neredeyse yok denilecek kadar az düzeylerde ve piyasalara verilen likiditelerin bir şekilde “enflasyon riski” yaratmadan, küresel aktörleri de rahatsız etmeden çekilmesi şart.Genel kanı 2010 yılında artı büyüme görülme olasılığının eksi büyüme görülme riskinden kat ve kat fazla olduğu yönünde.Krizden çıkış sürecinde bayrağı yine Amerika Birleşik Devletleri’nin taşımasının beklendiği bir ortamda doğal olarak para biriminin de değer kazanması çok da şaşırtıcı bir sonuç olmasa gerek.

 Bu varsayım ile değerlendirmeye başlanıldığında dolar’ın değer kazanması öncelikle merkez bankası FED’in faizleri arttırma süreci içerisine girmesi ile başlar.Bu bağlamda piyasadan geri çekilme operasyonlarının  da sürece destek vermesi ile “arz/talep” ilişkisine bağlı olarak dolar global ekonomilerde değerlenmeye başlar.Euro/Dolar paritesinde ilk etapta 1.40 ve altı seviyelerin görülmesi özellikle gelişmekte olan ülke para birimlerinde de değer kaybı sürecinin yanında getirir ve ulusal paralara karşı bir saldırı atağı görülmesi olasıdır.Akabinde ihracat ve ithalat rakamlarının sanayi üretimi  ve kapasite kullanım oranlarına paralel olarak pozitif yönlü bir seyir izlemesi ülke ekonomilerinde “dış ticaret açıkları” verilmesi resmini karşımıza çıkarır.Bu resmi son olarak “enflasyon artışları” nın ilk sinyallerinin gelmesi ile beraber merkez bankaları’nın “faiz artırımları”na başlamaları tamamlar


 Dolar’ın değer kazanması genellikle yatırımcıların ve ülke borsalarının sevmediği bir durumdur ve verilen tepkiler ilk etapta “satış”yönlüdür.Elbette özellikle de kriz ile beraber arz/talep ilişkisine bakılmaksızın tarihi zirve değerlerini test eden Altın’da da aşağı yönlü bir seyir izlenmesi olası bir gözlemdir.Çünkü,kriz ile yatırımcılar geçmişten bu yana kalma alışkanlıklarını tekrar etmiş ve güvenli liman olarak gördükleri Altın’da alış yapmışlardı.

 Altın gibi arz/talep ilişkisine bakılmaksızın “spekülatif” olarak hareket edebilen bir diğer emtia ürünü Petrol de ise dolar’ın değer kazanması farklı yorumlara açıktır.Krizin en şiddetli günlerinde ülkelerin iç taleplerindeki daralmalar sonucu petrol fiyatları hızla düşmüştü.Aynı süreç zarfında dolar euro’ya karşı paritede hızla değer kazanmış ve 1.30’lu seviyelerin altını test etmişti.Ancak bundan birkaç yıl öncesinde petrol tamamen spekülatif olarak büyük hedge fon yatırımları sonucu 160$ seviyelerini zorlarken  parite 1.60 değerlerindeydi.

 Dolar’ın değer kazanması mutlak surette bono ve tahvil faizleri üzerinde baskı yaratacak ve yukarı yönlü hızlı hareketler gözlenecektir.Faizde yukarı hareketlerin yaşanması ülke hazineleri üzerinde maliyet baskısı yaratacak ve borçlanmalarda zorluklar yaşanacaktır.Özelliklede “gelişmekte olan ülke”lerde ucuz fon girişinin yaratılması çabalarının artacağı bu dönemde rekabetin hat safhada olması şüphesizdir.

 Kuşkusuz bir daha bu büyüklükte bir krizin yaşanmaması için mali piyalarda gözetim ve regülasyonların artması ile artık kolay para yaratılması eskisi kadar basit ve zahmetsiz olmayacaktır.